Bilderberg 2002 ve Türkiye

    Bilderberg, küresel ekonomi ve siyasete uluslararası sermayenin çıkarları açısından yön veren, mali ve siyasi yaptırım gücü yüksek bir "gizemli" örgüttür; toplantılarına kalem, kağıt, ses kayıt cihazı sokulması yasaktır. Düzenlediği toplantılara dünyanın her yerinden, "Batı değerlerini paylaşan" ve alanlarında "etkili" olan siyasetçi, işadamı, medya mensubu ve diplomatlar çağrılır. Bunlar, uluslararası tekellerin temsilcileriyle yapılacak işler konusunda "görüş alışverişinde" bulunurlar. Bu toplantılara, 2002 yılına dek Türkiye'den, aralarında, Adnan Menderes, Erdal İnönü, İsmail Cem, Mesut Yılmaz, Prof. Gülten Kazgan, Bülent Eczacıbaşı, Cem Boyner, Bülent Ecevit, Dinç Bilgin, Jak V.Kamhi, Suna Kıraç, Süleyman Demirel, İlter Türkmen, Hasan Esat Işık, Halil Tunç, Selçuk Yaşar, İhsan Doğramacı ve İhsan Sabri Çağlayangil'in de bulunduğu 50'ye yakın "etkin" isim katılmıştır. 32
    2002 başında yapılan Bilderberg Toplantısına Türkiye'den Kemal Derviş, Özden Sanberg ve Koç Holding'in CEO'su Bülent Özaydınlı katıldı. 33 Toplantıda konuşulanlar ve alınan kararlar konusunda, Amerika'daki gelişmelerin "uzmanı" haline gelen ve gelişmeleri önceden haber verme "yeteneğine" sahip Serdar Turgut Hürriyet gazetesinde şunları yazdı : "Neler konuşulduğu her zaman gizli tutulan Bilderberg Toplantısını, çağrılan isimlere bakınca, global süreçlerin etkin ve güçlü isimlerinin Türkiye'de Ecevit sonrası bir siyasal oluşumun nasıl olabileceğini ve bu oluşumun ekonomik krizden çıkışa etkilerinin nasıl olacağını düşünme ihtiyacı içinde oldukları ortaya çıkıyor... Washinton'da 'Türkiye'nin durumuna' anlamlı ve yapıcı bir müdahalenin nasıl yapılacağı konusu gündemde bugünlerde" 34
    Olaylar Serdar Turgut'un yazdıklarına uygun biçimde gelişti ve Türkiye'ye "anlamlı ve yapıcı" müdahale Haziran'da başladı, Temmuz ve Ağustos aylarında yoğunlaştı. Gazete ve televizyonlar, bir merkezden yönetilircesine aynı düşünceyi yansıtan yayınlar yaptılar. Hepsi, "yenileşmeden", "siyasi istikrardan" ve "siyasi kadroların gençleştirilmesinden" söz ediyor ve ağırlıklı olarak Ecevitler'e yükleniyordu. Rahşan Ecevit'i, giyotinle idam edilen Fransız Kraliçe Marie Antoinette'e benzeten yayınlar yapılıyor, 35 o güne dek göklere çıkarılan Ecevit ise hakarete varan sözcüklerle karalanıyordu. Fatih Altaylı Hürriyet gazetesindeki köşesinde şunları yazıyordu : "On gün önce 'şerefiyle' bırakıp gitse tarihe 'altın harflerle' yazılacak bir adam, Türkiye'yi defalarca felakete sürükleyen, 'inadı' yüzünden tarihe 'teneke' harflerle bile yazılma şansını kaybediyor. Kişisel ihtirasları ve eşiyle birlikte içine düştüğü psikolojik sorunlar nedeniyle Türkiye'yi bir kez darbeye götürmüş, iki kez Avrupa Birliği gibi ülkenin makus talihini değiştirecek kapıdan çevirmiş, kendinden ve eşinden başka kimseyi sevmeyen, bencil, dostu olmayan, aşırı ihtiraslı, sağlıksız, hasta politikacı..." 36
    İç basında Bülent ve Rahşan Ecevit'e karşı başlatılan, yıpratmaya dönük düzeysiz yayın, hemen aynısıyla dış basında da sürüyordu. O güne dek Bülent Ecevit'ten övgüyle söz eden Batı basını bu kez onu yeriyor, üstelik bunu alışılmadık bir sertlikle yapıyordu. Hürriyet'in haber yaptığı Marie Antoinette benzetmesini yayınlayan İngiliz Financial Times, bu benzetmeyi şöyle yapıyordu : "Rahşan Ecevit, politik kariyerinin sonuna gelen eşinin üzerinde öldürücü bir etki kullanmaktadır. Marie Antoinette de, eşiyle birlikte iktidardan alınıp giyotine gönderilmeden önce bunları yapmıştı." 37
    Financial Times'ta bu "yorumun" yayınlandığı günlerde, haftalık Bussines Week dergisi Kemal Derviş'i Atatürk'e benzetiyor ve şunları yazıyordu :"Kemal Derviş kamu bankalarını Türk siyasetçilerinin elinden kurtardı, Merkez Bankası'nın bağımsız olmasını sağladı. 2001 yılında % 8.5 oranında daralan Türkiye ekonomisinin 2002 yılında % 2-4 arasında büyüyeceği bekleniyor. Kemal Derviş'in siyasi kararı ne olursa olsun, tarihe Türk Ekonomisinin Atatürk'ü olarak geçecektir." 38
    The Economist, hem Ecevit'in hastalığından hem de yerine kimin geçmesi gerektiğinden söz ediyor ve Batılıların Türkiye'de görmek istediği başbakan adaylarını isim vererek açıklıyordu : "Ecevit ülkeyi yönetmek için çok hastadır. Batı'nın görevi yüklenmesini istediği ilk isim Dünya Bankası'ndan getirilen Kemal Derviş'tir. Batılı diplomatlar, Derviş ekonomiyi yönetirken İsmail Cem'i diğer iyi başbakan alternatifi olarak göstermektedirler." 39

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>