Siyaset "Dışı" Siyasetçi

    Kemal Derviş Türkiye'ye geldiği günlerde sürekli olarak siyasetle bir ilişkisinin olmadığını, ekonomiyle uğraşacağını söylüyor ancak her alanda ve en açık biçimde siyasi çalışma yapıyordu. Parti liderleri, yabancı ülke temsilcileri ve diplomatlarla görüşüyor, iç ve dış politika konularında belirlemelerde bulunuyor ve devletin kurumlarına üst düzeyde atamalar yapıyordu. 12 Aralık 2001'de AKP Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Saadet Partisi Başkanı Recai Kutan'a yaptığı ziyarette; "Siyasete gireceğim konusu tamamen bir spekülasyondur. Ben borç ödeme dengesini sağlamak yani bu en kötü durumla ilgili olarak, 1 sene 15 ay gibi bir sürede bir şeyler yapmak istiyorum. Bunun dışında bir beklentim yok" demişti. 11 Oysa söyledikleri gerçeği yansıtmıyordu; gelişi kalıcı, amacı ise siyasiydi. Gerçek daha sonra ortaya çıkacak ve onu Türkiye'ye getirip bakan yapan Bülent Ecevit şunları söyleyecekti: "Amerika'dan değerli bir iktisatçı zannettiğimiz arkadaşımızı getirdik. Ama bu arkadaşımızın ekonomistten çok siyasetçi olduğu anlaşıldı.. Sayın Derviş kendisini aşırı ölçüde siyasete verdi." 12
    Kemal Derviş, Türkiye'ye geldiği günden istifa ettiği 10 Ağustos 2002 tarihine dek geçen 1.5 yıllık süre içinde hem Hükümet içinde yer aldı hem de sürekli olarak "iyi hükümetten", "istikrardan" ve "siyasi belirsizlikten" söz etti. Hal ve davranışları teknisyenden çok siyasi parti liderine benziyordu. Bu nedenle olacak gazeteciler kendisine "dördüncü parti" adını takmıştı.
    Oysa konumu siyasi demokrasinin geleneksel işleyişine hiç uymuyordu; halk tarafından seçilmemişti, destek alacağı kitlesel bir tabanı yoktu ama çok etkili siyasi çalışmalar yapıyordu. Uygulamalarına getirilen en küçük bir eleştiri ya da değişiklik önerisine asla hoşgörü göstermiyor, hazırladığı programın eksiksiz uygulanmasını istiyordu. 1990'dan sonra görev yapan tüm başbakanları suçlayabiliyor ve "Programın" başarıya ulaşması için hükümetin kendisine "güçlü destek" vermesini istiyordu. Yerine getirilen bu istekler, Türkiye'de nasıl bir hükümetin oluşturulmaya çalışıldığının ilk belirtileriydi. Kemal Derviş'e göre, yükünü halkın taşıyacağı "özel dönem programlarını" uygulamak için, "özel yetkiler" ve "güçlü hükümetlere" gereksinim vardı.
    "Özel dönem", "özel yetki" ve "güçlü hükümet" söylemleriyle dile getirilen siyasi istemler, bilinmeyen ve yalnızca bugüne ait olan yaklaşımlar değildi; faşizmden nazizme dek giden tüm despotik yönetimlerin kullandığı bu söylemler şimdi, dünyaya egemen kılınmak istenen "global liberalizmin" temel yaklaşımları haline gelmişti. 23 Nisan 2001'de, "İyi bir hükümet yönetimi olmadan, uluslararası ekonomik yardım gerçekleşemez." diyordu. 12 Burada kullanılan "iyi" sözcüğünün anlamı, "dış istekleri tartışmasız yerine getirmek" den başka bir şey olmadığı açıktı.
    "İyi hükümet" ve "güçlü iktidar" söylemleri, 23 Nisan'dan sonra da sürdürüldü. Sürekli olarak yinelenen bu yöndeki açıklamalar, 2002 Mayısı'ndan sonra dikkat çekici bir biçimde arttı. Söylemler sertleşmiş, istemler genişlemişti. Artık, "parçalanmış yapılardan", "yönetim biçimi değişikliklerinden" söz ediliyor, "mevcut idari yapıyla işlerin yürümeyeceği" ileri sürülüyordu. Sözlerden, Hükümetin verdiği "güçlü desteğin" yetmediği ve artık "destek" yerine, "yönetimin kendisinin" istendiği anlaşılıyordu. 9 Haziran 2002'de Ekonomistler Platformunun düzenlediği "Türkiye'ye Gelecekten Bakmak ve Türkiye'nin Rekabet Gücü" adlı toplantıda şunlar söyleniyordu : "Şu anda durumun çok iyi olduğunu iddia edemem. Şu anda son derece parçalanmış bir yönetim ve bence son derece kısır çekişmeler içinde olan bürokratik bir yapı vardır. Bu yapıyı toparlayacak güçlü bir eşgüdüm de bulunmamaktadır. Durum maalesef böyle, başka türlü görmemiz mümkün değil." 13
    Söylenenler gerçeği yansıtmıyordu. Parçalanmış denilen, özellikle ekonomiyle ilgili birimlerin tümü tek bir yönetim altında "eşgüdüm" içine sokulmuş ve Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası, Bankacılık Denetleme Üst Kurulu, Devlet Bankaları, Sermaye Piyasası Üst Kurulu onun emrine verilmişti. Bu kurumlarda dilediği gibi uygulama yapabiliyor ve istediği her yasa çıkarılıyordu. Telekom konusundaki uygulamalarına yalnızca Enis Öksüz karşı çıkabilmiş o da hükümetten uzaklaştırılmıştı. Uygulamaları eleştirmek medyanın saldırısını göze almak demekti. Bakanlar, milletvekilleri ya da üst bürokratlar üzerinde ustalıklı bir baskı kurulmuştu. Uygulamaları onaylamayanlar sessiz kalıyordu; Derviş'le çatışmak kariyerini yitirmek demekti. Bunu herkes biliyor ve davranışını ona göre ayarlıyordu. Gerçek durum böyleyken, "parçalanmış yönetim yapılarından" 14, "kısır çekişmelerden" söz etmenin bir tek anlamı vardı. Elde edilen yönetim yetkileri yeterli görülmüyor, daha da serbest hareket edilebilecek bir ortam ve daha çok yetki isteniyordu.
    Yönetim biçimiyle ilgili görüşler 9 Haziran'dan sonra yoğunlaştırılarak açıklanmaya devam edildi ve açıklamalar kaçınılmaz olarak politikayla ilgili konulara doğru çekilmeye başlandı. Amacı gerçekleştirmek için siyasette daha etkin bir konuma gelinmeliydi. Siyasete girip girmemeye henüz karar verilmemiş gibi gözükülüyor ama bu yönde açıklama yapmaktan da geri durulmuyordu. Medyada "Cem Boyner yeni bir parti kurmak yerine CHP'de olsaydı belki de şimdi Türkiye'nin başındaydı" 15 biçiminde akıl ve adres gösteren yazılar çıkıyordu. Gazeteci Zeynep Göğüş, "Türkiye çok şanslı bir dönemdedir. Solda Kemal Derviş, sağda Mehmet Ali Boyar gibi iki parlak ismin lider adaylığı sözkonusudur" derken 16, Kemal Derviş, "siyasi yoklama" açıklamaları yapıyor ve bu konudaki yönelişinin ip uçlarını veriyordu. Cem Boyner'in siyasi başarısızlığından korkulmuş olunacak ki, yeni bir parti kurulmayacağı belli ediliyor ve kurulu bir partiye gidileceği izlenimi yaratılıyordu. "Siyasete girsem bile ikinci ya da üçüncü adam olarak girerim" deniyordu. 17
    12 Haziran'da kendisini ziyaret eden Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Salih Esen'e yine "siyasi belirsizlik ve dengesizlikten" söz ediyor ve "Eğer bu belirsizlik sürerse o zaman Türkiye'nin dengelerinde ciddi rahatsızlıklar olabilir. Başbakan'in yokluğu (Ecevit'in hastanede yattığı dönem) bu belirsizliğe yol açmıştır. Avrupa Birliği konusunda reel adım atılmamakta, hakim olan belirsizlik dış yatırımcıların, durumu garipsemesine neden olmaktadır" 18 diyordu.
    17 Haziran'da Bülent Ecevit'in evinde yapılan "Ekonomi toplantısından" sonra gazetecilerin "Belirsizlik nereden kaynaklanıyor" sorusuna, "Belirsizliğin çeşitli boyutları var. Hiç kuşkusuz siyasal boyutu da var, ekonomiyle ilgili boyutu da var. Çok fazla ayrıntılı bir açıklama yapmayacağım" biçiminde "gizemli" bir yanıt veriyordu. 19
    Kemal Derviş, kendi yönetiminde "güçlü bir siyasal yapı" isteyerek, sahip olduğu sıra dışı yetkilerin daha da çok arttırılması gerektiği yönündeki açıklamalarının belki de en açığını, 3 Temmuz 2002 günü yaptı. Bu açıklama yapıldığında henüz DSP parçalanmamış erken seçim kararı alınmamıştı. Gazetelerin "Derviş Süper Kabine İstedi" 20 başlığıyla verdiği haberde yer alan görüşleri şöyleydi: "Hükümetteki liderlere, eşgüdüm ile ilgili dört sayfalık bir rapor sundum. Her partiden birer bakan ve benim olacağım bir kurul oluşturulmasını istedim. 36 Bakanla bu iş yürümüyor. Sayının azaltılması ve bazı kararların, daha ivedi alınması lazım." 21
    Anlayanlar ya da görmek isteyenler için herşeyi ortaya koyan bu sözler, hükümete verilmiş bir manifesto gibiydi ve küresel hegomonyanın azgelişmiş ülkelere vermek istediği yönetim biçiminin özünü dile getiriyordu. Yönetim yetkisinin genişletilerek kişiler üzerinde yoğunlaştırılma isteği, Türkiye'de siyasi ve idari alanlarda köklü değişiklikler yapılmak istendiğinin açık göstergesiydi. Küreselleşme ideologları buna "temsili demokrasi yerine doğrudan yönetim işleyişi" nin egemen kılınması diyordu.
    Derviş, 6 Temmuz'da Yunanistan'ın Sisam adasına giderken İzmir'de bir kez daha "siyasi belirsizlikten" söz etti ve şunları söyledi: "Siyasi belirsizlik ortamı ekonomi için iyi değildir. Avrupa Birliği Aralık ayında bir tarih belirlemezse bir ışık yakalayamayız." 22
    Batı başkentlerinde ele alınan, yerli - yabancı basında sürekli işlenen ve Kemal Derviş'in sözlerinde ifadesini bulan "yeni" yöneliş ne anlama gelmektedir? Türkiye'de ne yapılmak isteniyor? Son on beş yılın belkide en "istikrarlı" hükümeti iktidardayken neden "siyasi istikrarsızlıktan" söz ediliyordu?
    Açık olan gerçek, Temmuz - Ağustos 2002'de ortaya çıkan politik çalkantının, kendiliğinden ortaya çıkan ve Türkiye'nin iç siyasetiyle ilgili bir gelişme olmayışıydı. Açıklamalarla başlayan, DSP'nin parçalanmasıyla süren ve "yeni" siyasi birlikteliklerle sonuçlanan olaylar, zamanlaması ve uygulama biçimi önceden planlanan, geniş kapsamlı politik bir programdı. Türkiye'nin Cumhuriyetle kurulan siyasi - idari yapısı değiştirilecek ve bu işi yapacak daha "güvenilir" siyasi oluşumlar yaratılacaktı. Gelişmelerin amaç ve anlamı buydu. Bu amacı belki de en açık biçimiyle dile getiren kişi, Türkiye'de "yabancılarla ortaklığı olan işadamlarının örgütü" haline gelen TÜSİAD'ın Başkanı Tuncay Özilhan oldu. Özilhan 9 Temmuz günü yaptığı açıklamada şunları söyledi: "IMF heyeti 3 ay önce geldiğinde onlara, 'siyasi bir istikrarsızlığa gidiliyor, Türkiye'de siyasi belirsizlik var' diyorduk. Şimdi yeni bir siyasi yapı muhakkak ortaya çıkacak. Ok yaydan fırladı, sonuçlarını göreceğiz." 23

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>