Kemal Derviş Ne Yapacak?

    Kemal Derviş olayı, büyük devlet politikalarının yön verdiği küresel ilişkiler düzeni içinde ele alınmalıdır. Türk halkı; politikacılar, iş çevreleri ve medyanın ileri sürdüğü görüşlere ve yapmaya çalıştığı tek yanlı yönlendirmelere kanmamalıdır. Türkiye'nin büyüyen sorunları herkesin görebileceği bir biçimde ortada durmaktadır ve bu sorunların kaynağı, Kemal Derviş'in neredeyse bir "ömür boyu" çalıştığı Dünya Bankası ve benzeri kuruluşlardır. Türkiye'yi yıkıma götüren 24 Ocak 1980 Kararları'nın ön hazırlıklarını Dünya Bankası'nın "güvenilir" elemanı olarak Kemal Derviş yapmıştır. 1978 yılında, Dünya Bankası adına hazırladığı "Türkiye Raporu"nda şunları yazmıştı: "Türkiye'de kimya, temel makine ve imalat, maden işleme gibi ağır sanayilerde gelişme beklenmesi gerçekçi davranış değildir. Kaynaklar ihracata yönelik hafif sanayi dallarına kaydırılmalıdır, ağır sanayiden gelişme beklenmemelidir. Türkiye, tek bir devalüasyon ile yetinmemeli, devalüasyonu sürekli hale getirmelidir." 51 Azgelişmiş bir ülkenin ekonomisini bu raporu yazan Kemal Derviş'e bırakması, halk deyimiyle "Kediye ciğer emanet etmekten" başka bir şey değildir.
    Üretimsizliği, teknolojik yetersizliği ve sınırsız ithalatıyla Türk ekonomisinin sorunları bellidir. Türkiye'nin iç - dış borç toplamı 200 milyar doları aşmıştır; 26,8 milyar dolarlık dış ticaret açığıyla dünya ikincisidir; ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde ellilere düşmüştür; ürettiğinden çok tüketmektedir; sürekli borç bulmak zorundadır. Yaşanan sorunlara karşı alınması gereken önlemleri ve doğru yolu görmek zor değildir. Bu yol, kendi gücüne dayanarak varlığını sürdürecek ve dış rekabete karşı korunacak ulusal ekonominin yaratılmasıdır. Türkiye bu yolu, 1923 - 1938 arasında denemiş ve elde ettiği başarılarla azgelişmiş uluslara örnek olmuş bir ülkedir. Bugünkü Çin bunun en açık kanıtıdır. Türk Devrimi'nin yarattığı modelin, taşıdığı önem ve prestijin etkili gücünü en iyi Batılılar biliyor. Bu nedenle, IMF ve AB isteklerinden oluşan programlara artık "Ulusal Program" adı veriliyor. Alman Nasyonel Sosyalist Partisi ne kadar sosyalist ise "Ulusal Programlar" da o kadar ulusaldır.
    Uluslararası üne sahip bir "uzman" olarak sunulan Kemal Derviş, Türkiye'de ne yapacaktır ? Olacak şudur; Türkiye'yi tükenişe götüren IMF - Dünya Bankası Programları, uygulama yoğunluğu arttırılarak sürdürülecektir. Ulus - devlet varlığının ekonomik dayanakları olan KiT'ler, stratejik öneme sahip kamusal değerler özelleştirme adıyla yok edilecek, bulunabilirse yüksek faizli ve kısa vadeli borç alınacak, kamu bankaları ve sermaye piyasası deliksiz bir biçimde dış denetime bağlanacaktır. Bunlar, görmek ve izlemekten artık usandığımız, bilinen ve insana sıkıntı veren IMF klasikleridir. Bu yöntemlerle, belki birkaç yıl kazanılacaktır ama arkadan yeni bunalımlarla gerçek anlamda bir ekonomik, sosyal ve ulusal çözülüş yaşanacaktır.
    Özellikle 24 Ocak 1980'den sonra, uluslararası mali sermaye işleyişine bağlanmış olan Türk ekonomisi, büyük oranda rantiye kârlarına ve büyük banka çıkarlarının korunmasına indirgenmiştir. Yirmi yıllık süreç içinde yönetime gelen tüm hükümetler, bu yönde hazırlanan programlan uygulamış ve bu uygulama günümüzde, 57. Hükümet ve Cottarelli aracılığıyla engelsiz bir biçimde sürdürülmüştür. Kurulmuş ve geliştirilmiş ilişkiler ağı içinde dışarıdan getirilen yeni bir kişinin uygulanan programların temel niteliklerine yönelik değişiklik yapması mümkün değildir. Bu programlar, IMF ve Dünya Bankası'nın varlık nedenini oluşturan bir anlayışın ürünüdür ve elli yıldır dünyanın her yerinde, uygulanmıştır. Yaşanan ve yaşanmakta olan bu gerçek, artık herkesin görebildiği bir açıklıkta ortada dururken, Kemal Derviş Türkiye'ye "yönetici" olarak neden gönderilmiştir? Bu soruya yanıt verilmesi gerekir.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>