BİRİNCİ BÖLÜM

TÜRKİYE'DE SİYASET
    Siyasete Yön Verenler

    Amerika'nın en etkili günlük gazetesi The Washington Post, 13 Temmuz 2002'de yayınladığı başyazıda şunları söylüyordu; "Pentagon'un savaş planları, Türkiye'nin Birleşik Devletler güçleri için bir üs olarak, işbirliği göstermesine bağlı. Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, bu konuda görüşmelerde bulunmak üzere hafta sonunda Ankara'da olacak. Sorun, bu Hükümetin (57.Hükümet y.n.) yerini kimin, nasıl alacağıdır. Dün Ankara'da aralarında İsmail Cem'in de bulunduğu Batı yanlısı liberaller, yeni bir siyasi partinin oluşumunu duyurdu. Ecevit koltuğundan uzaklaştırtlırsa, Türkiye bölge için kritik bir zamanda Batı'ya yönelebilir. Bush yönetimi, bir yandan Türkiye'deki Batı yanlısı güçlerin birleşmesi için bastırarak, diğer yandan da Avrupa hükümetlerini bir karar vereceklerse, hızlı ve olumlu olmaya davet ederek, bu sonucun ortaya çıkması için elinden geleni yapmalıdır." 1
    Yargıtay Eski Başsavcısı Sayın Vural Savaş'ın ve Türkiye'nin günlük siyasetine doğrudan müdahale eden bu yazı, bir gazete yorumuydu ama yorumda dile getirilen düşünce, bir gazete başyazısının sınırları içinde kalan basit ve olağan bir değerlendirme değildi. Washington Post'un konuya yaklaşımı, Türkiye'nin ekonomi ve siyasetine yön veren Batı başkentlerinin ortak görüşüydü ve bu görüş, siyasi çevrelerindeki etkin politikacıların açıklamalarında da yer alıyordu. Herkes aynı zamanda, kararlaştırılmış gibi, "Bülent Ecevit'in hastalığından" ve "Türkiye'deki siyasi belirsizliklerden" söz ediyor ve bu tür söylemlerde, Mayıs ayından sonra belirgin bir artış görülüyordu.
    O güne dek, Bülent Ecevit ve başında bulunduğu 57.Hükümetten övgüyle söz eden IMF Başkanı Horst Köhler, 29 Haziran 2002'de yaptığı açıklamada, "Siyasi endişelerin ekonomide yarattığı zayıflıklardan" söz etti ve "siyasi istikrarın kritik öncelik durumuna geldiğini" ileri sürdü. Köhler'in açıklaması şöyleydi: "Ecevit'in sağlığıyla başlayan siyasi endişeler, ekonomide zayıflıklar yaratıyor. Ekonomide büyüme sağlanması için şart olan programın başarıya ulaşması için, piyasaların siyasi istikrar konusunda ikna edilmesi kritik bir öncelik durumundadır." 2
Horst Köhler, bu açıklamadan 6 gün sonra 5 Temmuz 2002'de aynı görüşleri içeren, ancak bu kez, gözardı edilmemesi gereken bir "kabus senaryosundan" söz eden bir açıklama daha yaptı ve şunları söyledi : "Türkiye ve Brezilya'daki (Brezilya'da yaklaşan seçimlerde İşçi partisinin güçleneceği söyleniyordu y.n.) zorlukların en büyük kaynağı siyasettir. Riskleri görmemezlik etmiyorum. Siyasetteki belirsizlikler ekonomiye odaklanan IMF için zorluk yaratmaktadır. Bu iki ülkede borçların ödenmemesini içeren bir kabus senaryosunu gözardı edemeyiz." 3
    Ecevit'in "hastalığını" öne sürerek Türkiye'de "siyasi değişim" isteyen "yorumlar" Batı basınında yer almaya devam etti. İngiliz The Times gazetesi, "Avrupa'nın Hasta Adamı Ecevit'in Hastalığı Türkiye'nin dışına da bulaşıyor" başlıklı yorum yazısında, "Türkiye, Avrupa'nın güvenliği, Ortadoğu barışı ve dinin modernizasyonu için önemli bir ülkedir. Türkiye'nin katkısı olmadan Avrupa Birliği'nin Acil Müdahale Gücünü yaşama geçirmek, ABD'nin Saddam Hüseyin'e karşı harekatı ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması hayaldir. Hasta Başbakan Ecevit şimdi 77 yaşında ve son iki ayını evinde geçirdi. Koalisyonu ayakta tutan kişi olarak görünen Başbakan istifa etmeyi reddediyor ve 2004 yılına kadar kalmakta israr ediyor" derken 4 ; "Türünün dünyadaki en seçkin örneği" olarak tanıtılan haftalık The Economist, 2002 Haziran'ındaki ilk sayısında şunları yazıyordu.; "Ecevit Türkiye'yi yönetmek için çok hastadır, ancak hükümet alternatiflerinin tümünde risk vardır. Başbakan olmak için milletvekillerini tarafına çekmeye çalışan Devlet Bahçeli, Ecevit'ten başkası başbakan olursa istifa ederim demektedir. Bahçeli koalisyonun başına geçmek isterse, IMF ve AB dehşete düşer. Batının başbakanlık görevini yüklenmesini istediği ilk isim Dünya Bankası'ndan getirilen Kemal Derviş'tir. Batılı diplomatlar, eşinin Amerikalı, annesinin Alman olması nedeniyle, muhafazakar kırsal kesimin onu yabancı bulması nedeniyle başbakan olamazsa; ekonomiyi Derviş'in yönetmesi koşuluyla, diğer en iyi başbakan alternatifi olarak İsmail Cem'i görmektedirler." 5
    Yabancıların Türk siyasetine karışarak yön vermesi, Atatürk'ün ölümünden sonra olağan bir davranış haline gelmişti, ama bu davranış, şimdiye dek bugünkü kadar örtüsüz ve kaba bir biçimde yapılmamıştı. Bağımsız bir ülkenin günlük siyasetine bu denli karışılması, olağan bir olay değildi ama konu Türkiye olunca bu karışma herhangi bir sınır tanımadan özgürce yapılıyor, düşünceler sınırsız bir serbestlik içinde ortaya konuyordu. Türkiye gibi büyük bir ülkenin siyasi geleceği, Batı başkentlerinde belirleniyor, varılan sonuçlar günlük haber olarak gazete sütunlarında yer alıyordu.

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>