Sıradışı Yetkiler

    Kemal Derviş kendisine verilen yetkiyi en geniş biçimde ve büyük bir özgürlük içinde kullandı; hemen her olaya müdahale etti; hükümet ona sormadan iş yapamaz hale gelmişti. Enis Öksüz ve Hüsnü Yusuf Gökalp gibi düşüncesini "sesli ifade eden" bakanlar hemen medya saldırısına uğruyordu. Bürokratlar ses çıkaramıyor, eleştiri yapanlar basın ve "iş dünyasında" tecrit ediliyordu.
    Türkiye, yumuşak konuşan, kibar davranışlı bir görüntü arkasında dış destek, para ve iletişim gücüne dayanan bir tür otoriter yönetim altına girmişti. Bu herkesin yaşadığı, ancak çok az sayıdaki insanın dile getirdiği bir gerçekti. Yumuşak davranışlar arkasında gizlenen sert tavır, karşı çıkma ve eleştiriyle karşılaştığında gerçek niteliğiyle hemen ortaya çıkıyor ve kurulmuş olan otoriter disiplinden en küçük bir ödün bile verilmiyordu. İşadamları, sendikalar, uluslararası örgüt temsilcileri, yabancı misyon şefleri ile görüşülüyor; devletin kilit mevkilerine atamalar yapılıyor; çıkarılacak yasaların zaman ve niteliği belirleniyor; bakan dahil beğenilmeyen kadrolar tasfiye ediliyordu. Türkiye'de, adeta "tek adam" egemenliğine dayanan bir "demokrasi" oyunu oynanıyor, ağır yaşam koşulları altında yaşayan halkın sorunlarıyla ilgilenen olmuyordu.
    Kitlelerin yoksul ve örgütsüz kılınmış olması iç ya da dış çıkar guruplarına geniş bir serbest alan yaratmaktadır. Bu durum geneldir ve her ülke için her dönemde geçerlidir. İşsizlik, yoksulluk ve örgütsüzlüğün ağır baskısı insanları, doğruyu yanlışı göremeyen, haklarını savunamayan edilgen kalabalıklar haline getirir; karışık ve karmaşık bir ortam oluşur. İletişim araçları, böyle ortamlarda olağanüstü önem kazanır. Medya, düşünsel teröre dönüşen propagandasıyla, siyasi bozulma ve ulusal yozlaşmanın aracı haline gelir. Para ve medya artık "herşeyin" belirleyicisidir. Toplumun yeni egemenleri bunlardır. Yaratılan sürekli bunalım ortamında, yönetim yapısını işlemez hale getiren uygulamalar yapılır; "yapısal reformlar" adı verilen bu uygulamalarla bozulma kalıcı hale getirilir. Bu konuda Türkiye'de o denli ileri gidilmiş, o denli "başarı" sağlanmıştır ki, uygulama sahipleri artık yapılanları açıklamakta bir sakınca görmemektedir. Kemal Derviş'in 1 Mayıs 2002'de söylediği şu sözler bu durumu açıkça ortaya koymaktadır: "Krizle birlikte Türkiye'de önemli yapısal reformlar gerçekleştirdik. Bundan sonra, parlamentoya hangi hükümet gelirse gelsin hiçbiri geriye dönüşü gerçekleştirmeye cesaret edemeyecektir. Örneğin, hiç kimse, 'Biz Merkez Bankası'nın durumunu değiştirmek istiyoruz' diyemeyecektir." 28

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>