ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

MALİ BUNALIMLAR VE SONUÇLARI
    9 Aralık Kararlarının Yapay Çocuğu :
Kasım Bunalımı


    9 Aralık Kararlarından tam bir yıl sonra Türkiye, kimsenin beklemediği bir anda, ani bir mali bunalımla karşılaştı. 29 Kasım 2000 Çarşamba günü ortaya çıkan ve basının "Kara Çarşamba" adını verdiği bunalım, borsa ve bankaları etkisi altına aldı, mali piyasalarda sıra dışı olaylar yaşandı. 18 Ocak 2000'de 19.557 puana dek yükselen ve yıl içinde düşüş gösteren IMKB - 100 endeksi, yalnızca 29 Kasım günü % 10 değer yitirdi. Bu düşüşle borsadaki değer yitimi, yıl içindekilerle birlikte toplam % 59,2'ye ulaştı ve 7977 puan oldu. Güvenin yitirildiği bir ortamda bankalar birbirlerine para vermedi ve gecelik repo faizleri % 1700'e kadar çıktı. Yabancı yatırımcılar (spekülatörler) reponun bu denli yüksek getiri sağlamasına karşın Türk parasına yönetmediler ve 4,5 milyar dolar alarak bu parayı yurt dışına çıkardılar. 1
    Uygulanan IMF Programının, sosyal bunalıma dönüşme eğilimleri gösteren ekonomik bunalımı, daha da derinleştireceği açıktı. Türkiye, 24 Ocak 1980'den beri bilinçli olarak hazırlanmış bir bunalım sürecinde yaşıyordu. Cumhuriyet'in temel dayanakları yıkılıyor ve sokulduğu borç sarmalıyla dış müdahalelere açık hale getiriliyordu. Dış müdahaleler bunalımları, bunalımlar da müdahaleleri arttırıyordu, Türkiye sürekli güç yitiriyordu.
    9 Aralık Kararlarını destekleyenler şaşkınlık içindeydiler. Milliyet gazetesinde Hasan Cemal, TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun gazetecilerle yaptığı toplantıda dile getirdiği görüşleri aktarırken; "Dört küsur milyar dolar dışarıya kaçtı, bir de gelecekken gelmeyenler var. Türkiye büyük bir döviz kanaması yaşıyor, borsa çöktü, bir günde bir yıl geriye gittik, faizler kanatlandı. Oysa enflasyonla mücadele programına inanılıyordu. Hükümete güven vardı.." diye sızlanıyor, ancak gelinen noktanın sorumluluğunu, IMF'ye değil Hükümete yükleyerek şunları söylüyordu : "Değişeceğiz! Bunun altını her zaman kalın çizmekten başka çaremiz yok. Değişime direnmek nafile. Değişen dünyada başına buyruk yaşamak imkansız. Avrupa Birliğiyle ilişkilerde herhangi bir kuşku yaratılmaması şarttır.. İktidardaki bir siyaset adamı ağzından çıkan her sözcüğün nereye gittiğini tartmak zorundadır. Yaz aylarından beri Türkiye'den dışarıya olumsuz sinyaller gitmeye başladı. Önce IMF ve Dünya Bankası, sonra diğer mali kuruluşlarda soru işaretleri gitgide çoğaldı. Taahhütler yeterince yerine getirilmiyor." 2
    Hasan Cemal ve Erkut Yücoğlu, sıradışı bir açıklıkla, belki bilmeden, bunalımın neden çıktığını (çıkarıldığını) açıklıyor ve bu tür bunalımlarla karşılaşmamak için dış isteklere daha çok uyulması gerektiğini söylüyordu. Bu 57. Hükümete yapılan bir "haksızlıktı"; çünkü Hükümet, IMF politikalarını hemen hiç eleştirmeden uygulamış ve hiçbir direnç göstermeyerek söylenenleri yerine getirmişti.
    Bunalımın ilk günlerinde Hükümet üyeleri tam bir şaşkınlık içindeydiler. Olayları anlayamıyor (ya da öyle gözüküyor) ve programı uygulamaya devam edeceklerini, krizin geçici olduğunu, dedikoduya dayandığını söylüyorlardı. Başbakan Bülent Ecevit, "Bazı yüksek faiz lobileri her türlü mazaratı (mazarat: olay çıkarmak için bahane aramak) yapıyorlar. Ancak ekonomimizin temeli sağlamdır. Bunu yalnız ben söylemiyorum, bütün dünya söylüyor" 3 derken; Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, "Uygulanan politikalarda bir değişiklik olmayacaktır. Yeterli döviz rezervlerimiz var. Ek bir tedbir almaya gerek yoktur" 4 Hazine Müsteşarı Selçuk Demirel, "Program hedefleri içinde kalmaya devam edeceğiz. Faiz 3 bin de olabilir. Buna kriz denmez" 5 diyordu.
    Hükümet ve bürokratları, gelişen olaylara önem vermez görünüyordu ama ortaya çıkan bunalım ve doğuracağı sonuçlar önemliydi. Olayın önemi yalnızca dışarıya çıkarılan para, küçük bankaların zor duruma düşmesi ya da borsadaki sert düşüşler değildi. Gerçek sorun ve tehlike, Türkiye'nin IMF tarafından her an ekonomik ve toplumsal bunalımlara sürüklenebilecek bir duruma getirilmiş olmasıydı. Türkiye, ulusal varlığını ayakta tutan ekonomik dayanakların son kalıntılarını da yitirme noktasına getirilmişti. Türkiye'nin koşulsuz teslim olması isteniyordu.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>