Birinci Baskıya Önsöz

    Türkiye, 1999'dan sonra yaşamın hemen her alanına yayılarak sosyal bir çöküntü haline gelen, ağır bir ekonomik bunalım yaşadı, yaşamaya da devam ediyor. Ulusal kaynakları tüketen, halkı yoksullaştıran ve insanlarımızı en yaşamsal gereksinimlerini bile karşılayamaz hale getiren bunalım, ekonomik kaynaklıydı ama yarattığı sorunlar giderek sosyal ve ulusal alanları da içine alıyor ve sürekli büyüyordu.
    Türkiye, ekonomik bunalımı ilk kez yaşamıyordu, ancak bu kez yaşanan, geçmişe giden ve bağımlılaşmayla gelişen birikimler sürecinin, ülkeyi tehlikeye sokan yeni ve son aşamasıydı. Bunalımın yükünü esas olarak çalışan ve üreten kesimler çekiyordu, ama sıkıntı çekenler bunlarla sınırlı kalmıyor, toplumun her kesimi bu yükten payına düşeni alarak sürekli güç yitiriyordu; güç yitimine uğrayan yalnızca insanlar olmuyor, doğal olarak onlarla birlikte Türkiye güç yitiriyordu.
    Ulusal bir sorun haline gelen, bu nedenle toplumun tümünü içine alan bunalım, ortak bir ulusal irade ve bu irade ile sağlanan güçlü bir toplumsal disiplinle ele alınmalı ve ulusun görünür - görünmez bütün güçleri harekete geçirilerek aşılmalıydı. Koşullar, ekonomiye dayanan bir "ulusal seferberliği" gerektirecek kadar ağır ve derindi.
    Ancak böyle yapılmadı. Çaresiz bir teslimiyet içinde, bunalıma yol açan programları hazırlayıp Türkiye'ye uygulatan, bu nedenle yaşanan olumsuzlukların sorumluluğunu taşıyan uluslararası örgütlere başvuruldu. Başvuru, kaçınılmaz olarak, bunalım yaratıcılarını yeniden ve daha etkin olarak bir kez daha, "kurtarıcı" haline getirdi. Bu kez karşılaşılan istekler, ekonominin sınırlarını aşıyor, siyasi ve idari alanlara yayılarak ulusal ödünler haline geliyordu; istenenler yerine getirildiğinde bunalım derinleşecek ve Türkiye ulusal varlığını ayakta tutan değerlerini teker teker yitirecekti.
    Ülkenin sorunlarıyla ilgilenen, olay ve gelişmeleri inceleyen ve vardığım sonuçları Türk halkına ulaştırmayı görev sayan bir insan olarak; özellikle 1999'dan sonraki ekonomik ve politik gelişmeleri, geçmişle olan bağlantılarıyla birlikte ele alıp bir bütün olarak inceleme gereğini duydum ve yaklaşık iki yıl bu konuya zaman ayırdım. Vardığım sonuç, pek çok insanın sandığının aksine, Türkiye'nin ekonomiyle sınırlı kalan bir bunalımla değil, sonu olumsuzluklarla dolu kalıcı ve ciddi bir ulusal bunalımla karşı karşıya olduğunu gösteriyordu. Yaşam kaynağını Bağımsızlık Savaşından alan ve Cumhuriyet'le kurulan ulus - devlet gücü ve bu gücü oluşturan kamusal yapılanma, "ekonomik krize" çözüm bulma adına, planlı bir biçimde kuşatılıyor ve etkisizleştirilerek tasfiyeye götürülüyordu. Üstelik bu aykırı girişim, "yenileşme" söylemleriyle yapılıyordu.
    Vardığım sonuç Türk Ulusu için yaşamsal önemdeydi ve bu nedenle bu konuyu tartışmaya sunmam gerekiyordu. "Görünmez ambargolar" nedeniyle kitlelere çok geniş olarak ulaşamasam bile, daha önceki kitaplarım nedeniyle edindiğim bence çok nitelikli olan okur kitlesine ulaşabilir ve görüşlerimi onların incelemesine sunabilirdim. Bunu yaptım ve elinizdeki kitap böyle oluştu.
    İnceleme, amacına uygun olarak, son üç yıllık dönemi kapsamaktadır. Kitapta, 9 Aralık 1999 "Enflasyonu Düşürme Operasyonu" adı verilen IMF programlarından başlamak üzere, Kasım 2000 ve Şubat 2001 mali bunalımları, "Çerçeve Program", "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı", bu "programların" uygulanış biçimi ile sonuçlan ve son siyasi gelişmeleri ele aldım. Olayların daha kolay anlaşılabilmesini sağlamak ve yazılanları daha kolay okunabilir kılmak için; eylemlere, açıklamalara ve bu açıklamaların yapıldığı ortamlara ayrıntılı olarak yer verdim. Kitapta, isimlerin biraz fazlaca yer alması bu nedenledir. Amacım kişileri değil, yürütülen politikaları incelemektir. Kitabı okuyunca bunu siz de göreceksiniz. Ancak bilinen bir gerçektir ki yürütülen her politika, kendisine uygun programlardan oluşur ve bu programlar onu uygulayan kişilerle bütünleşir; uygulayıcılarına kaçınılmaz olarak bir misyon yükler. Bu nedenle programları inceleyip, uygulayıcılarını incelemenin dışında tutmak olası değildir.
    Kitap, umarım ilgi uyandırır ve medyanın tek yanlı oluşturduğu düşünsel kalıpların dışına çıkan, nesnelliğe dayanan bir tartışma yaratabilir; doğruyla yanlışın birbirine girdiği karmaşık ortam içinde, gerçeği yakalamayı amaçlayan bir başka bakış açısının halka ulaşmasını sağlar.

Metin Aydoğan
01.10.2002


<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>