Dördüncü Baskıya Önsöz

    "Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma" kitabımı 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce yazmış ve bu kitapta, son üç yılın ekonomik uygulamalarıyla "baskın" seçimin olası sonuçlarını ele almıştım. Kitap, altı ay gibi kısa bir süre içinde üç baskı yaptı ve tükendi. Bu çalışmamın da öncekiler gibi ilgi göreceğini, en azından "edinmiş olduğum nitelikli okur kitlesi" tarafından okunacağını biliyordum. Ancak açıklıkla belirtmeliyim ki ekonomiyle ilgili bir kitabın, bu denli yoğun olarak okunacağını hiç düşünmemiştim.
    Erken seçimi hazırlayan koşullar, seçimin hazırlanış biçimi ve olası sonuçları konusundaki yargılarım, hemen tümüyle doğru çıkmıştı. Türk halkı, seçim meydanlarında verilen ve yerine getirilmeyecek olan sözlerin hemen arkasından, yıkıcı gerçekle karşı karşıya kalmış ve bir kez daha kandırılmıştı. Üstelik bu kez söz verenler, ulusal değerleri yok etmede daha "kararlı" ve daha gözüpektiler. Paraya, medya gücüne ve dış desteğe dayanan seçim "başarısı", "millet iradesi" olarak ileri sürülüyor ve seçimden hemen sonra ve hiç zaman yitirmeden, ulusal varlığa zarar veren siyasi-ekonomik uygulamalar içine giriliyordu.
    Ekonomik uygulamalar, beklendiği gibi ya da benim beklediğim gibi, önceki uygulamaların yoğunlaştırılmış devamından başka bir şey değildi. Seçim meydanlarında o dönemin hükümeti için, "IMF'den emir alıyorlar" diyenler, seçimden sonra, "önceki programlar aynısıyla uygulanacaktır" dediler ve geçmiş dönemde yapılamayan ne kadar olumsuzluk varsa hepsini hızla gündeme getirdiler. Stratejik olanlar dahil, kâr eden KİT'ler özelleştirilecek, tarımsal destekler kaldırılacak, iş yasası değiştirilecek, orman ve doğal sit alanları satılacak, ücretler ve sosyal güvenlik haklan kısılacaktı.
    Ekonomide bunlar yapılırken, siyasi ve idari alanda kalıcı bozulmalara yol açacak tehlikeli, uygulamalara girişildi. Yapılan ve yapılacağı açıklanan girişimlerin, Türkiye'yi daha ciddi bunalımlara sürükleyeceği açıktı. Siyasi ve ideolojik olarak ulus-devlete karşıtlıkta, çıta daha yukarı çıkarılıyor ve Cumhuriyet'in temel değerlerine yönelmiş olan örtülü girişim, açık saldırı haline geliyordu.
    Yetkili-yetkisiz kişiler, içte ve dışta; "statükonun mutlaka değiştirileceğini", "kutsal devlet anlayışının sona erdirileceğini", "yönetimin yerelleştirileceğini", "tüm bürokrasinin, büyük dönüşümler için ayağını denk alması gerektiğini" söylediler ve devlet kurumlarında sıradışı bir yoğunlukta kadrolaştılar. İbadet yeri açmadan Kürtçe'ye, seçimlerin yabancılarca denetlenmesinden yerel yönetimlere, emekli yaşının düşürülmesinden yabancıların mülk edinmelerine dek pek çok duyarlı konuyu tartışmaya açtılar; yasal düzenlemelere giriştiler. Hem gelişleri hem de yaptıkları, görünüşte yasaldı. Ancak bu tür uygulamalara girişenler, yasallığın meşruiyet için yeterli olmayacağını, Türkiye'de meşruiyet'in Cumhuriyet'in temel ilkelerinden geçeceğini ya bilmiyor ya da meşruiyeti dış destekte arıyorlardı.
    Yaşanan olumsuzlukları önceden görüp yazmış olmam nedeni ile olacak, "Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma" kitabıma yönelen okur desteği yoğun oldu. Toplumun hemen her kesiminden beğeni iletileri aldım. Bunların bir bölümünü "okurlardan" bölümünde yayınlıyorum. Bana iletilen görüşlerde daha çok, öngörülerin gerçekleşmesi üzerinde duruluyor, buna ek olarak ekonomik konularda kolayca anlaşılabilir bir kitap yazdığım için bana teşekkür ediliyordu.
    "Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma" ile ilgili olarak, önceki kitaplarımda olduğu gibi bana güç veren olaylar yaşadım, davranışlarla karşılaştım. Bunlardan bazılarını siz yeni okurlarımla paylaşmak istediğim için buraya alıyorum. Bu olaylar, ulus olarak ne denli nitelikli bir insan kaynağına sahip olduğumuzu gösteren örneklerdir, öğrenince sizin de umutlanacağınızı sanıyorum.
    Gülçiçek Dönmez, Antalya'da yaşayan 55 yaşında bir ev kadını; ilkokulu bitirmemiş, sağlık sorunları var ve yürüyemiyor, değerlerini koruyan bir halk insanı. Sn. Dönmez'in kitapla ilintisini, Akdeniz Üniversitesi'nde okuyan oğlu Özgür tam metnini "okurlardan" bölümüne aldığım mektubunda şöyle anlatıyor;. "Birgün annemin yanında 'Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma' kitabınızı sesli okurken beni dikkatle dinlediğini gördüm. Ara verdiğimde 'oğlum okumaya devam eder misin lütfen' dedi ve benden her sabah kitabınızdan bölümler okumamı istedi. Çok duygulanmış ve üzülmüştü, ben okumayı sürdürdükçe üzüntüsü ve ilgisi artıyordu. Özellikle özelleştirme uygulamalarına tepki duyuyor ve karşı çıkıyordu. Kitap iki hafta önce bitti; şimdi benimle ve hatta komşularıyla sürekli bu konuları konuşuyor, görüşler ileri sürüyor..." Sn. Gülçiçek Dönmez'in inanılması güç duyarlı yaklaşımı, Türk halkının doğru bilgiye ulaştığında, gerçeği nasıl hemen kavradığını göstermiyor mu? Bu bir umut kaynağı değil mi?
    Bu olayın bir benzeri, İzmir'den bana iletildi. Sn. Zeliha Kızılakar 71 yaşında bir ev hanımı; o da ilkokulu bitirememiş, 3. sınıfta terk etmiş. Gerisini kızı Candan Kızılakar'ın mektubundan aynısıyla aktarıyorum: "Bir sabah kalktığımda mutfaktan mırıltılar geldiğini duydum ve annemin arasıra yaptığı gibi yine kendi kendine söylendiğini sandım. Mutfağa geldiğimde şaşkınlık içinde kaldım; birkaç gün önce bitirmiş olduğum sizin 'Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma" kitabınızı okumaya çalışıyordu. Şimdiye kadar değil kitap, gazete bile okumazdı. Büyük bir kararlılıkla kitabınızı tam iki ayda bitirdi. Anlamadığı kelimeleri işaretliyor ve akşam bana soruyordu. Şimdi hem komşularla tartışıyor hem de televizyon seyreden babama, boş yere vakit geçirdiği için kazıyor. Ailece hayretler içindeyiz." Bu olay yalnızca yazar olarak benim kıvanç duymamla sınırlı kalacak bir gelişme değildir. Yaşanan, ulus olarak sahip olduğumuz insan zenginliğimizin açık bir göstergesidir.
    Son olarak, beni derecesiz mutlu kılan iki iletiye değineceğim. İmzalayıp gönderdiğim kitabımı okuyan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sn. Şener Eruygur, arama inceliğini gösterdi ve kitap hakkındaki değerlendirmelerde bulunarak beni kutladı. Ulusal varlığımızı koruyan büyük gücün, yani Türk Ulusunun büyük saygı ve sevgiyle bağlı olduğu ordumuzun, bir üst düzey komutanından yazdığım kitap nedeniyle böylesi bir ileti almak, ulusçu bir yazarın bence alabileceği en yüksek ödüldür.
    Ege Ordu Komutanı Orgeneral Sn. Hurşit Tolon'dan da kitabımla ilgili bir mektup aldım ve daha sonra kendileriyle telefonda görüştüm. Değerli komutan, kitabı beğenmiş ve ilgili bölüme aldığım mektubunda; "Kitabınız Türkiye Ekonomisi ve bununla bağlantılı gerçekleri öğrenme konusunda, bizlere ışık tutacaktır" diyordu. Bu mektubu çocuklarıma bırakacağım en değerli miras olarak saklayacağım.
    Beni arayan, ileti gönderen ve okuyan başta Prof. Sn. Cihan Dura ve Prof. Sn. İzzettin Önder olmak üzere herkese teşekkür ediyorum. Gerçeğe dayalı bilgi halka ulaştırıldıkça, bu bilgi ulusal bilince dönüşecek ve biz bu zor dönemi de aşacağız; çünkü ulus olarak, çok nitelikli insanlara sahibiz.

Metin Aydoğan
30 Mayıs 2003


<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>