Baykal ve Derviş

    Kemal Derviş'in Deniz Baykal ile olan ilişkisi eskiye dayanan ama siyasi kaosun ortaya çıktığı Haziran - Ağustos 2002 arasında yoğunlaşan bir ilişkiydi. Son dönemdeki ilişkiler sürerken Derviş, bir yandan DSP'den kopan insanlarla birlikte parti kurma girişimlerinde bulunuyor diğer yandan Baykal'la görüşmeler yapıyordu. Dikkatlerden kaçan ya da yeterince dikkat edilmeyen bu ilişki, gören gözler için tek bir sonuca çıkıyordu. Kemal Derviş, iktidar partilerinin güç yitirmesi nedeniyle oy potansiyeli kendiliğinden yükselen CHP'ye yönelmişti. Bu gerçeği Cumhuriyet Gazetesinden Yalçın Doğan, DSP'de istifaların henüz başlamadığı ve Derviş - Baykal ilişkilerinin basına yansımadığı günlerde açıklamıştı. 6 Temmuz'da yani Derviş'in CHP'ye katılımından yaklaşık 1,5 ay önce, köşe yazısında şunları yazmıştı : "Kısa süre önce fotoğraf netleşiyor ve Kemal Derviş'in CHP'de politika yapması kararına varılıyor. Derviş seçimlerde CHP'den aday olacak." 69
    Yalçın Doğan'a bu saptamayı yaptıran olay ve gelişmeler, bir yıl önceye dek gidiyordu. Kemal Derviş Türkiye'ye gelişinden 2 ay sonra 3 Mayıs 2001'de, ve kimsenin beklemediği bir biçimde, CHP Genel Merkezini ziyaret ediyor ve Deniz Baykal'la ilk ciddi görüşmesini burada yapıyordu. Görüşmeye başlamadan karşılama sırasında, gazetecilerin önünde birbirlerine "sen" diye hitap ediyorlar ve Baykal burada, "Sayın Derviş benim tanıyıp değer verdiğim ve sevdiğim bir insandır" diyordu. 70 Deniz Baykal o günlerde barajı geçemeyen, mecliste milletvekili olmayan ve basında kendisine henüz pek yer bulamayan bir partinin lideri durumundaydı.
    Deniz Baykal, 2002 Haziran'ına doğru gazetelerde yer almaya ve televizyon programlarına çağrılmaya başlandı. 57. Hükümetin uygulamalarından yılan bir bölüm seçmenin CHP'ye yöneldiği gözleniyor ve bu gözlemi ortaya koyan kamuoyu araştırmaları yayınlanıyordu. Kemal Derviş'in CHP'ye girmesi gibi bir konu henüz gündeme gelmemişti.
    Baykal, böyle bir ortamda, şaşırtıcı bir çıkış yaparak Kemal Derviş'i CHP'ye çağırdı ve 23 Mayıs 2002'de yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi: "Türkiye'nin Kemal Derviş'e ihtiyacı vardır. Bu nedenle Sayın Derviş, siyasete girip girmeme konusunda kararını verirken sadece kendi geleceğini değil, Türkiye'nin kendisine olan ihtiyacını da gözönüne almalıdır.. Yeni bir istikamete girmesi için önce hükümetle ilişkisine son vermek durumunda. Bu aşamada bu konuları konuşmak doğru değil. Zamanı gelince bunu değerlendireceğiz." 71 Bu sözlerin söylendiği günlerde, "erken seçim" ve "Yeni Oluşum Hareketi" Türkiye'nin gündemine henüz girmemişti.
    Deniz Baykal, daha sonra "zamanı gelince" yapacağını söylediği "değerlendirmeleri" yaptı ve DSP istifacılarının partiden ayrılmaya başlamasından 10 gün sonra Derviş'le bir kez daha biraraya geldi. Baykal görüşme sonunda gazetecilerin önünde Derviş'i, "Senin önemli bir siyasi çekiciliğin var. Bu az kişiye nasip olur" 72 diyerek övdü ve kendisini geleceğin bakanı gören bir hava içinde şunları söyledi: "Ekonomik programın aksamadan yürümesi için sana ihtiyaç var. Bu nedenle seçime kadar hükümet içinde kalmalısın, (daha önceki açıklamasında hükümetten ayrılması gerektiğini söylüyordu). Önemli olan 3 Kasım seçimlerinin ardından 4 Kasım'da Türkiye'nin nasıl bir meclis ve nasıl bir hükümet yapılanması ile karşılaşacağıdır." 73
    Deniz Baykal'ın 4 Kasım sabahı, "nasıl bir meclisle karşılaşmak" istediği belliydi. Bu meclis, çoğunluğunu CHP milletvekillerinin oluşturduğu bir meclis olmalıydı. Yalnızca Baykal'ın değil, tüm genel başkanların umut ve özlemi olan bu istek, son derece haklı ve olağan bir istekti. Ancak Baykal'ın istemi, yalnızca CHP'nin kazanması değil, Kemal Derviş'li bir CHP'nin seçimi kazanmasıydı. Olayların gelişimi ve yapılan açıklamalar bunu gösteriyordu. Nitekim Kemal Derviş, 15 Ağustos günü yaptığı açıklamada bu konuya son noktayı koymuştu: "Artık YTP ile değilim, çabalarımı Baykal'la sürdüreceğim." 74
    Kemal Derviş "çabalarını Baykal'la sürdürebilmek" için 21 Ağustos 2002'de CHP'ye üye oldu. Üyelik nedeniyle yapılan medyatik törenlerde, ilginç sözler söylendi, birçok insanın garipsediği açıklamalar yapıldı. Kemal Derviş, "CHP çocukluğumdan beri gönlümdeydi" derken. 75, Deniz Baykal, "Derviş'in kararı milli takım oluşturmada önemli bir adımdır. Türkiye için ölüyü dirilttik, son 48 saatte neler çektiğimi en iyi Kemal bilir" dedi. 76
    Baykal'ın "48 saatte neler çektiğini" Türk halkı öğrenemedi ama 19-20 Ağustos günlerinde yapılan ve 10 saati aşan görüşmeler maratonunda nelerin görüşüldüğünü ve hangi temel üzerinde anlaşıldığını merak etti. "Pazarlık ve anlaşmazlık yok" 77 denilmişti ama toplantıların uzunluğu, hükümet olunduktan sonra izlenecek yol konusunda yoğun görüşmelerin yapıldığını gösteriyordu. Toplantılarda varılan sonuç açıklandığında, hangi temellerde anlaşıldığı net olarak ortaya çıktı. Atatürk'ün kurduğu CHP, ambleminde hâla yer almasına karşın, Altı Ok'la ifade edilen temel ilkelerinin tümünden vazgeçiyor ve "Global liberalizm" in egemen olduğu bir parti haline geliyordu. Yapılan açıklamada şunlar söyleniyordu : "Türkiye'de kutsal devlet anlayışından insan odaklı devlete geçilecek, içine kapanık Türkiye küresel Türkiye haline getirilecek ve karma ekonomi yerine çağdaş piyasa ekonomisi yerleştirilecek." 78
    Sıradışı bir öngörü yeteneğine sahip Mustafa Kemal, bir konuda daha haklı çıkmıştı. Halka dayanan Müdafaa-i Hukuk anlayışıyla, emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı'nın kan ve ateşi içinden çıkarılıp yaratılan ve onun önderliğinde büyük bir devrimi gerçekleştiren Cumhuriyet Halk Partisi "küreselleşmeci" bir parti haline gelmişti. Bu parti, artık elbette Atatürk'ün kurmuş olduğu parti değildi.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>