Gizli İşgal Olgusu

    Kemal Derviş'in bu sözleri ile, iktidar ve muhalefetiyle hemen tüm partilerin; "seçimin sonucu ne olursa olsun programın uygulanmasına devam edilecektir" biçimindeki açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde ortaya ürkütücü bir tablo çıkacaktır. Ürkütücü olan, partilerin Türkiye'nin geleceğini bugünden belirleyen önemli bir konuda yanlış düşünüyor olmaları değildir. Eğer böyle olsaydı bu, ülke içi dinamiklerden kaynaklanan, giderilmesi mümkün bir olumsuzluk olurdu. Ürkütücü olan, siyasi partiler arasında ortak görüş haline gelen bu tutumun, uluslararası güçlerin istek ve özlemleriyle tam olarak örtüşmesi ve partilerin bu örtüşmeyi varlıklarının nedeni olarak görmeleridir. Dışarda oluşturularak Türkiye'ye dayatılan istekler, partiler aracılığıyla iç politikanın belirleyici öğesi durumuna getirilmekte ve bu istekler halka, Türkiye'nin yaşadığı sorunlardan kurtulması için yapması gereken işler olarak sunulmaktadır; bu ise, dış isteğin yerel unsur haline getirilmesi demektir. Siyasi alanla sınırlı kalmayan ve ekonomiden yönetim yapısına, kültürden eğitime dek toplumun hemen tümünü kapsayan bu durum, "emperyalizmin içsel olgu haline gelmesi" ya da "gizli işgal" olgusunun ortaya çıkmasından başka bir şey değildir. Ürkütücü olan budur.
    Politikacıların kendi yetkilerini, Kemal Derviş'e, bağlı olarak da dış örgütlere devretmesinin en açık göstergesi, Bankalar Yasası ve Merkez Bankası'nın "özerkleştirilmesidir". Başbakan Bülent Ecevit'in daha sonra "ölçüyü biraz kaçırdık" 29 dediği bu uygulama ve Derviş'in faaliyetleri ile ilgili olarak Fransız Le Monde gazetesi 26 Nisan 2001'de şunları yazıyordu : "Ekonominin yeni patronu Kemal Derviş, Ankara'da birçok cephede birden mücadele veriyor. Hükümet üyelerinin, devletin ve siyasilerin, ekonominin özellikle de Merkez Bankası ve diğer kamu bankaları üzerindeki yetkilerini kaldırmayı hedefliyor." 30
    "Gizli işgal" olgusunun toplum üzerinde kurduğu "gizli baskı", ulusal direnci harekete geçiren askeri işgalden, çok daha etkilidir ve kendini gizleyen yöntemlerle, düzenin kendisi haline gelmiştir. "Baskının düzen" ya da "düzenin baskı" haline gelmesi, ne denirse densin yaşanan somut gerçek; toplumsal ve bireysel hakların yitirilmesi, ulusal çözülme ve yoksullaşma olmaktadır. Bu gerçeği fark edip dile getirenler, örgütlenmeye yönelenler ve halka bilgi götürenlerin baskıyla karşılaşması kaçınılmazdır. Baskının türü her zaman kaba şiddet olmayacaktır. Ekonomik ve siyasi tecrit; basında ambargo ya da idari yapılardan uzak tutulma, geçerli yöntemlerdir. Kemal Derviş'in yaptıklarını, geldiği yeri ve geliş biçimini eleştirmek, söz konusu yöntemlerle karşılaşmak demektir; bu tür eleştiriler, yasası olmayan suçlar olarak, "görünmez" ve "açıklanmaz" ilişkilerle "el altından" cezalandırılır hale gelmiştir.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>