a) Değişmede Belirleyici Etken

Toplumsal değişme konusunda iki temel görüş bulunduğunu biliyoruz. Toplumsal değişmede belirleyici etkenin ekonomik olduğunu savunanlarla, siyasal kurumların öncelik ve bağımsızlığını öne sürenler, ayrı kuramsal çerçeveler oluşturuyorlar. Birinci grupta Marksistler hareket noktası olarak üretim biçimini alırken, Marksist olmayanlar üretim düzeyine önem veriyorlar, ikinci gruba geçmeden, özellikle Marksist kuramı kısaca anımsatmakta yarar var.
    Marx'a göre, toplumsal evrimde itici güç ya da belirleyici öğe, üretim teknikleridir. Üretim teknikleri üretim biçimini, yani üretimle ilgili kurumları ve özellikle de mülkiyeti belirler. Üretim biçimi ise, siyasetin de içinde bulunduğu bir dizi kurumu kendi gereklerine uygun olarak biçimlendirir. Belirli üretici güçler belirli bir üretim biçimini, üretim biçimi belirli bir sınıfsal yapıyı, toplumsal sınıflar arasındaki güç, denge ya da dengesizliği de belirli siyasal kurumları yaratıyor demektir. Siyasal kurumlar da, bir kez oluştuktan sonra altyapı üzerinde etki yaparlarsa da, bu durum, siyasal kurumların altyapı tarafından belirlendiği gerçeğini değiştirmez.
    Marksizmde, siyasal kurumların sınıf çatışmaları sonucunda, ekonomik gücü elinde bulunduran "egemen sınıf"ın gereksinmelerine göre, o sınıfın ayrıcalıklarını koruyacak biçimde oluştuğu görüşü bulunur. Ekonomik etkenler içinde üretim düzeyine, yani "ekonomik gelişmişlik düzeyi"ne öncelik verenler içinse, siyasal kurumlar bu ekonomik düzeyin gereklerine göre biçimlenirler.
    Walt W. Rostow, ekonomik güçlerle siyasal güçler arasındaki bağlantıyı, dolayısıyla ekonomik yapı-siyasal yapı ilişkisini Karl Marx'tan farklı bir biçimde kuruyor. Ekonomik gelişme derecelerine göre toplumları beş gruba ayırdıktan sonra, bütün toplumların bu aşamalardan geçtiğini öne sürüyor. Rostow'a göre, her aşamaya uyan siyasal model farklı olmak zorundadır. Ekonomik güçler değiştikçe, toplumsal ve siyasal güçler de değişeceği için, eski siyasal model yeni ekonomik model karşısında yetersiz kalacaktır.
    Siyasal Kurumların toplumsal-ekonomik yapı tarafından belirlendiği görüşünü paylaşanlar, özellikle Batılı toplumların evrimlerinden esinlenmişlerdir. Bu, toplumların daha çok kendi iç dinamikleriyle değişime uğradıkları dönemler için geçerli bir gözlemdir. Oysa toplumlar arası ilişkiler arttıkça, toplumsal-ekonomik gelişmede geri kalmış olanlar, gelişmiş olanlardan giderek daha fazla etkilenmeye başlamışlardır. Geri kalmışlık kısır döngüsünün kırılmasında, ya da gelişmişlere yetişme çabalarının hız kazanabilmesinde, siyasal kurum ve süreçlerin bir hareket noktası oluşturabileceği inancı doğmuştur. Üstelik, altyapı değiştiği halde siyasal kurumların değişmemekte direnmeleri ve toplumsal-ekonomik değişme üzerinde etkili olmayı sürdürmelerine de rastlanabilmektedir. Sovyet modeli geçmişte bunun en belirgin örneğini oluşturmuştur.
    Ekonomiye karşı siyasetin önceliğini savunan, siyasetin ekonomiye yön verdiğini öne süren kuramların en önemlisinin Raymond Aron'a ait olduğunu söyleyebiliriz. Aron, Marksistlerin kapitalizme özgü saydıkları birçok niteliğin aslında sanayi toplumlarının ortak özellikleri olduğunu vurgulayarak işe başlıyor: "Marx, kapitalizmin temel özelliklerinden birisinin sermaye birikimi olduğunu vurguluyordu. Oysa biz bugün kesinlikle biliyoruz ki, bu bütün sanayi toplumlarının ortak bir özelliğidir. Daha çok üretmek isteyenler, giderek artan ölçülerde sermayeyi makineye yatırmak zorundadırlar."
    Aron'a göre; kapitalizm ile sosyalizm arasındaki temel fark, büyüme modellerinin farklılığından kaynaklanmaktadır. Büyüme modellerinin farklılığı ise, siyasal kararların farklılığından doğmuştur. Sovyet Devriminin oluşumunda ekonomik koşulların rolü olmakla birlikte, asıl rolü siyasal koşullar oynamıştır. Marx'ın öngördüğü ekonomik koşullar olgunlaşmadığı halde, devrim gerçekleşmiştir. Sovyet ekonomisinin birçok özelliği ise, Parti'nin ve onun ideolojisinin bir ürünüdür: "Sovyet ekonomisinin planlanması, parti yöneticilerinin aldığı kararların doğrudan sonucudur. Bu kararlar, siyasal olarak adlandırılan özel toplumsal sistem içinde alınmaktadır."
    Aron sadece ekonomiler arasındaki farkın değil, aynı zamanda toplumsal birçok farkın da siyasal yapıdan kaynaklandığını savunuyor: Tüm toplumlar bireyler ve gruplar açısından karmaşık bir yapıya sahiptir. Tüm toplumlarda gelirler ve yetkiler açısından farklılıklar vardır. Gelirleri, yaşam biçimleri ve düşünceleri az çok birbirine benzeyen gruplar bütün toplumlarda bulunur. Ama Batı'da bu gruplar örgütlenme hakkına sahipken, Sovyetler Birliği'nde bu haktan yoksundurlar. Bu temel ayırım ise, tamamen siyasal niteliklidir.
    Raymond Aron, siyasetin ekonomiye önceliğinin çok açık olduğu kanısındadır: "Çağımızda, sanayi toplumlarının farklı türlerini karşılaştıran herkes, her sanayi toplumu türünün özelliğinin siyasetten geldiğini görür (...). Birçok ortak özelliği olan çağdaş sanayi toplumları, öncelikle kamusal iktidarların düzenlenmesiyle birbirlerinden ayrılırlar. Bu düzenleme de daha sonra ekonomik sistemin ve gruplar arası ilişkilerin birçok özelliklerini peşinden sürükler, insan açısından siyaset ekonomiden daha önemlidir, otoritenin düzenlenmesi, yaşam biçimini toplumun diğer yanlarından daha fazla ilgilendirir."