Egemenliğin Ne Kadarı Ulusun ?

    Ulusal egemenlik kavramı Türkiye'de uzunca bir süredir işlenmekteydi. İş dünyasında, politik çevrelerde ve medyada; globalleşme nedeniyle ulusal sınırların önemini yitirdiği, dünyanın küçülerek tek bir pazar haline geldiği ve ulusal egemenlik işleyişinin artık ortadan kalktığı yönünde görüşler ileri sürülüyordu. O günlerde şunlar yazılıp söyleniyordu: Sakıp Sabancı : "Gaston Tom ve Emile Noel gibi iki numune adam bulacağız. Bizi AB'ne taşımak için Başbakanın altında tam yetkili olarak çalışacaklar" 40 Mehmet Ali Birand; "Türkiye, sadece Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir", 41 Çetin Altan ; "Türkleri Türkler yönetiyor. Peki iyi mi yönetiyor? Mesele yöneten ve yönetilen meselesidir ve bu işin yabancısı olmaz. îşi bilen ve bilmeyen vardır, teknik bir meseledir" 42, Hikmet Sami Türk ; "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir hükmünü düzenleyen Anayasa'nın 6. maddesi yeniden düzenlenmelidir. Bu düzenlemede, egemenlik kavramı, aday üyelik süreci dahil olmak üzere Avrupa Birliği'ni de içine alacak şekilde genişletilmelidir." 43
    Tartışmalar sürecinde dile getirilen görüşler ve bu görüşlere uygun davranışlar bir bütün halinde değerlendirildiğinde, Dünya Bankası'ndan Türkiye'ye "yönetici" getirilmesinin ne anlama geldiği gerçek boyutlarıyla kavranacaktır.
    Kaynağını mandacılıktan alan bu girişim, ekonomik yetmezlik içine düşen azgelişmiş ülkelerde denetimsiz bir ortam yaratmaktadır. Kamuoyu, sürekli ve tek yanlı propagandalarla etki altına alınmış, halk yoksul ve örgütsüz hale getirilmiş ve ulusal direnç noktaları her yönden ustaca sarılmıştır. Ağır toplumsal sorunlarla baskı altına alınan ve kendine olan güveni yitirtilen kitleler, kurtarıcı bekler hale gelmiştir. İnsanlar o denli çaresizdir ki durumlarının düzeltileceğine yönelik verilen her söze inanma ihtiyacı içindedirler. Doğruyla yanlışın, iyiyle kötünün, gerçekle yalanın birbirine karıştığı kaos ortamında kamuoyunu etkileme olanaklarına sahip mali gücü yüksek erk sahipleri; sorunların kaynağı kendileri olmasına karşın, değişik biçimlerle ve kolayca ortaya kurtarıcı olarak çıkabilirler. Küreselleşme adı verilen emperyalist sistemin, uluslararası ilişkilere egemen kıldığı yeni biçim budur. Azgelişmiş ülkeler üzerinde artık asker ve silahla değil yerli işbirlikçiler ve paranın gücüyle etkinlik kurulmaktadır. Küreselleşme adıyla meşrulaştırılmak istenen bu işleyişi anlatan en iyi tanımlama yeni - sömürgecilik ya da "yeni-mandacılıktır."

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>