İKİNCİ KISIM

Siyasal Katılma ve Seçimler



Yurttaşların, devletin çeşitli düzeylerdeki karar ve uygulamalarını etkileme eylemlerine siyasal katılma diyoruz. Mahalle ya da köy yöneticisinden devleti yönetenlere kadar, çeşitli düzeylerde yapılan seçimler, siyasal katılma olgusunun yalnızca bir bölümünü oluştururlar. Çağdaş demokrasilerin gelişmişliği, siyasal katılmanın yaygınlığı ve etkinliğiyle ölçülür olmuştur.



1. SİYASAL KATILMA

    Yurttaşların siyasal yaşama nasıl ve ne ölçüde katıldıkları ile neden katıldıkları sorularını ayrı ayrı incelemekte yarar var. Eski Yunanın doğrudan demokrasisinden günümüzün sanayi demokrasisine gelinceye değin, siyasal katılmanın sadece biçimi ve düzeyi değil, aynı zamanda itici nedenlerinde de önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır.

a) Katılmanın işlevi, Biçimi ve Düzeyi

    Halkın siyasete katılması, "Halk Egemenliği" kavramının yaygınlaşması ve meşruluğun ölçütü olmasıyla gelişti. Günümüzde bir rejimin demokratikliği, halka tanıdığı siyasal katılma olanakları ile ölçülür hale geldi.
    Siyasal katılmanın amacı ve işlevinin ne olduğu sorusunun tek yanıtı yoktur. Siyasal katılmanın -rejimden rejime önem sıralaması değişen- birçok işlevi bulunduğu gibi, siyasal katılmanın kendisi de, araç olmanın yanı sıra aynı zamanda bir amaçtır. Hiçbir sonuç vermese bile, katılma yollarının açık bulunması, toplumsal gerilimi azaltıcı, yurttaşlık duygularını güçlendirici bir etki yapar.
    Siyasal katılmanın işlevlerinin başında, siyasal yöneticilerin ve toplumsal istemlerin belirlenmesi gelir. Birçok kez bu iki işlev iç içe girmiş olmakla beraber, sınırlı bir demokrasinin tercih edildiği durumlarda, siyasal katılma ile seçimleri eşdeğerli tutma eğilimi vardır. Seçim yolunu açık tutmakla birlikte, halkın sorunlarını ve eleştirilerini dile getirme olanaklarını kısan rejimler, bir tür seçkinler yönetimini istiyorlar demektir. Halkın kendisini yönetecekleri seçmesi, ama gerisine karışmaması gerektiğine dayalı bir mantık, çağdaş demokrasiye ters düşer.
    Çağdaş demokrasiler, katılma olanaklarını sanayi kuruluşlarına ve özerk kurumlara kadar uzatmaktadırlar, işçilerin işletmelerin, öğretim üyelerinin ve hatta öğrencilerin üniversitelerin yönetimine katılmaları uygulamaları çoğalmaktadır. Ekonomik demokrasi olarak da adlandırılan birinci uygulamanın amacı, verimliliği arttırmak ve yabancılaşmayı gidermektir. Siyasal katılma, çeşitli toplum kesimlerine temsil olanağı sağlayarak, toplumda belirli bir dengenin ve uzlaşmanın oluşumunu kolaylaştırır. Katılım olanakları değişik bir biçimde arttıkça, toplumdaki güçler dengesinin siyasete barışçı yollardan yansıması ve siyasal istikrarın artması doğaldır. Eğer toplumdaki bazı kesimler yeterli katılma olanaklarına sahip değilseler bir "katılma bunalımı" doğar. O toplum kesimleri, kendilerine güçleri oranında etkin olma fırsatı tanımayan sisteme karşı çıkarlar. Batı Avrupa'da 1848 işçi ayaklanmaları bu tür bir katılma bunalımının ürünüydü. Oy hakkının genişletilmesi, sendikal hak ve özgürlüklerin sağlanmasıyla bunalım atlatıldı. Rejime karşı olan toplum kesimleri, rejimin temel güvencelerinden birisi durumuna geldiler.
    Siyasal katılma, sistemin barışçı yollardan zaman içinde değişmesine olanak tanırken, aynı zamanda karşı güçleri sistemle bütünleştirmiş ve bir anlamda sistemi de güçlendirmiş olur. Siyasal sistemin ve toplumsal düzenin, değişen koşullara göre kendilerini yenilemelerine olanak verir.
    Faşist ve komünist rejimlerdeki siyasal katılmanın işlevi ve amacı ise farklıdır. Bu gibi rejimlerde, temsil ve dile getirmeden çok, resmi ideolojinin ve yöneticilerin onaylanmasıyla, halkı belirli yönde harekete geçirme, "seferber etme" söz konusudur. Rejimin başarısı, bu işlevin yerine getirilmesine bağlıdır.
    Kuşkusuz ki, tüm yurttaşlar siyasal yaşama aynı ölçüde katılmazlar. Amerikalı siyasal bilimci R. A. Dahl, katılmanın dört boyutta incelenebileceğini savunuyor: İlgi, önemseme, bilgi ve eylem. Siyasal olayları izleme derecesi "ilgi"yi, onlara verilen önem derecesi "önemseme"yi, onlarla ilgili olarak sahip olunan veriler de "bilgi"yi gösterir. Siyasal kararları etkilemek için gösterilen çabalar "eylem" dir. Deniz Baykal'ın önerdiği üçlü sınıflandırma ise daha sade ve açıktır. Siyasal olayları izleme, onlar hakkında tutum takınma ve onların içine karışma. Böylece siyasal olayları izlemeden başlayıp, onları etkilemeye yönelik eylemlere kadar uzanan bir siyasal katılma yelpazesi oluşmaktadır. Yurttaşların ne kadarının hangi boyutta katıldığını saptamak, gerek siyaset bilimi açısından, gerekse ülkeyi yönetenler ve yönetmek iddiasında olanlar için önemlidir.
    Katılma düzeyleriyle ilgili farklı ve daha ayrıntılı sınıflandırmalar da yapılabilir. Ama hangi sınıflandırma söz konusu olursa olsun, ilk ve en önemli kesimi, siyasal sürece hiçbir biçimde katılmayanlar oluştururlar. Bunlar alınan ve alınacak siyasal kararlara hiçbir biçimde ilgi duymadıkları için, onları önemsemeleri, o konularda bilgi edinmeleri ve eyleme geçmeleri de söz konusu değildir. Bu kesimin toplum içindeki oranının büyüklüğü çeşitli biçimlerde yorumlanabilir. Siyasal ilgisizlik, koyu bir cehaletten ya da umutsuzluktan kaynaklanabileceği gibi, özellikle ABD gibi yaşam düzeyinin çok yüksek olduğu toplumlarda, toplumsal-ekonomik ciddi sorunları bulunmayan orta sınıflardan da kaynaklanabilir. Siyasete ilgisizliğin nedenini oluşturan olumsuz etkenleri değiştirmek için çaba göstermek yararlıdır. Ancak, siyasal yaşama tamamen ilgisiz kitleleri zor kullanarak sandık başına götürmeye çalışmak konusunda aynı şey söylenemez. Oy kullanmanın yasal zorunluluk haline getirildiği yerlerde, bazı kitleler, ilgisiz ve bilgisiz olduğu konularda ve tamamen güdümlü biçimde kullanılmış olmaktadır. Böyle bir durum sağlıksızdır ve çoğunlukla da, tutucu bir yönde etkisi olacağı düşünülerek planlanmaktadır.
    Katılma düzeylerini değerlendirirken, onların da kendi içlerinde derecelendirildiklerini unutmamalıyız. Örneğin siyasal ilgi, olayları radyo ve televizyondan izlemekle sınırlı olabileceği gibi, yazılı basını izlemeye, bu konudaki ayrıntılı haber ve yorumları okuyarak bir sonuç çıkarmaya, belirli çevrelerde onları tartışmaya kadar da uzayabilir. Siyasal eylem, sadece oy vermekle sınırlı kalabileceği gibi, partilerin toplantılarına katılmaya, onlara üye olmaya, orada etkin görevler almaya, partinin adayı olmaya kadar da gidebilir.
    Siyasal katılmanın yasal olmayan biçimleri de vardır. Yasadışı örgütlere ilgi duymak, onların üyesi veya yönetiticisi olmak, gizli toplantılara katılmak, yasaklanmış afiş asıp bildiri dağıtmaktan başlayıp silahlı mücadeleye kadar uzanan eylemlere girişmek, hep bu çerçevede değerlendirilebilir. Yasadışı siyasal katılma biçimleri, rejimin katılığından ve baskılardan kaynaklanabileceği gibi, belirli düşünce ve çıkar gruplarının toplumdan destek görmemelerinden, yasal yollardan etkili olamamalarından da kaynaklanabilir. Barışçı yollardan sağlanamayan etkinin yasadışı yollardan sağlanmasına çalışılması, aynı zamanda bir umutsuzluğun ifadesi olabilir.

b) Katılmayı Belirleyen Etkenler

    Siyasal katılma da, birçok çapraz etkenin ürünü olarak ortaya çıkan bir tutumdur. Bireysel olanlardan başlayarak bu etkenleri şöylece sıralayabiliriz: Yaş ve cinsiyet, aile, eğitim, meslek, gelir, yerleşme biçimi.
    Yaş etkenini "Siyaset Bilimi" kitabında uzun uzun incelemiştik. Çeşitli araştırmalar, siyasal katılma eğiliminin orta yaş gruplarında diğerlerine oranla daha yüksek olduğunu gösteriyor. Gençler bunalımlı dönemlerde, iç ve dış önemli sorunların gündemde olduğu ortamlarda yüksek oranda siyasal katılma eğilimi içine girdikleri halde, bunu izleyen dönemlerde ilgilerinde azalma olabiliyor. Bu durum, özellikle yüksek öğrenim yapan gençlerde belirgindir. Gençlere umut verebilen yönetimler, onlardaki enerjiyi çok yapıcı bir katılımla değerlendirebilmektedir.
    Kadınların siyasete duydukları ilginin erkeklerden daha az olduğunu da daha önce görmüştük. Özellikle çocuk doğurma işlevinin kadında oluşu, onu ev işlerine yönlendirmektedir. Böylece de, siyasal olayların onun ilgi alanı dışına taşması doğallaşmaktadır. Bu durumun doğal sonucu, kadının siyasal katılımının erkeğine bağımlı hale gelmesidir. İlgisinin az olduğu ya da hiç bulunmadığı bir alanda, kadın erkeğinin yaptığı tercihi fazla düşünmeden ve önemsemeden kabul edebilmektedir.
    Ailenin çocuğun eğitiminde ve dolayısıyla da temel tutumlarının oluşumundaki önemli rolünü biliyoruz. Özellikle siyasal ilgi düzeyinin yüksek olduğu ailelerde, çocuğun da ailesinin eğilimlerinden etkilenmesi doğaldır. Anne ve babanın eğitim düzeylerinin yüksek olduğu ailelerde bu etkinin daha belirgin olması beklenebilir. Ama tersi durumlarda ve özellikle de çocuğun yüksek öğrenim yapması halinde, çocuk üzerindeki aile etkisi azalacaktır.
    Gözlemler, gelir düzeyi ile siyasal katılma eğiliminin doğru orantılı olduğunu ortaya koyuyor. Gelir düzeyi yükseldikçe siyasal olaylara ilgi artarken, en düşük gelir gruplarına gidildikçe bu ilgi tamamen yok olabiliyor. Yoksul sınıfların temsiline yönelik siyasal partilerin bulunmadığı durumlarda, bütün partilerin yöneticileri, yasama ve yürütme organının üyeleri, üst ve orta gelir düzeyindekilerle sınırlı kalabiliyor.
    Siyasal katılma eğiliminin doğru orantılı artıp ya da eksildiği bir başka değişken de eğitim düzeyidir. Eğitimin, kişilerin siyasal olaylarla ilgili bilgi edinmelerini, o bilgileri yorumlamalarını, kendi toplumsal durumları ve sorunlarıyla bağlantısını kurmalarını kolaylaştırdığı ölçüde siyasal katılma eğilimlerini arttırması doğaldır. Ama eğitim düzeyinin büyük ölçüde gelir düzeyine bağımlı olduğu da unutulmamalıdır. Alt gelir grupları aynı zamanda düşük bir eğitim düzeyinde bulunduklarından, onların siyasete ilgisizliklerinin bu iki etkenin ortak ürünü olduğu söylenebilir.
    Meslek, bir anlamda parayı kazanma biçimidir. Ne var ki, aynı gelir düzeyinde olanlar arasında bile, siyasal katılma eğilimi mesleklere göre farklılıklar gösterebilmektedir. En etkin siyasal katılmanın genellikle serbest meslek gruplarında görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu arada iş çevresi de siyasal katılma açısından önem taşıyabilmektedir. Eğitim düzeyinin düşük olduğu, aile etkisinin azaldığı durumlarda, iş çevresinin etkisi artmaktadır.
    Büyük kentte, kasabada ya da köyde oturan insanların siyasal yaşama aynı biçimde ve özellikle de aynı düzeyde katılmadıklarını biliyoruz. Büyük kentteki katılma daha bağımsız ve daha bilinçli iken, kırsal kesimdeki katılma çoğunlukla bağımlıdır. Bunda eğitim düzeyinin de rolü olmakla birlikte, toplumsal ilişkilerin ve genel olarak toplumsal ortamın etkisi daha fazladır. Küçük yerleşme birimlerindeki aile ilişkileri ve dayanışma bir yandan, bazı durumlardaki ağa ve benzeri toplumsal güçlerin etkisi öte yandan, kişinin bağımsız katılımını zorlaştırmaktadır. Türkiye'de her zaman kırsal kesimdeki seçime katılma oranının kentsel kesimlere göre yüksek oluşu da bu nedenden kaynaklanmaktadır. Kırsal kesimdeki kitle, kamuoyu önderlerinin gösterdiği yönde, güdümlü olarak harekete geçirilebilmektedir. Ama bu durumun, köydeki toplumsal-ekonomik yapıya bağlı olarak değişebileceği unutulmamalıdır.
    Siyasal katılma açısından özel bir durum, etnik ya da dinsel "azınlık grupları"yla ilgilidir. Dayanışma, kendini ve benzerlerini çoğunluğa karşı savunma duygusu, bu gibi grupların siyasal yaşama daha çok katılmalarında rol oynamaktadır. Üstelik siyasal yaşama yalnız daha çok katılmakla kalmamakta, aynı zamanda aynı yönde katılma eğilimi taşımaktadırlar. Bu nedenle de, siyasal yaşamda toplumdaki oranlarının üstünde bir ağırlık kazanabilmektedirler. Fransa'daki Ermeni, ABD'deki Yahudi azınlığım örnek olarak verebiliriz. Azınlık grubunun ekonomik gücü ve eğitim düzeyi yükseldikçe, söz konusu etki de doğal olarak artar.
    Katılmada rol oynayan saydığımız bu değişkenler, birey üzerinde aynı yönde etki yapıyorsa, güçlü bir siyasal katılım beklenebilir. Ama ters yönde etkilerin birbirlerine yakın düzeyde olduğu durumlarda, hangi yönde davranacağını bilemeyen birey, kararsızlığa sürüklenip katılmamayı yeğleyebilir. Örneğin sandık başına gitmeyen seçmenlerin bir bölümü ilgisizlikten böyle davrandığı gibi, bir bölümü de karar vermekte zorluk çektiği için oy vermemeyi tercih etmektedir.
    Konuyu kapamadan önce, bireyi siyasal katılmaya iten ya da ondan alıkoyan ruhsal ve kişisel nedenlere değinmekte yarar var: Siyasal katılma, bireye toplumda daha etkili olabilme olanağı sağlar. Bu etki, örneğin iktidar partisinin bir üyesi olmanın sağladığı olanaktan, ülkenin bir üst düzey yöneticisi olmanın sağladığı olanaklara kadar uzanır. Siyasal katılma, bireye bazı ekonomik olanaklar da sağlayabilir. Bu, belirli görevlere gelmek biçiminde olabileceği gibi, temsilcisi olduğu kesimlerin çıkarlarını kollamak biçiminde de olabilir. Hatta iktidar olanaklarını kişisel çıkar amacıyla kullanmak biçiminde de ortaya çıkabilir. Siyasal katılma, aynı zamanda inandığı, doğru bildiği bir davaya ya da toplumuna hizmet fırsatıdır. Tüm bu etkenler, katılmayı özendirirler.
    Siyasal katılmanın bireye somut bir doyum sağlayamaması; yeterince etkili olduğu izlenimini verememesi; katılıp katılmamanın bir şeyi değiştirmeyeceğine inanılması durumlarında ise, katılma eğilimleri körelir.