b- Yasalara Göre Tanımı
    Bir önceki başlıkta "Mafia", "çete", "çıkar amaçlı suç örgütü" yada "organize suç örgütü" tanımlamalarının üzerinde durulmuştu. Halk arasında "Mafia", "çete", Türk Ceza Yasasında "Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak", 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasasında "Çıkar amaçlı suç örgütü" olarak adlandırılan organize suç örgütlerinin belirlenmesi, onlarla etkili mücadele edilebilmesi için ön koşuldur. Acaba hukukumuzda bu örgütler nasıl tanımlanmaktadır? Bu tanımlamalar aynı zamanda bu tür örgütlerin ve dolayısıyla onlarla mücadelenin "Hukuki çerçevesini"de çizecektir.

    Hukukumuzda salt organize suç örgütleriyle mücadele için çıkartılmış tek yasa, 30 Temmuz 1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası'dır. Bizce aşağıda inceleyeceğimiz TCK'nın 313. maddesi ise salt "yolsuzluk örgütleri"yle mücadele için (4422 sayılı yasadan sonra) kullanılabilmektedir.

    4422 sayılı yasa ile ilgili temel özelliklerden bahseden KÖROĞLU; "Kanun her şeyden önce, çıkar amaçlı suç örgütünü (Mafia benzeri örgütleri) tanımlamaktadır. Ayrıca bu tanımla birlikte örgütün meydana getirilmesini, bu örgüte katılınmasını, bu örgütten idare edilmesini, bağımsız bir suç haline getirmektedir. Yani örgüt kurulduktan sonra henüz hiçbir suç işlememiş olsa dahi sadece örgütün kurulması, örgütü kuranların, idare edenlerin ve örgüt üyelerinin cezalandırılması için yeterlidir... Örgütün (Mafianın) tarifinin çok ayrıntılı olarak yapılarak maddi nitelikteki özelliklere bağlanmış olması, sadece cürmi niyetin cezalandırılmasını kabul etmeyen Genel Ceza Hukuku İlkesi'ne uygunluğu sağlamaktadır", demektedir. (19)

    Gerçektende 4422 sayılı yasa 1. maddesinde "çıkar amaçlı suç örgütü"nü çok detaylı olarak tanımlamış, eyleme geçmeden sadece örgüt kurmak, katılmak, idare etmek, suç sayılmıştır. Ancak, aşağıda vereceğimiz tanımdan da anlaşılacağı üzere 4422 sayılı yasanın birinci maddesi yolsuzluk suçu ve yolsuzluk örgütlerini bizce kasten kapsamdışı bırakmıştır. Oysa ileride daha ayrıntılı inceleneceği üzere organize suç örgütlerinin iş vereni konumundaki yolsuzluk örgütleri onlardan çok daha büyük ve çok daha yıkıcıdır. Tanımlamanın içerisinde yer almamalarını, hukuki olarak yolsuzluğun korunması olarak değerlendiriyoruz.

    Çünkü, bugünkü mevzuatımıza göre, yolsuzluk örgütleriyle mücadelede elde, sadece TCK'nın son derece yetersiz, hatta suçluları destekler nitelikteki 313. maddesi vardır. Bu vahim kastın nereden kaynaklandığını tahmin etmekte güçlük çekmemekle birlikte, yolsuzluk örgütlerinin parlamento üzerindeki gücünü bir kez daha hayretle izlediğimizi belirtmek istiyorum.

    4422 sayılı yasanın 1. maddesinde "Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri" şöyle tanımlanmaktadır; "Doğrudan ve dolaylı biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde, ihale, imtiyaz ve ruhsat işlemlerinde, nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerde kartel ve tröst yaratmak, madde ve eşyanın azalmasını ve darlığını, fiyatların düşmesini veya artmasını temin etmek, kendilerine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak, seçimlerde oy elde etmek ve seçimleri engellemek maksadıyla zor veya tehdit uygulamak veya kişileri kendilerine tabi kılmaya zorlamak veya mensupları arasında her ne suretle olursa olsun açık veya gizli işbirliği yapmak suretiyle yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç işlemek için örgüt kuranlara veya örgütü yönetenlere veya örgüt adına faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet yüklenenlere sadece bu nedenle......"     Tanımda geçen "zor veya tehdit" deyimi 06-12-2001 tarihli ve 4723 sayılı kanunun 3. maddesiyle değiştirilerek "tehdit, baskı, cebir veya şiddet" biçiminde değiştirilmiştir. Yine maddenin orijinal halinde yer alan "veya kişileri kendilerine tabi kılmaya zorlamak ve mensupları arasında her ne suretle olursa olsun gizli işbirliği yapmak" ibaresi aynı yasanını 3. maddesiyle metinden çıkartılmıştır.

    İlk başta son derece geniş bir tanım olarak sunulan 1. madde acaba Organize Suçlar veya Türk Mafiasını karşılamakta mıdır? Zaten 1. maddede tanımdan çok organize suç örgütü tipleri ve kullanacakları varsayılan yöntemlerden hareket edilerek bu örgütlerin teşhis edilmesine çalışılmıştır. Ancak, maddenin bu bölümü bu haliyle, son derece karmaşık, kafa karıştıran, uygulamada bir çok aksaklığa sebep olacak bir şekilde kaleme alınmıştır. Bizce bu yapıda maksatlıdır. Maddenin bu karmaşık yapısı uygulamada içtihatlar veya içtihadı birleştirme kararlarıyla çözülene kadar, yasanm kapsadığı örgütler, toparlanma ve yeni yasaya uyum için oldukça uzun bir süre kazanacaklardır. 1. madde bu haliyle organize suç örgütlerine adeta yöntem ve usullerini, yapılanmalarını, değiştirmek, başka bir deyişle "yasaya adapte olabilmeleri için" süre açısından avans vermiştir.

    Tanımda seçimlerden (ki bu seçimlerin niteliği belli değildir) ekonomiye, siyasi partilerden, derneklere kadar, çok geniş alanları içine alacak bir düzenlemeye gidilmiştir. Bu düzenleme Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunun gerekçesinde şöyle savunulmuştur; Suçun maddi unsuru, suç işlemek için örgüt (Yani 1. maddede nitelikleri sayılan örgüt) oluşturmaktır. Türk Ceza Kanunun 313. maddesinde yer almış teşekkülden farkı bir kısım haksız menfaatleri, çıkarları elde etmek amacıyla oluşturulmuş bulunmasıdır. Bu bakımdan suçun faillerinde maddede belirtilen özel kast aranacaktır. "Özel Kast" doğrudan veya dolaylı biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini elde etmek veya kartel veya tröst yaratmak, madde veya eşyanın azalmasını veya darlığını, fiyatların düşmesini veya artmasını sağlamak, kendisine veya başkalarına haksız menfaat temin etmek, seçimlerde oy elde etmek, yahut seçimleri engellemek kastıyla örgütün oluşturulmasıdır. Böylece örgüt teşkilinin suç olabilmesi için ön şart, faillerde, belirtilen biçimde bir özel kastın olmasıdır. Yani gerekçede açıkça sınırlı sayıda belirlenmiş, "Özel kast" olarak nitelenmiş Özel hususların varlığı, suçun oluşması için olmazsa olmaz unsurlar olarak sayılmıştır. Yasa tasarısına Çorum Milletvekili Yasin Hatipoğlu şu muhalefet şerhini koymuştur. "Kanun yapma sistematiği terk edilerek, maddi hukukla, usul hukuku bir arada düzenlenmiş.... uygulamada karmaşa doğuracaktır."

    Yine yasanın 1. maddesinde özel kast ne olursa olsun (sayılanlardan) ".....suretiyle yıldırma, veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak...." olmazsa olmaz yöntemlerine bağlanmıştır. Yani yasada sayılan özel kast halleri yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünün kullanılması halinde bir anlam ifade edecektir. Hatta 1. maddede daha da ileri gidilerek bu yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünün kullanımı için mutlaka tehdit, baskı, cebir veya şiddet araçlarından tehdit, baskı, cebir bir arada veya şiddete başvurulacaktır. Yukarıda da belirtildiği üzere yasada 2001 yılında yapılan değişikliklerle, önceden "zor veya tehdit" olan ibare yukarıdaki gibi değiştirilmiştir. Madde gerekçesinde "Yıldırma, korkutma veya sindirme gücünün zor ve tehdit (yasanın ilk hali, bugün için bunun tehdit, baskı, cebir veya şiddet olarak algılanması gerekir.) kullanmak.......suretleriyle kullanılması gereklidir" denmektedir. Gerekçede verilen bir örneği de burada zikretmek gerekir "Örneğin, çek-senet tahsil etmek, şantaj, yağma, yol kesme gibi suçlar örgüt tarafından yukarıda belirtilen şekilde işlendiğinde bu kanun hükümlerine tabi olacağı gibi, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun öngördüğü şekilde şikayete tabi suçlar da bu anlamda bir örgüt tarafından yukarıda belirtilen şekilde işlendiğinde, yine bu kanun hükümlerince soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulacaktır.

    Yasa, çıkar amaçlı suç örgütünü böyle tanımlayınca, yolsuzluk örgütlerinin tamamını içine almadığını söylemek yanlış bir tespit sayılmaz. Çünkü bu tür örgütlerde, korkutma, yıldırma ve sindirme gücünü kullanmaktan ziyade, kandırma, sahtecilik, hile, dolandırıcılık veya yasal boşluktan yararlanma gibi unsurlar vardır. Bu unsurların hiç biri bu haliyle maddede ki tanıma uymamakta, böylece çıkar amaçlı suç örgütlerinin çoğunlukla işvereni (bazen gelir kaynağı, bazen koruyucusu) durumundaki yolsuzluk örgütleri bu yasa kapsamında soruşturmaya tabi olmamaktadırlar. Başka bir deyişle, çıkar amaçlı suç örgütlerinden çok daha büyük miktarlarda kara paraya sahip olan ve büyük çoğunlukla devlet ve kamu kaynaklarını sömüren, yolsuzluk örgütleri ile mücadelede bu kanundan yararlanılmaması sağlanmıştır.

    Birinci maddedeki değişikliklerle de yolsuzluk örgütlerini rahatsız edebilecek hükümler maddeden çıkartılmıştır. Değişiklikler konusu, 4422 sayılı kanun incelenirken daha detaylı olarak ele alınmaya çalışılacaktır.

    Gerekçede verilen örnekleri; yasanın birinci maddesinin karşılayıp karşılamadığına ya da daha geniş bir ifadeyle Türk mafiasını bütünüyle kapsayıp kapsamadığına bakıldığında, çok ilginç sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Örneğin, yasada açıkça ve sınırlı olarak sayılan "özel kast" seçeneklerinden hangisi "arazi mafia"sını karşılamaktadır? Ya da hangisi "cezaevi mafia"sını ve hatta "çek-senet mafia"sını karşılamaktadır? Gerekçede çek-senet tahsilatının yasa da belirtilen yöntemlerle yapılmasının yasanın birinci maddesine girdiği söylenmektedir. Çek veya senedin üçüncü bir şahısa ciro edilmesiyle, üçüncü şahsın alacağını bu yöntemlerle tahsil etmesi, birinci madde kapsamına girmekte midir? Üçüncü şahıs, kendi alacağını korkutarak almaya kalksa birinci maddeye göre "kendisine haksız kazanç mı" sağlamış olacaktır? Şüphesiz hayır. Bu durumda, "mafia avukatlarına" yapılan "cirolar," nasıl delil olarak sayılacak yada suçun oluşması için irtibat nasıl sağlanacaktır? Yasanın, anılan tanımlamasında, "seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadıyla tehdit, cebir, baskı veya şiddet uygulamak" hükmünün, çeşitli kuruluş, dernek, vakıf v.s. seçimleri açısından bakıldığında pratikte uygulanma olasılığı yok denecek kadar azdır denilebilir. Yine "doğrudan veya dolaylı bir biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek" hükmüde uygulamayla bağdaşmamaktadır. Birileri sindirme, yıldırma veya korkutma gücünü kullanarak doğrudan veya dolaylı bir biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim veya denetimini ele geçirirse bu çıkar amaçlı suç örgütü olacak, yoksa olmayacak. Oysa İstanbul Umum Pazarcılar Odası ve İstanbul Umum Minibüsçüler Odası'nın yönetim ve denetimini ele geçirenler bu unsurlardan hiçbirini kullanmamışlardır. Ancak, her dönemde yeniden seçilmektedirler. Yine, özelleştirme kapsamında devletten alınan bankaların içlerinin boşaltılmasında da bu düzenleme sayesinde, yasanın 1. maddesi uygulanamamıştır. Hele 2001 değişikliğiyle metinden çıkartılan "...veya kişileri kendilerine tabi kılmaya zorlamak veya mensupları arasında her ne suretle olursa olsun açık veya gizli işbirliği yapmak", ibaresi metinden çıkartıldıktan sonra, yukarıdaki düzenlemenin hiçbir anlamı kalmamaktadır.

    Yukarıda özetlendiği üzere, 4422 sayılı yasanın birinci maddesinde tanımlanan özel kast ve özel yöntem, "Türkiye Mafia"sını ve onunla mücadeleyi karşılayamamaktadır. Caydırıcılığı da bu karşılayamamadan kaynaklanan etkisi kadardır. Karmaşık madde yapısının uygulamada oturması zamana ihtiyaç duyulmasını gerektirmekte, bu da güçlü bir hukukçu-avukat desteğine sahip organize suç örgütlerinin, faaliyetlerini bu yasaya göre düzenlenmelerine olanak sağlamaktadır. Yolsuzluk örgütlerinin yasa kapsamı dışında bırakılmasıda, bu yasanın ileride "Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun"dan farklı bir işlev göremeyeceği endişesini yaratmaktadır.

    4422 sayılı yasada sayılı "özel kast" ve "özel yöntemler" yoksa ve buna rağmen organize suç örgütleri hala varsa, yapılabilecek tek iş 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun emektar 313. maddesine sarılmaktır. Bizce, bugün yolsuzluk örgütlerini kurtarma fonksiyonu icra eden bu maddeye göre; suç örgütleri "teşekkül" olarak adlandırılmış ve "Her ne suretle olursa olsun cürüm işlemek için teşekkül oluşturanlara veya bu teşekküllere katılanlara..." şeklinde tanımlanmıştır. T.C.K'nun 313. maddesi "Türkiye'de Yolsuzluk" kitabımda ayrıntılı olarak incelenecektir. Maddenin organize suç örgütü tanımlaması yapmadığı, özel kast aramadan "cürüm işlemek" için bir araya gelme kastını, suçun oluşması için yeterli gördüğü ve bu anlamıyla, yalnızca örgüt kurmanın bir "tehlike suçu" olarak görülüp, istisnai bir düzenleme konusu yapıldığı söylenebilir. 4422 sayılı yasa çıkmadan önce organize suç örgütleriyle mücadelede eldeki tek yasal düzenleme olan 313. madde "Susurluk" olayı ve 1998 yılında İstanbul Organize Suçlar Şubesinin kurulmasına kadar, çok az "mafia" örgütüne uygulanmıştır. Bunda D.G.M'lerin çekimserliği en önemli faktör olmuştur.



Dipnotlar
19 KÖROĞLU Hasan, Örgütlü Suçluluk,Seçkin Yay. Ank. 2001 s.55

<< Önceki Sayfa - Ana Sayfa - Sonraki Sayfa >>