BUNALIM KOPYALAMAK

(Yazılış Tarihi: 10.03.2001)

    29 Kasım mali bunalımından iki ay sonra ortaya yeni bir kriz daha çıktı. Dünyanın en ünlü yatırım fonlarından Merrill Lynch müşterilerine gönderdiği bir raporla, "Türkiye'den çekilmelerini" istedi ve bir Fransız, iki Japon bankasının yanı sıra Deutche Bank ve Commerzbank gibi büyük işlem hacmine sahip bankalar Türkiye sermaye piyasasından hızla çekildiler; 19 Şubat 2001 günü yalnızca öğleye kadarki yarım günde 2.8 milyar dolarlık bir çıkış gerçekleşti; 31 sonraki iki günde çekilen para miktarı 5.5 milyar dolara çıktı, Merkez Bankası 7.6 milyar dolar sattı. 32 Bilindiği gibi 29 Kasım mali bunalımı da, Amerikan merkezli iki korsan spekülatör firmanın (hacker fund) yabancı bir banka aracılığıyla aniden bir milyar dolar çekmesiyle başlamıştı. 33
    20 Şubat 2001 günü yaşananlar, 29 Kasım 2000'de yaşanılanların bir tekrar filmi gibiydi. İMKB 100 hisseleri iki gün içinde % 29 değer yitirmiş, Hazine % 145 ile borçlanmaya gitmiş ve gecelik repo faizleri % 7500'e çıkmıştı. Yabancılar yine döviz toplamış, yurt dışına yoğun döviz çıkışı olmuş ve bankalar döviz piyasasında birbirlerine borç vermeyi durdurmuşlardı. Türkiye'den çıkan döviz tutarı bir haftada 10.4 milyar doları bulmuştu. 34 Ancak bu kez, daha önemli bir başka sonuç ortaya çıkmış ve Türk Lirası yüksek oranla devalüe edilmişti. Bu uygulamayla, Türkiye bir gecede % 40 yoksullaşmış ve dış borç stoğu bir anda 29,3 katrilyon lira artmıştı. 35
    "Şubat Krizi" de, Kasım'da olduğu gibi yapay bir "krizdi" ve doğrudan IMF tarafından düzenlenmişti. Bu gerçeği, 57.Hükümetten başka hemen herkes görüyor ve dile getiriyordu. Dünyanın önde gelen haber ajanslarından Reuters, Türkiyedeki krizin IMF kaynaklı olduğunu açıklarken; piyasa stratejisti Paul Luke, "IMF desteklemese Türkiye şu anda çok daha iyi durumda olurdu" 36 diyordu.
    Reuters ve Paul Luke'nin yorumları, IMF'den 1990 larda istifa eden Granadalı Ekonomist Davidson Budhoo'nun IMF hakkında yaptığı genel saptamayla tam bir uyum içindeydi. Budhoo'nun saptaması şöyleydi: "IMF'nin görevi yoksul ülkelerdeki ekonomik olayların, Batının gelişmiş ekonomilerinin yararına olacak şekilde yönlendirilmesi ve yönetilmesidir. IMF'nin yapısal uyum programlarını reddederek IMF'nin iradesine karşı gelen ülke, derhal uluslararası alanda tecrit edilmekte ve dizleri üzerinde kendisine yalvarmaya gelinceye kadar zorlanmaktadır." 37
    Türkiye'deki "bilinen" etkili çevreler, bunalımın nedeni olarak, Başbakan'ın MGK'nda Cumhurbaşkanı'yla giriştiği tartışmayı gösterdiler; televizyon ve gazeteler konuyu hep bu eksen üzerinde ele aldı. Oysa yaşanan bunalımın nedenleri derinlere gidiyordu ve "ağız dalaşıyla" açıklanacak türden değildi.
    Hükümet yetkilileri, ortaya çıkan tablo karşısında şaşkın ve garip açıklamalar yaptılar. Türk parası % 40 değer yitirmişken, "enflasyonu düşürme programından vazgeçmediklerini" açıkladılar. Giderek kısık hale gelen seslerle bu tür krizlerin her zaman olabileceğini, bu gelişmelerin "yapısal uyum çalışmalarını aksatmayacağını" ve "durumun kısa bir süre sonra düzeleceğini" söylediler; Türk halkı için güvenilirliklerini tam olarak yitirmiş olan politikacılar, güven vermeye yönelik etkisiz açıklamalar yaptılar.
    TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan, yaşanan olayları, IMF yöneticilerinin bile yapmadığı bir biçimde ele aldı ve bunalım nedeninin, IMF isteklerinin yeterince yerine getirilmemesi olduğunu söyleyerek Hükümeti suçladı. Oysa Hükümet belki de dünyanın en "söz dinler" Hükümetiydi ve IMF isteklerini eksiksiz yerine getirmişti. Ancak Özilhan'a göre yapılanlar yeterli değildi ve daha fazla şeyler yapılmalıydı.
    TÜSİAD Başkanı; "IMF, Hükümete reçeteyi verdi. Ancak Hükümet yapısal reformları yapmamaya , tedbirleri almamaya, yasaları ileri atmaya başladı. Yurt dışı finans sektörü, yatırımcı inancını kaybetti. Hükümet niyet anlaşmasında ortaya konan taahhütleri yerine getirmedi. Mali milat olarak Telekom,THY özelleştirilecek dendi, bir bakan çıktı ben bunları özelleştirmem dedi. Hükümet içinde programa inanmayanlar programı sabote etti" 38 diyordu.
    Bu sözler aslında, Türkiye'ye yönelik Batı isteklerinin dile getirilmesiydi ve 20 Şubat bunalımının çıkarılış nedenini de açıklamış oluyordu. Söylenen açıkça şuydu; karar süreçlerinde herhangi bir etkisi olmasa bile, hiçbir Hükümet üyesi IMF'ye karşı söz söylememeli ve hükümetin uygulama yetkileri daha çok denetim altına alınmalıydı. "Yatırımcı inancını kaybetmiş olan yurtdışı finans sektörünün" inancı, ancak bu yolla geri getirilebilirdi !.. Türkiye bunalımlardan ancak böyle kurtulurdu!

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>