Temel Amaç Değişmez

    IMF - Dünya Bankası politikalarının ana amacı, uluslararası sermaye dolaşımını önleyen ya da sınırlayan engelleri ortadan kaldırmaktır. Bu engeller, kalkınma yoluna girerek kendi kendine yeterli hale gelmeye çalışan ulus - devlete sahip bağımsız ülkeleri koruyan yapılardır. Sermaye birikimi sınırlı ve teknolojik yetersizlik içindeki bu tür ülkeler üzerinde etki kurmanın en geçerli yolu, korumacı önlemleri kaldırarak sürekliliği olan bir borçlanma ilişkisinin kurulması ve bu ilişkinin kalıcı hale getirilmesidir; bu yöntem basittir ama son derece etkilidir.
    IMF ve Dünya Bankası'nın borçlandırma politikalarında birbiriyle başarılı bir biçimde ilişkilendirilmiş iki temel unsur vardır. Başlangıçta bu kuruluşlardan borç almak "dünyanın en kolay" işidir. Borçlandırma ilişkisi kurulduktan sonra yeni bir aşamaya geçilir ve giderek artan biçimde, sosyal boyutu olan politik istekler devreye sokulur. Borç oranlan yükseldikçe, politik isteklerin kapsamı da genişler ve azgelişmiş ülkeler IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla büyük devlet politikalarına teslim olurlar. Bu teslimiyet, doğal ve kaçınılmaz olarak gerçek bir ulusal çözülüş bunalımının başlangıcı olur. Bu duruma gelmiş olan azgelişmiş ülkeler için artık söz konusu olan, kalkınma ya da ekonomik büyüme hedeflerini gerçekleştirmek değil, ulusal varlıklarını sürdürüp sürdürememe sorunudur.
    Türkiye bu aşamaya gelmiş bir ülkedir. Ancak çok yönlü olumsuzluklara karşın diğer ülkelerden farklı bir konuma sahiptir. Gelinen noktanın yarattığı tehlikeli tehdide ve ağır sarılmışlık koşullarına karşın, ulusal yansılar (refleksler) kendiliğinden ortaya çıkmış ve anti - emperyalist içeriğe sahip bir toplumsal tepki oluşmaya başlamıştır.
    Türkiye, Batı destekli PKK terörünü durdurmuş, kuzey Irak'ta Kürt devleti kurma girişimlerini önlemiş, Milli Siyaset Belgesi'ni değiştirmiş, Milli Askeri Strateji Konsept'ini (MASK) yenilemiş ve ülke yönetimine çeki düzen vermek için yasadışı oluşumlara ve yolsuzluklara karşı bir dizi önlem almıştır. 28 Şubat süreciyle, Cumhuriyet'in temel ilkeleri koruma altına alınmış ve saptanan önlemler dizisi, tüm engellemelere karşın etkisini göstermiştir. Türk halkı, ulusal haklarına sahip çıkarak 28 Şubat'ı sahiplenmiş ve kurtuluş yolu olarak Atatürkçülüğe yönelmiştir. Küresel politikalara karşı oluşan toplumsal muhalefet, IMF - Dünya Bankası - AB ilişkilerini sorgulayan ve eleştiren ulusal bir bilince dönüşmeye başlamıştır. Batılı devletler, bu tür gelişmeleri kendileri için "küresel tehdid" olarak görmekte ve bu "tehdidi" yok etmek için askeri güç kullanmak dahil, dünyanın her yerine müdahale etmekten çekinmeyeceklerini açıklamaktadırlar. Irak ve Yugoslavya'da bunun uygulamaları yapılmıştır.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>