Kamuoyu Oluşturmak

    İletişim teknolojisinin yarattığı olanaklar para ve güç sahiplerine, geçici de olsa, kitleleri etkileme ve onları kendi çıkarlarıyla çelişen bir tutum içine sokma olanağını vermektedir. Halk örgütsüz ve yoksulsa, gerçeği yansıtan bilgiye ulaşamıyorsa, birlikte hareket etme olanağına sahip değilse ve ağır koşullar altında yaşıyorsa; kendisine söylenen "iyi" sözlere ve vaad edilenlere inanma eğilimi içindedir. Söylenenlerin doğru olup olmadığını irdelemek bir bilinç sorunudur. Eğer halk, kendi haklarını görebilme bilincinden yoksun hale getirilmişse gerçeği ancak yaşayarak öğrenebilir. Bu ise, zaman yitimine ve yeni yanıltmalara yol açabilen bir kısır döngü oluşturur. Kandırılan halk, gerçeği süreç içinde görür ancak bilgili ve örgütlü olmadığı sürece yeni vaadlerle yeniden kandırılır. Oy vermeye dayansa da, siyaseti para gücünün belirlediği bir düzende, bu durum değişmez ve halk, her dört ya da beş yılda bir, "kendisini kandıracak olan" bir başka partiye oy verir. Medya gücü, bu işleyişi sürdürmenin en etkili ve en becerikli aracıdır.
    Türkiye'de kitleler bugün, hedefini anlayamadığı belirsiz bir siyasi değişim sürecine sokulmuştur. 1999 seçimlerinde Hükümeti oluşturan üç partiye yüzde elliye yakın oy veren insanlar bugün kesin ve öfkeli bir biçimde yeni arayış içine girmiş ve başka siyasal oluşumlara yönelmiştir. Yöneldikleri "yeni" oluşumların ne yapacağını ve kendilerine neler getireceğini bilmemektedir, bugünü bile arayacak koşullarla karşılaşacağını görememektedir. Burada para ve medya gücüne dayanarak ustalıkla hazırlanmış bir süreç sözkonusudur. 57. Hükümete isteklerini yaptıranlar, istedikleri sonucu elde etmişler, üstelik elde edilen sonucun siyasi bedelini, 57. Hükümeti oluşturan partilerin üzerine yıkarak yeni arayışlar içine girmişlerdir. Türkiye'nin içine düştüğü zor durumun gerçek sorumluları, şimdi kurtarıcı gibi ortaya çıkmakta ve paraya dayalı siyasi propagandayla gösterişli sözler söyleyerek halkı kandırma eylemini yeni biçimiyle yeniden başlatmaktadırlar.
    Eylemin merkezinde, uygulamaya sokulan dış kaynaklı programlar, programları uygulayanlar ve bunları halka tanıtan medya gücü bulunmaktadır. Kitabın ileri bölümlerinde geniş olarak ele alınacak ve kanıtlanacak olan bu gerçek, kimsenin itiraz edemeyeceği kadar açıktır. "Ekonomik bunalıma çözüm getirme" gerekçesiyle uygulanan programların halkı yoksulluğa iten sonuçları ortada dururken, bu programları uygulayanların hala popüler olabilmesi gerçek bir medya başarısıdır.
    Medya propagandasının etkili gücü, yalnızca yoksul ve örgütsüz kılınmış kitleleri değil partileri de baskı altına alabilmektedir. Partilerin büyük çoğunluğu, istemeseler bile halkı zor duruma düşüren ve iktidar partilerini yıpratan programlara sahip çıkmakta ve dış kaynaklı bu tür programları sürdüreceklerini açıklamaktadırlar.
    Bu tür açıklamalar şaşırtıcıdır ancak daha da şaşırtıcı olan; bu tür açıklamaların uyguladıkları dış kaynaklı programlar nedeniyle yıpranmış olan iktidar partileri tarafından da yapılıyor olmasıdır. 57. Hükümeti oluşturan partilerin görmedikleri ya da görmek istemedikleri şey, kendilerinin program hazırlayıcıları için artık bitmiş olmalarıdır. "Program", daha kapsamlı hale getirilerek "halkın yöneldiği" "yeni partilerle yürütülecektir. Medya tüm gücüyle bunun propagandasını yapmaktadır. Bu propaganda o denli etkilidir ki, "eski" partiler bile yapılan propagandanın etkisinden kurtulamamakta ve hala partilerinin çöküşüne neden olan örneğin Kemal Derviş'i "kazanmaya" çalışmaktadırlar. Bülent Ecevit partisinden toplu istifaların yaşandığı günlerde, 6 Ağustos 2002'de, "Kalburüstü bazı çevreler (işadamlarını kast ediyor olacak y.n.) Kemal Derviş'i siyasal anlamda baştan çıkardılar" demiş 10 ve Derviş'i partisine davet etmiştir.
    Ecevit'in tanımına göre "Bazı çevrelerin baştan çıkardığı" Kemal Derviş'i partisine kazanmak isteyen yalnızca Bülent Ecevit değildir. Birçok parti onu kendi saflarında görmek istiyor ve bunu açıkça ilan ediyor. Onu bu denli paylaşılmaz kılan, yalnızca medyanın ondan yana yürüttüğü yoğun propaganda değildir. Kemal Derviş'i siyasi gelecek için "değerli" kılan başka nedenler vardır. Bu nedeni herkes bilmekte ancak kimse açıklanmamaktadır. Oysa bilinmesi gereken gerçek sorun bu nedenlerde yatmakta ve bu nedenler günlük siyasetin boyutlarını çok aşarak, dolaysız bir biçimde Türkiye'nin geleceğini ilgilendirmektedir.
    Kemal Derviş "tutkusunun" iki açık anlamı vardır. Birincisi : Derviş'i "paylaşılmaz" kılan gerçek neden, sahip olduğu kişisel yetenekleri, bilgisi ve bu bilgiyi ülkesi yararına sunuyor olması değil, arkasında bulunan küresel desteğin gücüdür; herkes Derviş aracılığıyla bu gücün peşindedir. İkincisi: Türkiye'de siyaset, dışardan alınan destek oranında yürütülebilen halktan kopuk bir eylem haline gelmiş ve Türkiye Osmanlının son döneminde olduğu gibi küresel hegemonyanın denetimi altına girmiştir; mandacılığın günümüzdeki biçimi olan ilişkiler sürdükçe, partilerin bugünkü tutumunda bir değişiklik olmayacaktır. Bu durum, Türkiye'ye yerleştirilen ve halkı dışlayan siyasi sistemin kaçınılmaz sonucudur. Bu sistem içinde Kemal Derviş'in çok önemli bir yeri vardır.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>