Çöküşün Başlangıcı: 24 Ocak Kararları

    İzmir Ziraat Odası Başkanı Reşit Kurşun, 1980 öncesi ve sonrasındaki durum için şunları söylüyordu: "İzmir - Cumaovası'nın Tekeli köyünde 1980 yılına kadar her evde bir akaryakıt deposu vardı. Hepsi de ağzına kadar doluydu. Bir ara akaryakıt sıkıntısı olunca, tam bir yıl dışarıdan mazot almadan işlerini görebildiler. 12 Eylülden kısa bir süre sonra bu depolar boşaldı. Hatta, işe yaramadığı için yerlerinden sökülüp atıldı. Artık, Tekeli köyü çiftçileri akaryakıt istasyonlarına elde bile taşınabilecek kadar küçük bidonlarla gidebiliyorlar. Zira, 12 Eylül hükümetlerinin izlediği yanlış politikalar yüzünden çiftçinin cebinde mazot alacak parası kalmadı..." 26
    1980'den söz edilince herkesin aklına doğal ve haklı olarak 12 Eylül Darbesi geliyor. Oysa gerçek darbe, Türkiye ekonomisini, bugün hemen tüm toplumsal kesimlerin şikayetçi olduğu bir noktaya getiren, 24 Ocak 1980'de yapılmıştı.
    Bir kesim, "24 Ocak Kararlarını"; Yeni Dünya Düzeni'nin "Türkiye'nin kapılarını kırması"; 12 Eylül Darbesini de, bu kararların uygulanması önünde engel durumundaki, "emek örgütlerinin yokedilmesi operasyonu" olduğunu söyledi. Diğer bir kesim ise, 24 Ocak girişimini, Türkiye'nin dış dünyaya açılması ve çağı yakalaması için yapılan bir "devrim" olarak açıkladı. Uzlaşmaz niteliğiyle bu iki görüş, bugüne dek tartışıldı, tartışılmaya da devam ediliyor.
    Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakanlık Müsteşarlığına getirdiği Turgut Özal'a; 1979 sonunda, yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevi verdi. IMF'nin istekleri doğrultusunda kısa sürede hazırlanan program; Türkiye'yi, tek taraflı ve tam olarak yabancı sermayeye açıyor, tarım, ticaret ve sanayide ulusal hedeflerden vazgeçiliyor, Türk lirasının değer kaybını hızlandıran günlük kur ayarlamalarıyla, develüasyon sürekli hale getiriliyor, milli kambiyo rejiminden vazgeçiliyor, "ithalat liberasyonu" adıyla dışalım serbest hale getiriliyor, kotalar kaldırılıyor ve kamu yatırımları kısılıyordu. KiT'lerin özelleştirileceği, temel ürünlerde destek fiyatlarının kaldırılacağı, ücret artışlarının düşük tutulacağı, tarım ürünlerindeki taban fiyatlarının sınırlanacağı açıklanıyordu. 1980 yılı başında 47 lira olan bir Amerikan doları, yıl sonunda 90 liraya çıkıyor, programa karşı gösterilen toplumsal tepki, "iç savaş" haline gelen terör eylemleriyle, Türkiye'yi karanlık bir kaos ortamına sürüklüyordu. "24 Ocak kararları", ancak 12 Eylül gibi bir "demir yumrukla" uygulanabilirdi. Nitekim öyle oldu. Bugün, "insan haklarını" dilinden düşürmeyen Batılı devletlerin "sessiz ilgisiyle" desteklenen 12 Eylülcüler, tam 650 bin kişiyi gözaltına aldı, 50 kişiyi idam etti, bütün parti ve dernekleri kapattı.
    "24 Ocak Kararları", 1980'den 2000'e 20 yıl boyunca adım adım uygulandı. Uygulamalar sonucunda bugün Türkiye'de, mali sermaye spekülatörleri, "kara para" sahipleri, borsa simsarları ve uluslararası şirket ortağı, holdingler dışında, halinden memnun olan hiç kimse kalmadı. Türk ekonomisi, 1999 yılında, İkinci Dünya Savaşından sonra ilk kez % 6,4 küçüldü. Dünya Bankası verilerine göre, Türkiye'de gelir dağılımı; Tanzanya, Uganda ve Ruanda'dan bile daha bozuk hale geldi; 133 dünya ülkesi içinde son 25 ülke içine girdi. İşsizlik ve yoksulluk arttı, ulusal nitelikli tarım ve sanayi çözüldü, dış ticaret açıkları arttı. İç ve dış borçlar, ödenebilir sınırları aştı, bütçe açıkları büyüdü. Bütçenin büyük bölümü borç faiz ödemelerine gitti. 1999'da durum buydu.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>