II- ORGANİZE SUÇUN ÖRGÜTLENMESİ

    Buraya kadar, Organize Suçun ne olduğunu açıklamaya çalıştık. Bu bölümünde Organize Suçun örgütlenmesini ele almaya, bu kapsamda, ortaya çıkış sebepleri, yapılanmaları, tipleri ve yöntemleri üzerinde durulmaya çalışılacaktır.


    A- ORTAYA ÇIKMA SEBEPLERİ VE ARZULADIKLARI ORTAM

    1- Ortaya Çıkma Sebepleri
    Organize Suç ve Örgütlerinin ortaya çıkma sebepleri, konuya yaklaşım açısına ve ülkelere göre çeşitlilik göstermektedir. Tüm sebepleri bulup incelemek olanaklı olmamakla birlikte farklı bakış açılarına göre önemli görülenler incelenmeye çalışılacaktır;

    KÖROĞLU, eski bir kavram olan örgütlü suçun, 1970'li yıllarda terörist faaliyetlerle olarak ortaya çıktığını, 1990'larda bu tür örgütlerin ağırlıklarını kaybettiğini belirttikten sonra, organize suç örgütlerinin ortaya çıkışını şöyle açıklamaktadır;

    "Bu tip örgütlerin ortaya çıkış sebepleri iki ana etmene dayandırılmaktadır. Bu etmenleri global politik etmen ve sosyolojik etmen olarak sınırlandırmak mümkün olabilir. Global politika açısından, 1980 ve sonrasında ortaya çıkan ve ülkeler arası ekonomik sınırların kalkmasına ve bir dünya ekonomisi oluşturulmasına dayanan globalizm, yine bununla bağlantısı bulunan, Avrupa Birliği oluşumunda ülke sınırlarının zayıflaması ve özellikle Schengen Sözleşmesi'nin kabulü ve son olarak demir perdenin çökmesi ve Doğu Avrupa ve Rus mafiasımn kendisine batıda Pazar araması, örgütlü suçluluğun önemi etmenleri arasında görülmektedir..... Sosyolojik etmen açısından değerlendirildiğinde ise toplumun yozlaşması, değerlerini kaybetmesi, buna bağlı olarak demokratik sistemin ve temsili demokrasinin bozulması örgütlü suçlara meydan veren bir ortam olarak belirginleşmiştir. (79)

    Köroğlu konuya, iki kutuplu dünyanın tek kutuplu hale dönüşmesinin dünya ekonomisi üzerindeki etkisi ve bunun doğal sonucu olarak sosyolojik alanda meydana gelen değişiklikler açısından yaklaşılmaktadır. Bu iki unsur organize suç örgütlerinin ortaya çıkmasında etkilidir. Ancak tarihçeye bakıldığında organize suç örgütlerinin iki kutuplu dünyadan çok önce var oldukları ve ülkelerin siyasi rejimleri üzerinde dönem dönem son derece etkili işler yaptıkları görülmektedir.

    Organize suçların ortaya çıkmalarını sosyal tarih açısından ele alman görüşe göre "Sicilya mafiasının, Japon Yakuza'sının, Amerikan Mob'larının ve daha bir çok ülke, bölge ve şehirdeki başka suç örgütlerinin, tarihi bir sürecin ürünleri olduğu gözden ırak tutulmamalıdır. Türkiye'de suçluların tarihi söz konusu olduğu zaman Osmanlı dönemine geri dönerek isyancıları, başkaldıranları tanımak gerekir. Oralardan başlayarak geliştirilen kültürel kodlar, günümüz mafiasının pratiğinde görülebilir. (80)

    Organize suçların ortaya çıkışını GELERİ, dört teoriyle açıklamaktadır. (81) Amerikan patentli ve ABD'deki organize suçu açıklamak için ileri sürülen bu teoriler; Dış Komplo Teorisi, Etnik Miras / Silsile Teorisi, Güçlülerin Suçu Teorisi, Özel Koruma Teorisi'dir.

    Bu teorilere konumuz açısından bakıldığında; dış komplo teorisinde ileri sürülen görüşlerden birine göre: "Bu tür oluşumların, Amerika'da ortaya çıkmasına rağmen, Amerikan toplumuna yabancı olduğunu, çünkü İtalya'dan gelen göçmenler tarafından getirildiğini ve organize edildiğini ileri sürmektedir."

    Etnik Miras Teorisinin temelinde, Amerika'ya göç eden İtalyanların geçirmiş olduğu yabancılık hırsı ve buna dayalı gerilimden kaynaklanan dezavantajlı toplum olma özelliği bulunmaktadır. Bu görüşe göre; bir çok yönden dezavantajlı durumda bulunan ve daha iyi refah ve zengin bir yaşam sürmek isteyen, aynı zamanda, yeni üyesi oldukları toplum tarafından kabul görmek ve saygın bir kimliğe sahip olmak isteyen İtalyanlardan bir kısmı, bu süreci kısa sürede aşabilmek ve sosyal değişim sağlayabilmek için organize suçlan bir çıkar noktası olarak görmüşlerdi.

    Güçlülerin Suçu Teorisine göre ise, dünya adeta güçlüler ve güçsüzler diye ayrılmaktadır. Demokrasilerde sistemler güçlülere hizmet eden bir araçtır ve güçsüzlerin en küçük suçlarına dahi tolerans göstermeyecek kadar katıdır.

    Özel Koruma Teorisinde Mafia, özel koruma hizmetinin pazarlamasında, uzmanlaşmış şirketler grubu olarak tanımlanmaktadır... Mafia liderleri kendilerine ait bölgelerde ünlerini ve güçlerini, korku, tehdit şiddet yoluyla tesis ederler.

    Amerikan-İtalyan mafiasının açıklanması açısından bu teoriler uygun olabilir. Ancak, Türk mafiasının ortaya çıkma sebeplerini karşıladıkları söylenemez. Bu da her ülkenin koşullarının kendi mafiasını yaratmasından kaynaklanmaktadır.

    Prof. Dr. Henner HESS ve onun görüşlerini benimseyen Murat ÇULCU'ya göre; "mafia merkezi otoriteye karşı yerel gücün direnişidir." (82)

    Bu yazarlara göre; "Merkezi ahlak ve hukuk ile yerel ahlak ve hukuk anlayışları arasındaki farklılık toplumu çifte ahlak ve hukuk anlayışına sürüklüyor. Böyle bir hastalıklı yapı içinde, kaba kuvvet kullanma yeteneği bulunan yerel güç odakları, yerel ahlak ve hukukun koruyucusu ve uygulayıcısı olarak ortaya çıkıyor. Mafioso, yerel kitle üzerinde yaptırıma nitelik kazanıyor. İşin püf noktasını ise aynı güç odaklarının merkezi otorite ile olan çifte standarda dayalı ilişkileri teşkil ediyor. Yerelde tamamıyla örfi hukukun ve geleneksel ahlakın savunucusu konumundaki bu güçler, merkezi otoritenin karşısında da otoritenin öngördüğü ahlak ve hukuk ilkesine saygılıymış gibi davranıyorlar." (83)

    Arlacchi, mafianın ortaya çıkışını toplumlardaki sosyo kültürel parçalanmaya bağlamaktadır. Arlacchi'ye göre; "Gücü büyük ölçüde terör yaratmaya ve rakipleri ile düşmanlarına karşı acımasız fiziksel şiddet kullanmaya dayanan örgütlü suçun önkoşulu, belli ölçülerde bir toplumsal parçalanmadır." (84)

    Bazı yazarlarca organize suç örgütlerinin ortaya çıkış sebepleri maddeler halinde sıralanmıştır. CİNOGLU ve GÜNEŞ bu sebepleri şöyle belirtmektedirler.
  • Siyasi otorite boşluğu,
  • Antidemokratik, Totaliter rejimler, yani kapalı toplumlarda mafia kök salar. 1989 Schengen anlaşmasından önce Almanya'nın durumu böyle idi. Sınırlar Kalkar kalkmaz, Mafia grupları Almanya'yı istila etmiştir.
  • Yapılan yasaların yeterince uygulanmaması ve gerekli yasaların çıkarılamaması,
  • Ekonomik istikrarsızlık ve sosyal dengenin oluşturulamaması çetelere faaliyet alanı yaratır.
  • Sürekli yüksek enflasyon, kargaşa, para piyasalarındaki yapay iniş çıkışlar, kayıt dışı ekonomi. (85)
    Siyasi otorite boşluğunun çetelerin ortaya çıkma sebebi olarak görülmesine kısmen katılmaktayız. Dünyanın çeşitli az gelişmiş ülkeleri için bu geçerli olsa da Türkiye açısından bu tespit bize çok doğru gelmemektedir. Bizce Türkiye'de siyasi otorite boşluğu değil, siyasi otoritenin çete oluşumlarını önemsememesi, bir anlamda da politikacıların çıkar amacı gütmesi nedeniyle bu tür organizasyonlara göz yumulması söz konusudur denilebilir. Özellikle tahsilat ve haraç mafialarının 1980 askeri darbesi sonrası tek parti (Özal hükümetleri) hükümetleri döneminde oluşup, en güçlü dönemini yaşaması bu düşüncemizi haklı kılar niteliktedir diyebiliriz. Yine anti demokratik totaliter rejimlerde mafianın kök salması düşüncesine katılmaktayız. Ancak, dünyada ortaya çıkışı ve bugün etkili olduğu alana bakıldığında, demokratik ülkelerde mafianın kök salmasının daha kolay ve güçlü olduğu söylenebilir. Seçimlerin sonuçta oy almaya yönelik ve dolayısıyla seçmeni etkilemeye dayandığı sistemlerde, siyasi otoriteyi eline geçirmek isteyenlerin kaynağı ne olursa olsun "para" ya hayır diyemeyecekleri, boş bir iddia olmaz düşüncesindeyiz.

    Yasaların yeterince uygulanmaması ve gerekli yasaların çıkarılmaması gerçekten mafia oluşumlarına neden olmaktadır. Bu konuda en güzel örneği 1999 ve 2001 yıllarında yaşamış bulunmaktayız. 1999 yılında 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası son derece güç koşullarda ve mecliste oldukça sulandırılarak çıkartılabilmiş, 2001 yılında yapılan değişikliklerle, yasanın kapsamı daraltılmış ve etkililiği büyük oranda yitirilmiştir.

    Yine Susurluk Olayına kadar T.C.K'nın 313. maddesi he-men hiçbir çete olayına uygulanmamış, 1998 yılında o zaman ki düzenlemeyle DGM kapsamına giren 313. maddenin uygulanmasına işlerlik kazandırılması için polisle DGM Savcıları arasında kıyasıya fikir tartışmaları ve zorluklar yaşanmıştır.

    Ekonomik istikrarsızlık ve sosyal dengenin oluşturulamaması sadece çetelerin değil, her türlü suçluluğun ortaya çıkmasına etken temel olgudur, denilebilir.

    Devlet Planlama Teşkilatı tarafından Türkiye'ye özel hazırlanmış "Organize Suça Genel Bakış Raporu"nda çeteleri yaratan ana nedenler şöyle sıralanmıştır;
  • Kesimler ve bölgelerarası gelir dağılımında aşırı bozukluk,
  • İşsizlik sorunu,
  • Çağdaş bir kamu yönetimi eksikliği,
  • İhale sistemindeki çarpıklıklar,
  • Eğitimde fırsat eşitsizliği,
  • Adalet sistemindeki aksaklıklar,
  • Temel sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler,
  • Bütçe disiplini ve harcamalardaki sorunlar.
    DPT raporundaki ortaya çıkış sebepleri de bizce derinlemesine incelenmemiş genel nitelikteki tespitlerdir.

    Bize göre, çetelerin ortaya çıkmalarındaki sebepler şöyle sıralanabilir;
  • Siyasi otoritenin çete ve yolsuzluk oluşumlarına kendi çıkarları doğrultusunda göz yumması.
  • Bu göz yummanın doğal sonucu olarak, parlamentodan yeterli yasaların zamanında çıkarılmaması, çıkartılanların uygulanmaması için çetelerle mücadele birimlerine yoğun baskılar yapılması (bizce polisin siyasallaşmasındaki en önemli sebep budur).
  • Demokratik sistemlerin yapıları gereği suç ve suçlulukla mücadelede zanlılara sağlanan olağanüstü hakların, para sahibi çeteler tarafından son derece profesyonelce kullanılması. Bu düşünceye bir çok örnek vermek olanaklıdır. Adi bir suç zanlısının (örn. hırsızlık, adam öldürme v.s.) savunma ve yasalardan yararlanma olanakları ile bir uyuşturucu baronunun savunma olanaklarını karşılaştırmak bile mümkün değildir. Uyuşturucu baronu kendisi ile ilgili işlem yapan hukukçuları avukat olarak tayin edilebilecek maddi güce sahiptir. Yine bir çok grup operasyonunda, çetelerin tetikçilerini, ülkenin en iyi avukatlarının savunduğunu, hatta bazı çetelerin organizasyonu içerisinde bizzat avukatların olduğunu söylemek olanaklıdır.
  • Ekonomik istikrarsızlık, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, sosyal olanaklardaki uçuruma varan farklılıklar, işsizlik gibi sorunlar her suç organizasyonun da olduğu gibi çetelerin de ortaya çıkmasında etkili unsurlardır. Ancak, işsizliğin organize suç örgütlerinin ortaya çıkmasında, söylendiği kadar etkili olmadığını söylemek mümkündür.
  • Türkiye açısından göç ve gecekondulaşmanın çetelerin ortaya çıkmasında çok büyük önemlerinin olduğunu söylemek olanaklıdır. Özellikle 70'li yıllardan itibaren başlayan ve bugünde geçerliliğini koruyan, hemşehricilik, işkolunu ele geçirme, bölge hakimiyeti kurma şeklinde oluşan kabadayı - çete tipi organize suç oluşumlarının meydana gelmesinde, kırsal alandan büyük kentlere göç ve gecekondulaşmanın rolü çoktur denilebilir. Herhangi bir taşra ilinden büyükşehirin herhangibir bölgesine gelip yerleşenler, kendi hemşehrilerinin desteğiyle o bölgelerde hakimiyet kurmuş, o alanlardaki devlet arazilerine adeta el koymuş, kendilerinden olmayan kimseyi oralara sokmamış ve böylece gecekondu bölge hakimiyeti olan gruplar oluşmuştur. Yine, göç edenlerden bazıları, çok para getiren iş kollarını ele geçirerek, kendi akraba ve hemşehrilerinin dışındakilerin bu iş kolunda barınmalarını mafios yöntemlerle engellemiş ve bu iş kollarının mutlak hakimi olmuşlardır. Örn. hamallık, han kapıcılığı, seyyar-satıcılık türleri, minibüs hatları, belirli taksi durakları v.s.
  • Eğitim ve öğrenimin yetersizliği ve kalitesizliği, belki de organize suç örgütlerinin ortaya çıkmasmdaki en önemli etkenlerdendir denilebilir. İleride detaylı olarak inceleneceği üzere organize suç örgütlerine katılan, özellikle tetikçilik yapanların eğitim ve öğrenim seviyeleri çok düşüktür. Bu da örgütlerin bu alanda seviyesi düşük kitlelere daha kolay nüfuz edebildiklerini göstermektedir. Organize suç örgütlerinin ortaya çıkış sebeplerinden bizce önemli olan bir başka faktör, çok çocuklu aile yapısıdır. Özellikle anadoluda nüfus planlamasının etkili yapılamaması, ailelerde çok çocuk yapma istemi, yapılan bu çocuklarla ilgilenememe birçok çocuğun organize suç örgütlerinin yada terör örgütlerinin ağına düşmesine sebep olmakta, ayrıca, çoğunlukla ezilmişlik duygusuyla büyümüş bu çocukların, adeta toplumdan bunun intikamını almak ve kendilerini kanıtlamak için, bu tür organizasyonlara yönelmelerini sağlamaktadır. Nitekim, birçok organize suç örgütü liderinin çok çocuklu ailelerden geldiğini söylemek mümkündür.
  • Toplumda ağır ekonomik bunalımların yaşanması ve etik değerlerin aşınması, organize suç örgütlerinin ortaya çıkmasındaki etkenlerden biridir. Çabuk ve kolay para kazanma isteğinin ve olanaklarının ortaya çıkması, bunun toplumun büyük kesimince tasvip edilmesi, özellikle 1980 sonrası organize suç örgütlerinin ortaya çıkmalarında etkili olmuştur. ÖZAL dönemi politikalarıyla yıpranan ahlak anlayışı toplumu her alanda dejenere etmiş, bunun sonucunda, geleneksel Türk aile yapısı ve muhafazakar, etik değerlere önem veren Türk toplumu büyük erozyona uğramış, on yıl önce kınanan kolay para kazanma istemi, toplumca tasvip edilir hale gelmiştir. Aileler paranın kaynağını sorgulamadan elde edilmesini yeterli gören bir anlayışa geçtiklerinden, çocukların ve gençlerin özellikle organize suç örgütü oluşumlarına katılmaları kolaylaşmıştır.
  • Türkiye'de organize suç örgütlerinin ortaya çıkışında etkili olan faktörlerden biri de, uzun yıllar süren ve toplumu adeta canından bezdiren terör ortamıdır. Terör ortamı, 1970 li yıllardan itibaren ciddi anlamda ülke gündemine girmiş ve halen gündemdeki yerini korumaktadır. Bu konuya ileride geniş olarak yer verilecektir.
  • Yasal boşluk ve yetersizlikler de organize suç örgütlerinin ortaya çıkmasında önemlidir. Özellikle, icra ve iflas yasası, borçlar yasası, kamu ihale yasaları, özelleştirme uygulamaları alanındaki belkide kasıtlı boşluklar, çok kar getiren bu alanlara organize suç örgütlerinin göz dikmesine sebep olmuştur. Türkiye de bir dönem büyük mafia liderlerinin desteği olmadan özelleştirme yapılamadığını adli delillerle ortaya koymuş bulunuyoruz. Yine, çek-senet mafiasınm ortaya çıkışının en büyük sebebi, borçlar hukuku ile icra ve iflas hukuku alanındaki boşluklardır. Sermaye piyasası ve bankalar yasası gibi yasalardaki boşluklar ise daha çok yolsuzluk örgütlerinin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

    2- Arzuladıkları Ortam
    Yukarıda incelediğimiz mafianın ortaya çıkışında etkili faktörlerin yanı sıra, bu konuyla sıkı sıkıya bağlantılı olan organize suç örgütlerinin arzuladıkları ortamların ne olduğunu da irdelemek gerekir. Bu konuda en kapsamlı değerlendirmelerden birini Kayhan MUTLU yapmıştır. Buna göre organize suç örgütleri;
  • Yozlaşmış bir bürokrasiyi arzular. Bürokraside işlerin yavaş yürümesi, işlerini bir an önce bitirmek isteyen iş adamlarının (özellikle devletle iş yapan kişilerin) organize suç örgütlerine başvurmalarına sebep olabilmektedir. Böylece, suç örgütü aracılığıyla gerek rüşvet vermek, gerekse tehdit etmek gibi birtakım illegal yollarla, daha kısa sürede, kendi lehlerine sonuç alabileceklerini düşünebilmektedirler. Bu durum da organize suç grupları için bulunmaz bir fırsat olmaktadır. Korkmaz YİĞİT isimli şahsın "Türkbank İhalesi"nde organize suç örgütü lideri olduğu savıyla yargılanan Alaattin ÇAKICI'dan yardım istemesi bu konuya örnek teşkil edebilir.
  • Devlet memurlarına uygulanan çarpık maaş uygulamasını ve bunun doğal bir sonucu olarak da deneyimli ve uzman konumunda olan devlet memurlarının yüksek ücretler ve daha iyi çalışma ortamı karşılığında, suç örgütünün kendi elemanı gibi çalıştırılmasının kapısının sürekli açık olmasını ister. Bazı kamu görevlilerinin organize suç örgütleriyle ilişki içerisinde olabilmeleri ve bu ilişkilerinden dolayı organize suç örgütü elemanları ile birlikte yargılanmış olmaları, bu konunun önemini açıkça ortaya koymaktadır.
  • Köklü yasal değişikliklerin yapılmasını ve organize suç örgütlerini sıkıntıya sokacak yasaların çıkarılmasını istemez ve buna karşı çıkar. Örneğin, organize suç örgütleriyle mücadele kanunu olarak da bilinen 4422 sayılı kanun ve mücadeleyi kolaylaştırıcı bazı özel hükümler ihtiva eden uygulama yönetmeliği, organize suç gruplarının yandaşları tarafından çok fazla eleştirilere maruz kalmıştır. Çünkü böylesi bir yapılanmaya gidilmesi, örgütlü suç liderlerinin ve elemanlarının hareket alanlarını sınırlamakta ve bunların suç işlemeleri halinde, daha kolay yakalanarak, hiçbir baskı altında kalmadan soruşturmalarının yapılıp, mahkeme önüne çıkarılmalarını kolaylaştırmaktadır.
  • Hukukun bağımsızlığını istemezler.
  • Bankaların, finans sektörlerinin, casinoların, borsanın ve paranın sürekli el değiştirdiği, benzeri ekonomik kurumların faaliyet alanlarının ne kısıtlanmasını, ne denetlenmesini, ne de buralarla ilgili yasaların çıkarılarak uygulanmasını isterler. Çünkü bu şekildeki bir boşluk ve denetimsizlik, organize suç örgütlerinin karapara aklamak için arayıp da bulamadıkları bir ortamdır. Son dönemlerde bazı organize suç örgütü elemanlarının borsaya yönelmeleri bunun açık bir örneğidir.
  • Sıradan yurttaşlar için önemli olan alt yapı yatırımlarının yapılmasını istemezler. Çünkü, bu şekilde alt yapısının tamamlanmadığı yerlere kendisi okul, hastane okul yaptırarak, hem karaparasının aklanmasını sağlar hem de bu bölgede oturan yurttaşların sempatisini kazanmayı arzular. Bu yöntemle hem kendi reklamını yapar, hem de kamuoyunun gözünde olumlu bir prestij kazanır.
  • Futbol takımları kurarak ya da var olan takımlardan bazılarını satın alarak karaparasını aklar. Yine bu bağlamda, bazı organize suç örgütü elemanlarının bazı spor kulüplerinin, gerek yönetiminde, gerekse altyapısında yer aldıklarını ve bu yönlerini ön planda sunmaya ve böylece gerçek kimliklerini kamufle etmeye çalıştıklarını görmekteyiz.
  • Sivil Toplum Kuruluşlarının yapması gereken faaliyetleri kendisi yapmak ister ve bu yüzden STK'nın demokratik bir yapı içerisinde var olmasını istemez ve bu nedenle de hayır kurumlarını ve cemiyetleri kontrol ederek karaparasını aklar.
  • Robin Hood imajı çizerek yoksul insanlara yiyecek ve giyecek yardımlarında bulunurlar. Örneğin, organize suç örgütü lideri olduğu savıyla yargılanan S.P'nin, dışında kendi adının yazılı olduğu kamyonlarca yardım paketlerini, değişik vesilelerle, değişik bölgelerde dağıtmasını bu bağlamda değerlendirmek mümkündür. (86)
  • Devletin, hukuk ve ekonomi entegrasyonu ile iş yapmasını istemezler ve bu şekilde sürekli zayıf olan / kalan bir devletin ortaya çıkmasını isterler.
    Bütün bu sayılanlar bir tarafa; ironiktir ki devletler tarafından yapılan düzenlemeler, yasak koymalar ya da ceza yasaları aracılığıyla getirilen müdahele suçun şekillenmesinde "çevre faktörler" olmanın ötesinde herhangi bir rol oynayamazlar. Tersine bu tür müdehalelerin paradoksal bir işlevi de vardır. Örneğin, Türkiye'nin önde gelen uyuşturucu patronlarından Hüseyin BAŞBAŞİN, "polis ne kadar sert tedbirler alırsa, cezalar ne kadar ağırlaştırılırsa, ben o kadar çok kazanırım" diye konuşmuştur. Onun eroin kaçakçılığında favori ülkesi, cezaların ağırlığından dolayı İngiltere'ydi, ve tabii ki hiçbir zaman uyuşturucu ya da onun satışından elde ettiği paralarla yakalanmadı, çünkü bu işleri yürüten elemanları vardı.

    Yukarıdaki değerlendirmelere ek olarak bazı tespitlerimizi şöyle sıralayabiliriz;
  • Öncelikle gizli olan yapılarının ortaya çıkmamasını arzularlar. İstekleri, sistem içerisinde her türlü suçu işlemeleri, bunun suça muhatap olanlarca bilinmesi, merkezi otorite tarafından göz ardı edilmesidir. Mafia lideri, toplumda legal görünüme sahip, saygın kişi olmak ister. Bunun içinde hem mafia mensubu olduğunun bilinmesi hem de buna göz yumulması için gerekli taktik ve stratejileri uygular. Kimi zaman Köroğlu gibi zenginden alıp fakire verdiğini, terörle uğraşan kahraman güvenlik güçlerine elinden gelen yardımı yaptığını, kimi zaman uyuşturucu satıcıları ile kıyasıya mücadele ettiğini, büyük basın desteğiyle geniş kitlelere duyurur. Bu duyurular yapılırken suçlarda işlenmeye devam etmektedir.
  • Terör ve kaos ortamının devamını arzularlar. Böylece bulanık ortamda işlerini daha rahat ve gözden uzakta halletmekte, aynı zamanda bu ortama özgü para kazanma yöntemlerini sonuna kadar uygulamaktadırlar, (silah, mühimmat kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı v.s.)
  • Kendilerini rahatsız edecek bir devlet örgütü istemezler. Bu kapsamda yapmak istedikleri işlere engel olan, uyguladıkları tüm elde etme taktiklerine rağmen kendilerine teslim olmayan her meslekteki kamu görevlilerini modern veya klasik usullerle yok etmek isterler. Klasik usul öldürme, korkutma, siyasi gücü kullanarak tayin ettirmedir. Modern usul ise iftira kampanyaları düzenleme, düzmece suç isnatlarında bulunma, hem adli hem idari açıdan ceza tehdidi ile, ilgili kamu görevlisini yıldırma ve yok etmedir. Al Capone'nin kendisi ile uğraşan polis şefine uyguladığı "rezil etme" yöntemi de burada sayılabilir.
  • Birbirleriyle savaşmak istemezler. Bu nedenle genellikle birbirleriyle olan ilişkilerinde "racon"a uyarlar. Savaş, hem prestij ve para kaybı, hem de örgütlerinin silahlı gücünün deşifre olmasına neden olur.
  • Türkiye gibi siyasi seçimlerin maddi güce dayandığı ülkelerde, bu sistemin devamım arzularlar. Paranın oya tahvil edilmesi, para gücüne sahip mafianın siyaset üzerinde doğrudan etkide bulunmasını sağlamaktadır. Bu nedenle parti içi demokrasi kavramının güçlü siyasi partilerde uygulanmasını istemezler.
  • Denetim mekanizmalarının iyi çalışmasını arzu etmezler. Özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında, denetim mekanizmasının iyi işlemesi yerel bazda elde ettikleri kamu gücü üzerindeki otoritelerini bozar. Bu nedenle denetim fonksiyonunun zaafiyetinden yanadırlar.
  • Enflasyonun yüksek, işsizliğin fazla, milli gelirin düşük, zengin-yoksul ayrımının keskin olmasını isterler. Böylece hem daha fazla para kazanabilmekte, hem de örgütlerine daha çok destek bulabilmektedirler.
  • Yasaların tam ve doğru uygulanmamasını arzu ederler. Türkiye'de belkide organize suç örgütleriyle mücadelede en çok uygulanan olumsuz yöntem budur. T.C.K'nın 313. maddesinin bu örgütlere uygulanabilmesi için 1998-1999 yıllarında çekilen zorluklar bunun kanıtıdır. Asıl sorun ise, zaten yetersiz bu kanun maddesinin o tarihlere kadar birkaç olay dışında hiç uygulanmamış olmasıdır.
  • Toplumda belirli kesimlere "ayrıcalıklı yargılanma" hakkı verilmesini arzu ederler. Böylece bu ayrıcalıkların arkasına sığınarak, işlerini rahatça yürütebilirler. Gerçektende Türk Hukuk sistemine bakıldığında, milletvekilleri, devlet memurları, yargı mensupları, askerler, avukatlar, belediye başkanları v.s. gibi bir çok kesimin ayrıcalıklı yargılanma hakkına sahip olduğu gözlenmektedir. O halde mafia neden milletvekili, ya da avukat ya da devlet memuru olmasın veya bu kesimlere iş yaptırmasın? Diye düşünmek gerekir.
  • Otoritelerinin sarsılmasını asla istemezler. Buna yönelen kim olursa olsun öncelikle onları yok ederler. Örn. bir mafia lideri, adamının çocuğunun kirvesi ise, oraya imparator gibi girmeli, en değerli hediyeyi vermeli ve aynı tavırla çıkmalıdır. Bunu engelleyici her hareket O'nun "madara" olmasına sebep olur ki; bunu yapanlar ezeli ve ebedi düşmandır. Bu pozisyona düşmemek için servetlerini harcayabilir, kamu görevlisi öldürebilir, "racon" a ters davranışlar sergileyebilirler.
  • Arabesk kültürünün ve yaşam tarzının hakim olmasını isterler. Böylece kendilerini yüceltecek kitleleri elde tutarlar. Bu kültürün sanatçıları devamlı hakimiyetleri altındadır.
  • TV'lerde mafia dizilerinin oynatılmasını arzu ederler. Bu şekilde haklılıklarını kanıtlamakta ve taraftar kazanmaktadırlar.
    Şüphesiz, yukarıdaki örnekleri Türk mafiası açısından çeşitlendirmek olanaklıdır. Ancak, bizce önemli olan mafianın arzuladığı bu ortamın ülkemizde var olup olmadığının belirlenmesidir. Üzülerek belirtmek gerekirse tümü vardır ve hatta fazlası mevcuttur.



Dipnotlar
79 KÖROĞLU,age.s.20
80 BOVERNKERK, YEŞİLGÖZ, age,s.98.99.
81 GELERİ, Aytekin,Organize Suçların Ortaya Çıkışı ve Gelişimi, s.66-67
82 ÇULCU, Murat, Mafia üzerine notlar. Kastaş Yayınevi,1998. s.l8
83 ÇULCU, İbid, s.18
84 ARLACCHİ,Pino ve Kapitalizm Ruhu, İletişim Yayınları,1991.s.253
85 CİNOĞLU, Hüseyin, GÜNEŞ, T,Dinçer, Organize Suçla Mücadelede Temel Noktalar ve Polisin Rolü s.145-146.
86 Akşam Gazetesi, 30.08.1999, Sabah Gazetesi, 26.08.1999

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>