2- Türk Organize Suçluluğunun Tarihçesi
    Türkiye'de, Türklere özgü organize suç örgütü oluşumları vardır. Bu oluşumların bir bölümü başka ülkelerde hemen hiç görülmeyen türlerdir. Zaten her ülkenin mafiası kendi koşullarında doğmakta ve gelişmektedir. La Cosa Nostra tipi bir örgütlenmeyi Türk Mafiası açısından yapmak olanaklı değildir. Çek-senet mafiasına da İngiltere'de rastlamak mümkün değildir. Bu nedenle her ülkenin kendi mafiasmı ortaya çıkartan faktörlerin farklılığını kabul edip, Türkiye'nin mafiasmı Türkiye'de aramak, yasal düzenlemeleri de bu bünyeye uygun olarak yapmak gereklidir. İtaya'dan çeviri yaparak değil.

    Doktrinde Türk mafiasının tarihçesini Selçuklulardan itibaren alan yazarların yanı sıra, mafiayı, "kabadayı" kültürüne bağlayarak tarihsel süreci çok yakından başlatan yazarlarda bulunmaktadır. (70)

    Türk mafiasının tarihsel görünümünü çok detaylı ele alan ÇULCU'ya göre Selçukludan itibaren Türkler mafios toplum yapısı içerisindedirler ve Anadolu Selçuklu Devletinden başlayan, Osmanlı Devletiyle devam eden mafia örgütlenmeleri Türkiye mafiasının kökenlerini oluşturmaktadır. ÇULCU, "Celali isyanlarının mafios bir nitelik taşıdığını" iddia ediyor ve ekliyor; "Suhte ve Levendler yerel güç odağı oluşturan bazı kurumlarla temas sağlıyordu. Bu yerel güç odaklan ise Mafialaşma yönünde değişim gösteriyordu. Bu tür güç odaklarının başında tımar sahibi sipahiler, ehl-i örf (yani yürütme hizmetlisi, bürokratlar) ve ehl-i şer (yani, adalet örgütü görevlileri) geliyordu.

    Suhte (medreselerde okuyan öğrenciler) levendler ve eşkıya öncelikle resmi-yarıresmi gruplarla bütünleşiyordu. Bu bütünleşme bir yandan resmi-yarıresmi grupları mafialaştırırken, diğer yandan suhte ve levend eşkiyasını da aynı potaya sokuyordu. Böylece ortaya mafios karakterli bir yapılanma çıkıyordu. (71)

    O halde ÇULCU'ya göre tımarlı sipahiler, yürütme içindeki bürokratlar ve adalet örgütü, zaman içerisinde mafialaşmıştır. ÇULCU, bu tespitlerden sonra; "Osmanlı'da merkezi yönetim mekanizması içerisinde öncelikle Kapıkulu Ocakları Mafialaşıyor, (bir bakıma) merkezi otoritenin, mafios toplum yapısı çerçevesinde, mafios bir unsur haline gelmesine yol açıyordu. Bu değişim sadece kendi dönemi ile veya Kapıkulu Ocakları'nın ortadan kaldırılması ile sınırlı kalmıyordu. Olgu, oluşum ve etkilerini günümüze kadar sürdürüyor, Türkiye'de mafialaşmanın kökenleri üzerinde belirli ve kalıcı bir rol oynuyordu," (72) iddiasında bulunmaktadır. Yazar daha da ileri giderek Yeniçeri Ocağı'nın, Ayanlık müessesesinin mafios yapılanmanın Osmanlıdaki en önemli unsurları olduğunu iddia etmekte, hatta "senedi ittifak"ı mafios örgütlenme olan yerel güç odağı temsilcileri ayanların, merkezi otoriteye güçlerini kabul ettirmeleri olarak yorumlamaktadır. Sosyolojik açıdan bakıldığında iddialara hak verilebilir. Ancak, mafia'yı sadece yerel-merkezi güç çatışması olarak ele almanın da bu tip örgütlerin bir çok yönünün gözardı edilmesine neden olacağını belirtmek gerekir.

    Osmanlının son dönemindeki otorite boşluğu bugünkü organize suç örgütü mensuplarının temel dayanağı olan "kabadayılık" kavramının da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yeniçeri ocağının bozulması ve mafialaşması ocaktan atılanların geçimlerini eşkiyalıkla temin etmeye yönelmeleri sonucunu doğurmuştur.

    Çok değil bundan seksen - yüz yıl kadar önce, küçük bir semt ya da mahallede halkı koruyan, kahvelerdeki kavgaları önleyen, huzuru sağlayan, güçlü, iyi bıçak kullanan hapse girip çıkmış, tecrübe kazanmış delikanlılara "kabadayı" denirdi. Bu kabadayıların sözü kanundu. Dünyanın bir çok büyük kentinde de yeraltı dünyasının önde gelen figürleri bir çok dilde hemen hemen kabadayı ile aynı anlama gelen adlandırmaları ile öne çıkarlar. Hollanda'da "penose" İngiltere'de "mob", Fransa'da "le milieu", Almanya'da "Ganoven." (73)

    Yeraltı aleminin geçmişte dayandığı temel kavram olan "kabadayılık" bu gün yerini "delikanlılık"a bırakmıştır. Dayı, artık delikanlıdır. Gerçi geçmişte de "kabadayılık," "bıçkın delikanlılık" anlamında kullanılmaktaydı. Ancak, bugün "delikanlılık" başlı başına mafios yapıyı açıklayan bir kavram olarak kullanılmaktadır. "Alem" kelimesi de "mafia dünyasını" veya "mafia düzenini" anlatmaktadır.

    Bize göre "kabadayılık" kavramının temelinde "tulumbacılar" yatmaktadır. Tulumbacılık, Osmanlı Döneminde İstanbul'da ortaya çıkmış gönüllü itfaiyeciliktir. "Her mahallede itfaiye görevi gören bir grup kabadayı vardı. Bunların görevi yangınları söndürmekti. Tulumbacıların özellikleri arasında cesaretleri, güçleri ve özelliklede çok hızlı koşmaları ön planda gelirdi." (74)

    Tulumbacılar, sadece itfaiyecilik görevi yapmazlardı. Kurulu bulundukları mahallenin "namus bekçisi", "mahalle halkının koruyucusu" durlar. Liderleri, dönemin "usta, bıçkın delikanlılarıdır."

    Tulumbacılıkta suç işlemek, haraç almak yoktur. Aksine bu tür hareket edenlere karşı koyma vardır. Bu yönleri nedeniyle "Tulumbacı kabadayıları" halk tarafından son derece sevilen insanlardı. Kabadayılığın yanı sıra Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde bir başka önemli kavramda "külhanbeyi" kavramıdır. Külhanbeyi iyi ve halkın yanında olan ve halk tarafından sevilen kabadayının aksine halkı korkutarak sindiren bir kişiliktir. Külhanbeyleri dönemin suç işleme makineleridir. Yaşamları suç işlemek üzerine kurulmuştur. Haraç alan, kan döken, insanlara rahatsızlık veren onlardır.

    Kabadayı, statüsünü belirli bir grup yada çeteye dayanarak kazanmazdı. O, cesaretine, bileğine ve silahına dayanarak yükselmek zorundaydı. Gerçek bir kabadayı olmak için bir kişinin genç yaştan itibaren sicil hanesini cesur eylemlerle doldurması gerekiyordu. (75)

    Külhanbeyliği ve kabadayılığın belli kuralları ve hareket tarzları vardır. Bunlara alemde "racon" denmektedir. Racona uymayan kabadayı, kabadayılık aleminden dışlanırdı. İtalya'dan gelen racon kelimesi "yapılacak işte uyulacak alem kuralı"nın ifade etmektedir. "Racon kesmek", sözüne güvenilir, alemde eski ve genellikle yaşlı kabadayıların, kabadayılar arasındaki ihtilaflar hakkında verdikleri karardır. Bu karara her iki tarafında uyması gerekir. Uymayan alemden dışlanır. "Racon kesme" kelimesi sonraları bir külhanbeyinin ötekine meydan okuması anlamında kullanılmıştır ve bu günde bu anlamını korumaktadır. Racon kesen, karşı tarafla savaşa giriyor demektir.

    Madra veya madara olmak deyimi de, külhanbeyi aleminde külhanbeyliğini bırakacak duruma düşmektir. Rezil olma, racona göre külhanbeyi olma sıfatını kaybetme anlamındadır.

    Külhanbeyi ve kabadayı kavramları günümüz "delikanlılık" örgütlenmelerinin temelini oluşturmuştur. Bugün hangi mafia örgütüne bakarsanız hepsinin lideri ve mensupları "delikanlı" olmakla övünür. Ama bu delikanlılık bir hayli sulanmıştır. Racona uymayan, "delikanlı" diye dolaşan bir sürü "mafia bozuntusu" türemiştir. Racona uyan yok mudur peki? Var. Ama onlarda kendi belirledikleri racona uymaktadırlar. Özetle, bugün yüreğine, bileğine kuvvetli, dürüst, alemin geleneksel raconuna uyan "delikanlı", Türk "kabadayı" literatüründen silinmek üzeredir.

    Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Türk doktrini iki konuyu bir birinden ayırmakta güçlük çekmektedir. Bunlar, uyuşturucu örgütleri ile bizim anladığımız anlamdaki Organize Suç Örgütü kavramlarıdır. "Uyuşturucu mafiası" diye adlandırılan organize suç örgütleri, Türkiye de faaliyet gösteren çeşitli organize suç örgütlerinden sadece bir tanesidir. Oysa Türk organize suç örgüt oluşumlarından büyük bir bölümü "uyuşturucu ticareti"ile uğraşmamaktadır. Uyuşturucu mafiası sadece uyuşturucu ticareti ile uğraşan bir yapılanma içerisindedir. Bunun dışında kalan bir çok mafiya örgütlenmesi ülkemiz açısından söz konusudur. Bunlardan bir bölümü sadece ülke içersinde, bir bölümü de uyuşturucu mafiası gibi uluslar arası alanda faaliyet göstermektedir. Örneğin çek-senet mafiası, gecekondu mafiası ve otopark mafiası sadece ülke içersinde faaliyet gösteren organize suç örgütü türlerinden yalnızca birkaçıdır. Silah ve mühimmat kaçakçılığı mafiası, ve fuhuş mafiası da uyuşturucu mafiası dışındaki uluslararası mafia türlerine örnektir.

    Türk mafiasında uyuşturucu kaçakçıları ile mücadele ettiklerini iddia eden guruplarda vardır. Ve bu guruplar uyuşturucu mafia guruplarından çok daha büyük ve etkilidirler, Doktrindeki bu yanlış yaklaşım, 4422 sayılı yasaya da yansımış, yasanın bir çok hükmü aslında uyuşturucu mafiası ile mücadele açısından değerlendirilmiş ve oluşturulmuştur. Bunun en somut örneği, 4422 sayılı yasanın 1. maddesinin 3. paragrafındaki düzenlemedir. Yasanın, ".....suçun işlenmesinde kullanılan veya suçtan doğan değer ve ürünlerin ... devlete intikaline hükmolunur" düzenlemesi ile, çek-senet tahsilatı karşılığında borçludan alınan paranın, suçtan doğan değer olması sebebi ile müsadere edilmesine olanak sağlanmış, böylece adeta mağdur ikinci kez mağdur edilmiştir. Oysa bu düzenlemeye uyuşturucu mafiası açısından bakıldığında herhangi bir sorunla karşılaşılmamaktadır.

    Avrupa ve Amerikalı araştırmacılar özellikle uyuşturucu mafiasını ele aldıklarından, dış kaynaklardan yapılan alıntılarda hep bu mafia örgüt türüne uygun olmaktadır. O nedenle de Bovenkerk ve Yeşilgöz alıntı yaptığımız kitaplarında uyuşturucu kaçakçılığı dışındaki suç türlerini "asayişe müessir adi suç türleri" içinde tasnif etmeyi savunmaktadırlar. Türk organize suçluluğuna yıllardır bu açıdan bakıldığı için, uyuşturucu mafiası dışındaki örgütler Türkiye de adeta rejimi tehdit eder hale gelmişlerdir. Bu tespitlerden sonra Türk organize suç örgütlerinin tarihçesine bakmaya devam edebiliriz.

    Mahalle kabadayılığı, eski anlamda delikanlılık ve ağabeylik gibi bireysel oluşumları bir kenara bırakırsak, bu günkü anlamda Türk mafiasının 1950'li yılların başlarında ortaya çıkmaya başladığını söylemek mümkündür.

    Bovenkerk ve Yeşilgöz'ün kitaplarından bir pasaj, Türk mafiasının 1950'li yıllardan bugüne geçişini çok güzel ifade etmektedir;

    "Türk basını 1968'de yüzlerce kişinin, Of'tan İstanbul'a gelen Oflu Hasan'a karşı son görevini yapmak üzere bir araya gelmelerine dikkatleri çekiyordu... Ellili yıllarda Tophaneli başıbozuk Arap Çete ile Galatalı serdengeçti lazlar arasında anlaşmazlık baş göstermişti. Bu çekişme nice cana ve yaralıya mal oldu. Sonunda Hasan Ağa (Hasan Cevahir) duruma el koyarak tarafları anlaşmazlığı çözmek için racon kesmeye çağırdı. Girişimi ses getirdi, taraflar anlaştı.

    Ertesi günkü gazeteler, cenazede bulunan isimleri, fotoğrafları ile manşetten yayınladılar. Yeraltı dünyasının ünlü isimleri şanlarına yakışır bir protokol hiyerarşisi içinde ön sıralarda, korumalarıyla birlikte yerlerini almışlardı. Hemen onların arkasında yirmi kadar Emniyet Müdürü ve daha sonra elli kadar üst düzey polis görevlisinin yer aldığı dikkat çekiyordu... Yüzlerce çelengin arasında bir çelenk herkesin dikkatini çekmişti, bu, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın oğlu tarafından gönderilen çelenkti. Bu cenaze töreni, İstanbul'da artık yeni bir döneme geçişin işaretlerini veriyordu. Kent şövalyeliği yerini, ülke çapında yöneticilerle bağlantı içerisinde olan baba figürüne ve onun kendine özgü örgütlenmesine bırakıyordu. (76)

    1970'li yıllarda yoğun göç olayı ile birlikte Türk Mafiasında yeni oluşumların ortaya çıktığını görmekteyiz. Bunlar genellikle küçük şehirlerden, büyük şehirlere yerleşmiş insanlar arasından oluşmuştur. Başta İstanbul da olmak üzere Büyükşehirlerde tutunmak için çeşitli şiddete dayalı yöntemler kullanarak ünlenen taşralı kabadayılar, özellikle hemşehricilik veya aile tipi mafia oluşumlarını da başlatmışlardır. Hemen hepsi kendi adlarıyla ve geldikleri yerlerin veya kökenin eklenmesiyle ile anılmaktaydılar. Örneğin; Kürt İdris, Oflu İsmail, Oflu Hasan (Cevahir), Laz Ziya, Çerkez x v.s.

    Bunların ortak özellikleri kendilerinin bizzat suç işlemiş olmalarıdır, yani bu dönemde kabadayı olmak için kendi tabirleri ile "yürekli ve bilekli" olmak ve "bizzat duruma vaziyet etmek" gereklidir. Yine bu dönemde genellikle belirli bir iş kolu ele geçirilmekte, elde ettikleri gelirlerle hemşehrilerine bakmakta ve eylemci olarakta yine hemşehrilerini yada aile fertlerini kullanmaktadırlar. Bu dönem, "kabadayı"larında, zengin veya haksızdan alıp, haklıya veya ihtiyacı olana verme gibi bir tarz vardır. Örgütlü hareket etmeleri söz konusudur. Yine devlete karşı son derece bağlı ve saygılıdırlar. Bu yapıları nedeni ile devlet ve halktan sempatik yaklaşımlar almışlar ve varlıklarını ölünceye dek sürdürmüşlerdir.

    1970'li yılların sonlarına doğru Türkiye deki terör ortamına paralel olarak Türk mafiası da değişmiş ve gelişmiş, uluslararası boyuta taşınmış, çok daha örgütlü, dinamik ve zengin hale gelmiştir. 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde uzun süren terör ortamı, ülkede organize suç örgütlerinin nitelik ve nicelik açıdan değişime uğramasına sebep olmuştur. Özellikle karaborsa, stokçuluk, silah ve mühimmat kaçakçılığındaki müthiş gelirler, yeni dizayn edilmiş uluslararası bağlantılı çok sayıda organize suç örgütünün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örneğin Bekir ÇELENK ve Abuzer UĞURLU gibi silah kaçakçıları bu dönemde çok büyük silah ve mermi kaçakçılığı örgütleri kurmuşlardır. Yine uygulanan ekonomik politikalar nedeni ile mafia, karaborsa işine de el atmış, akaryakıtı dahi karaborsa satışa sunmuş, bu yolla çok büyük gelirler elde ederek örgütlerini daha düzenli ve kuvvetli hale getirmiştir. 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren 1988 yılına kadar, Türk organize suçluluğuna, yine terör ve ekonomik politikalar yön vermiştir.

    12 Eylül öncesinde aşırı sağ hareket içerisinde yer alan ve bu nedenle cezaevine giren, sayıları hiçte küçümsenmeyecek bazı gruplar, hukuki mevzuattaki boşluklar ve yetersizlikler nedeniyle çek ve senet tahsilinde güçlükler yaşanmasını fırsat bilip, Devletin bu alanda oluşturduğu boşluğu doldurmuşlardır. Böylece uzun bıyıklı, siyah takım elbiseli, eski siyasi hükümlü, bir çoğu cezaevinden yeni tahliye olmuş sabıkalılardan oluşan, sayıları yüzlerle ifade edilen Organize Suç Örgütleri kurulmuş ve bu sayede oldukça büyük rantlar elde edilmiştir. Yukarıda niteliği belirtilen grupların büyüyüp gelişmesinde, bunlara yakın siyasi görüşe sahip Devlet görevlilerinin sempati ve hoşgörülü, hatta işbirlikçi yaklaşımları etkili olmuştur. Zamanla bu ilişkiler birçok devlet görevlisinin bu grupların içerisinde aktif olarak yer almasına, yani bu örgütlerin devlete nüfuz etmesine sebep olmuştur.

    Çek-senet mafiası olarak işe başlayanlar daha sonra tarzlarını geliştirmiş, bir çok iş kolunda haraç alma, gasp, adam kaçırma ve zoraki koruma gibi yöntemlere başvurarak ülkede mafia türlerinin sayı ve niteliklerinin değişmesine neden olmuşlardır.

    70'li yılların ikinci yarısından 80'li yılların ikinci yarısına kadar varlıklarını devam ettiren, yurt dışı kaynaklı Ermeni terör örgütleri de, Türk organize suçluluğunun gelişmesinde ve bazı devlet görevlileriyle iç içe girmesinde önemli rol oynamıştır. Devletin bazı önemli kurumlarının karşı terör operasyonu kapsamında yaptığı organizasyonlarda görev verdiği bazı aşırı sağ görüşlü eski teröristler, bu görevleri yapmış olsun veya olmasınlar, daha sonra bu görevlendirmelerden güç alarak, devlet görevlilerini de yanlarına almak suretiyle' önemli organize suç örgütü oluşumlarını sağlamışlardır. Ülkemizde "Susurluk" olarak bilinen olay, kısmen bu temelde düşünülmelidir.

    1984 yılında PKK terör örgütünün silahlı eylemleriyle ortaya çıkmasıyla, 90'lı yılların sonuna kadar ülke çok yoğun ve sürekli bir terör ortamı yaşamıştır. Gerek 12 Eylül öncesi gerekse 1984 sonrasında, devlet ve kamuoyu bu terör ortamına karşı son derece hassas bir konuma gelmiş, binlerce değerli vatan evladını teröre şehit vermiştir. Bu ortam, devletin terörle mücadele açısından oldukça iyi düzenlenmesini sağlamış, ancak, bir o kadar da organize suç örgütleriyle mücadelede çok geri planda kalmasına neden olmuştur. Bunu fırsat bilen Türk organize suç örgütleri faaliyet alanlarını o kadar genişletmişlerdir ki adeta ülkeyi, ülkenin büyük şehirlerini parselleyerek hakimiyet bölgeleri oluşturmuşlardır. PKK terör örgütü destekli, kürt kökenli uyuşturucu kaçakçılarının karşısına, eski sağ teröristlerin organizasyonları, bazı devlet görevlilerinin desteği ile çıkartılmış, yine aynı dönemde uyuşturucu sevkiyatının güvenliğini sağlamak mafianın en önemli gelir kaynağı haline gelmiştir.

    1984-1998 yılları arasında, uyuşturucu mafiasının gelişimi bir kenara bırakılırsa, Türk organize suç örgütleri, ekonominin hemen her alanına el atmışlar, bir çok oda, dernek, vakıf ve büyük iş adamlarını çeşitli sebeplerle (koruma, tahsilat, borçlandırma v.s) adeta aleni haraca bağlamışlardır. Bu şekilde büyük paralar kazanan Türk mafiası, sonucunda paraya bağlı olan milletvekili seçimlerinde kendi yandaşlarını desteklemek suretiyle parlamentoya bir çok yandaşının girmesini sağlamış, bu politik güçle bir yandan güvenlik kuvvetleri üzerinde etkili olmuş, diğer yandan da kendi aleyhlerine yasa çıkartılmasını engellemiş, hatta lehte düzenlemeler yaptırmayı başarmıştır, (örneğin TCK'nın 313. maddesindeki değişiklikler, orman yasasındaki değişiklikler) Hatta ve hatta ülkede hükümet değişmesine sebebiyet verecek güce erişmiştir.

    PKK terörünü fırsat bilen ve milliyetçi geçinen Türk mafiasının önemli bir bölümü, devlet güçlerini bu motifle yanına almış, hatta şehit ailelerine büyük miktarlarda para ve mal yardımı yapmak suretiyle ülke literatürüne "şehitlik suiistimali" kavramını da sokmuşlardır. Böylece 1998 yılına gelindiğinde, büyük ölçüde terör ortamının yarattığı boşluktan yararlanan Türk mafiası, ekonomik yönden güçlü, politik ve bazı devlet görevlilerinin desteğine sahip bir hale gelmiştir. Ülkede 15 yıldır adeta 4. güç durumuna gelen basın da Türk mafiasının ilgi alanı içerisinde yer almış, önceleri gazetecileri tehdit ve eylemlerle yıldırmışlar, daha sonra para ile propagandalarını yaptırmışlar, en son basın patronlarına çeşitli motiflerle nüfuz etmişler, hatta ve hatta medya patronu olma yoluna girmişlerdir. 84-98 döneminde özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde silah ve mühimmat kaçakçılığı mafiası önemli ölçüde büyümüştür. Yine aynı dönemde yerli el yapımı silahların kaçak üretilmesi de had safhaya ulaşmıştır.

    Bu dönemde, (84-98) Türk mafiası, artık memleketinden büyük şehirlere gelip oralarda tutunan örgütlü kabadayılık evresinden, modern anlamda gelişmiş tam örgütlü mafia durumuna dönüşmüştür.Yine bu dönemde, hemşehricilik ve aile olguları yapılanmalarında önemli rol oynamakla beraber, artık devlet organizasyonunu da iyi öğrenen yeni versiyon mafia, liderlerini geri planda tutan, her eylemi kendi grubuna yaptırmayan, yapılan eylemleri ün ve nam olsun diye üstlenmeyen, kamuoyuna liderlerini iyi, adaletli ve yardımsever iş adamı olarak tanıtan bir yapıya bürünmüştür. Bu örgütlenme içerisinde, kitabın bir sonraki bölümünde ele alınan organik yapıdan da anlaşılacağı üzere, hukukçulardan ekonomistlere, oradan da tetikçilere kadar uzanan karmaşık ama disiplinli oluşumlar ortaya çıkmıştır.

    1996 yılındaki Susurluk kazası, 1998 yılındaki 55. hükümetin bir mafia liderinin açıklamalarıyla düşürülmesi, kamuoyu ve devletin dikkatinin Türk mafiasında toplanmasına sebep olmuş, 1998 yılından itibaren organize suç örgütlerine karşı mücadele birimleri kurularak, bu örgütlerle mücadeleye etkin olarak başlanmıştır. Ancak, bu tarihe gelindiğinde hükümet düşürebilecek güce erişmiş Türk mafiasıyla uğraşmak sanıldığı kadar kolay olmamış, birçok yurt içi ve yurt dışı operasyonlarla ele geçirilen örgüt liderleri ve mensupları; cezaevlerine kapatılmıştır. Mafianın basın, ekonomik ve politik gücü bu aşamada da kendisini göstermiş, çıkartılan bir; şartlı salıverme yasasıyla hemen hemen tümü dışarıya çıkmıştır. Yine 1999 yılında çıkartılan Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele yasası da, mafia baskısına 2 yıl dayanabilmiş, 2001 yılındaki düzenlemelerle adeta kuşa çevrilmiştir.

    Şartlı salıverme yasasından sonra dışarıya çıkan bir kısımı dinci ve bölücü terör örgütü mensupları, örgütlerinden koparak organize suç örgütleri kurmuş veya kendilerine yakın görüşe mensup olanların oluşturduğu organize suç örgütlerine: katılmışlardır.

    Bir yandan Türk mafiası olanca hızıyla büyürken, diğer yandan da terörle rejime karşı bir şey yapamayacaklarını anlayan bazı terör örgütü oluşumları, klasik çıkar amacı güden Türk mafiasına hiçte uygun düşmeyen yeni bir takım mafia oluşumlarına gitmişlerdir. Biz bunlara irticai veya bölücü tandanslı çıkar amaçlı suç örgütleri diyoruz.

    Özellikle yerel yönetimlerin irticai ve bölücü kökenli partilerin eline geçmesi, terör örgütlerinin yöntemleriyle ülke rejimini değiştiremeyeceklerini anlayan bu grupların, kendi yandaşlarıyla belirli yerlerdeki Belediye İktisadi Teşekküllerinde kurdukları, gerek organize suç gerekse yolsuzluk örgütleri aracılığı ile maddi ve siyasi açıdan güçlenip, genel seçimlerde siyasi iktidarı ele geçirme, bundan sonra da Atatürk devrimlerine karşı devrim yapma amacına yönelik olarak örgütlenmelerini sağlamıştır. Aslında burada kurdukları organize suç ve yolsuzluk örgütleri, amaçlarını gerçekleştirmek düşüncesiyle, gerekli ekonomik güce ulaşmak için, araç olarak kurulan örgütlerdir. Bunun nedeni, ülkede organize suç ve yolsuzluk örgütleriyle mücadeleye, terörle mücadeleye verilen önem kadar önem verilmemesinin yarattığı boşluktan yararlanma düşüncesidir. Bu konuda, 2000 yılı sonunda yapılan değerlendirmede; "1999 yılında İstanbul ilinde, Mali Şube ; Müdürlüğü ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğünce gerçekleştirilen bir dizi operasyonla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı iktisadi teşekküllerde önemli yolsuzluk ve organize faaliyetler tespit edilmiştir. Bu konuyla ilgili yargılamalar devam etmektedir ancak, bu operasyonlarda belli bir siyasi parti taraftarlarının, dini tandanslı çıkar amaçlı suç örgütü kurup, bunları legal platforma taşıyabildikleri görülmüştür." (77) görüşlerine yer verilmiştir. Yine 2001 yılı hedefleri arasında "Ayrıca, özellikle Büyükşehir Belediyesi İktisadi Teşekkülleri...irticai ve bölücü tandanslı gruplar yakından izlenerek gerekli operasyonlar yapılacaktır..." (78) şeklinde amaçlara yer verilmiş ve 2001 sonunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesinden ihaleyle iş alan Albayraklar şirketi ile BİT'lere yönelik bir dizi operasyon gerçekleştirilmiştir.

    Türk mafiasının bu siyasi amaca yönelik bölümünden klasik mafia gruplarının pekte memnun olduğunu söylemek mümkün değildir.

    Çünkü, onlara göre "takiyye" yapmak delikanlıya yakışmayan bir davranıştır. Günümüzde, organize suç örgütleri her türü faaliyetlerine devam etmektedir. Yine irticai ve bölücü tandanslı mafia grupları da faaliyetlerini daha rahat ve güçlü yapma olanağını elde etmişlerdir. Türk mafiasının tarihçesini bu şekilde özetlerken birkaç tespitimizi de belirtmek isterim. Türkiye'de mafiayla mücadelenin en etkin olduğu dönem, 1998-2001 dönemidir. Özellikle 55, 56 ve 57. hükümetler döneminde mafiayla mücadeleye olağanüstü destek verildiğini, bunu bizzat yaşayanlardan olduğumuz için belirtmek isterim. Ancak, bu müthiş ve amansız mücadeleye destek verenlerin 2002 yılı seçimlerinde yediği darbede bir açıdan mafiayla mücadelenin bedeli olarak görülmelidir. Çünkü, mafiayla mücadele öyle bir iştir ki, bir gün bakarsınız mücadele edenlerden başka herkes dürüst olmuştur.

    Bir tespiti de ifade etmenin vicdani açıdan zorunlu olduğunu belirtmek isterim. 12 Eylül sonrası cezaevinden çıkan eski sağ kökenlilerin, özellikle çek-senet tahsilatı grupları oluşturduklarını söylemiştik. Bir kısım medya bu gruplardan "ülkücü mafia" olarak bahsetmekteydi. Bizce bu haksız bir tespittir. Özellikle sayın Devlet BAHÇELİ'nin MHP Genel Başkanı olmasından ve iktidara gelmesinden sonra, yapılan mafia mücadelesine büyük destek verdiği, kendi partisi bünyesindeki bu eski mafia bozuntularına karşı mücadele hususunda, parti teşkilatlarına talimatlar verdiği de belirtilmelidir. MHP'nin iktidara ortak olduğu dönemde İstanbul da bir çok ülkü ocağına operasyon düzenlenmiş, tamamında MHP üst yönetiminin desteği görülmüştür.



Dipnotlar
70 bkz. Murat ÇULCU, Her Sakaldan Bir Kıl, Sikkesiz Sultanlar, Frank Bovenkerk, Yücel Yeşilgöz, Türkiye'nin Mafyası
71 ÇULCU, Murat, Türkiye'de Mafialaşmanın Kökenleri 1, E Yayınları 2001, s.462
72 ÇULCU, Murat, Türkiye'de Mafialaşmanın Kökenleri 2, Sikkesiz Sultanlar E Yayınları 2001, İst s.12
73 BOVENKERK, YEŞİLGÖZ, age s.98
74 BOVENKERK, YEŞİLGÖZ, age s.109
75 BOVENKERK, YEŞİLGÖZ, age s.ll0
76 BOVENKERK, YEŞİLGÖZ, age s.127-128
77 SAÇAN, 2000 Yılı Değerlendirmesi, 2001 Yılı Beklentileri s.27
78 SAÇAN, 2000 age s. 29

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>