Açık Veren Borçlanır

    Türkiye, son elli yıl içinde dış ticarette verdiği açık oranında borçlanıyordu. Bu kaçınılmaz bir sonuçtu. Dış ticaret açığı, ürettiğinden çok tüketmek, kazandığından çok harcamak demekti. Aradaki fark, başka bir kaynak bulunmadığı sürece borçla kapatılacaktı. Bu işin başka bir yolu yoktu ve bu zorunlu yol, tüm ülkeler hatta tüm insanlar için de geçerliydi.
    Türkiye Osmanlıdan devralınan Düyun-u Umumiye borçlarının son taksidini 1954 yılında ödemiş ve bu borcu kapatmıştı. Bugün, Türkiye'nin iç - dış borç toplamı 200 milyar doların üzerindedir. Yalnızca 2000 yılında, 27,2 milyar dolar dış ticaret açığı verilmiştir. 13 İhracatın ithalatı karşılama oranı % 50,2'ye düşmüştür. 14 Türk ekonomisine üretim değil, faiz ve rantiye kârları yön vermektedir. Faiz peşindeki finansal varlıkların toplamı 113 milyar dolara çıkmıştır. (1998) l5 Eroin trafiğinin parasal tutarı 1996 yılında 55 milyar dolardı ve bu para o yılki Türkiye bütçesi kadardır. 16 Kayıt dışı ekonominin Türkiye ekonomisindeki payı % 65'e varmıştır. 17 Vergi gelirlerinin tümü, borç faizlerine bile yetmemektedir. 2001 Haziranında çıkarılan Ek Bütçede, beklenen vergi geliri yıllık 37 katrilyon lirayken, faiz ödemelerine 41 katrilyon lira ayrılmıştır. 18 Aynı durum 2002 yılı için de geçerlidir. 2002 yılının ilk altı ayında 25,5 katrilyon liralık vergi gelirine karşılık, 28,5 katrilyon lira faiz ödemesi yapılmıştır. 19
    Ekonomik göstergelerin halka yansıyan somut sonucu; alım gücünün düşmesi, işsizlik ve yoksullaşmadır. 1963 yılında 100 olan Geçinme Endeksi, 1970'de 123, 1980'de 2782, 1990'da 130 717, 1996'da 4 393 784, 2000'de ise 36 592 601'e çıkmıştır. Buna karşılık, Gerçek Ücret Endeksi, 1970'de 123, 1980'de 72,6,1990'da 87,1996'da 102.4,2000'de ise 117 olmuştur. 20 Türkiye'de yoksulluk sınırı altında yaşayanlar, 1987 yılında nüfusun % 14,2'sini oluştururken, 1994 yılında % 21'e çıktı. 21 Bu oran şimdi nüfusun yarısına yaklaşmış durumdadır. Türkiye'de 6 milyon genç insan işsizdir. Bu rakam resmi verilere göre 23 milyon 48 bin olan (1998) işgücü sayısının % 26'sını oluşturuyor. 22 1998 yılından sonra işsiz sayısı ileri oranda arttı. Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verilerine göre, 1999 - 2000 Haziran ayları arasında işçi sayısı % 5.5 azaldı. İstanbul Sanayi Odası, 1998 - 2000 yılları arasında, yalnızca özel sektörde 414 bin işçinin - işini kaybettiğini, özelleştirilen 128 KİT'den 10.746 işçinin işten çıkarıldığını açıkladı. 23 Ekonomik bunalımlardan sonra işsiz kalan işçi sayısı tam olarak hesap edilemiyor. Türkiye Gümrük Birliğine girdikten sonraki 5 yılda (1996 - 2000) toplam 117 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Bu açığın 62 milyar doları (% 53) 15 Avrupa Birliği ülkesine, 55 milyarı ise (% 47) tüm dünya ülkelerine karşı verildi 24
    1945'den sonraki geri dönüşün Türkiye'yi getirdiği durum yalnızca verilen rakamlarda değil, yaşamın içindeki somut gerçeklerde görülüyordu. Türkiye, kendi kararını kendisi alan bir ülke olmaktan çıkıp, dışarıya bağlandığı oranda ekonomik çöküntüye uğramış ve ağır bir bunalım sürecine girmişti. Gelinen noktanın sorumluluğu, elbette Türkiye'yi elli yıldır yönetmiş olanlara aittir. Ancak yaşanan olumsuzluklar, yalnızca yönetim yetkisini ellerinde bulunduranların sorumluluklarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık ve uluslararasıdır. Sorun, emperyalizmin, işbirlikçileri aracılığıyla içsel bir olgu haline gelmesidir, sorun ulusal bağımsızlık sorunudur. Bu nedenle, yaşanan sorunun çözümü yalnızca yurt içinde alınacak önlemlerle başarılamaz. Dışarıdan dayatılan ekonomik programları uygulamaksa yalnızca çözümsüzlüğü arttırır.
    Washington ya da Brüksel'deki program yapıcılar, hükümet yetkilileri ve uluslararası örgüt yöneticileridir. Ekonomiyle sınırlı kalmayan bu tür programlar siyasi, mali ve kültürel alanları da kapsar ve büyük şirket çıkarlarına dayanır. Mali uygulamalar, IMF ve Dünya Bankasının "uzmanlık" konusudur. Ülkeler borçlandırma yoluyla, önce bağımlı daha sonra tutsak haline getirilir. Borç arttıkça bağımlılık, bağımlılık arttıkça borç artar. Bu ustaca hazırlanmış bir sarmaldır ve kendi isteğiyle bu sarmala giren Türkiye, IMF'ye üye olduğu 1947 yılından beri bu oyunun içindedir. Her sözü dinlemiş, istenen her şeyi yapmış ve bugünkü duruma gelmiştir.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>