(Sayfa 78 - 87 arası)



    Oysa o gün, altın ışınlarla ışınlanmış beş bilginin kan sonuçlarını almıştı. Onların kan hücrelerinin, renksiz saydam görünüşleri de pembeye dönüşmüştü. Hücre çekirdeklerinde ise altın ışıltılı cisimcikler belirmişti. Sekiz uzayın gizemli sonsuzluğundan kopup gelen altın ışınları, artık, insanlığın yararına sunmaya karar vermişti... Sürekli olarak, bunu nasıl gerçekleştirebileceğini düşünüyordu. Yeryüzünden gelen haberle tüm sevinci ve coşkusu söndü. Toplantı sona erince, hemen laboratuvarına kapandı. Yeryüzündeki arkadaşlarının insanları ışınlamak için buldukları yöntem, ona ilginç gelmişti. O yöntemden yararlanarak, dünyadaki tüm insanları «iyi ışınlarla ışınlama» planı yapmaya girişti.

    Yeryüzündekilerden önce davranmak zorunda olduğundan, fazla zamanı yoktu. Öncekilerle başkana şöyle bir bildiri yolladı.

    «Sayın başkan, değerli arkadaşlarımın gümüş ışınların gücüyle olağanüstü bir silah oluşturduklarını öğrendim. Düşmanların ülkemize göz dikmesi karşısında, başka seçeneğimizin kalmadığını anladım. Uzun süreden beri, ben de çok etkin bir ışın bombası üzerinde çalışmaktayım. Mademki ülkem, bu denli tehlikededir, çalışmalarımı yoğunlaştırarak, ışın bombasını, kısa sürede kullanılır duruma getirebilirim.

    Bence, insanların beyinlerinin bazı işlevlerini bozmaya yönelik olan ışın bombası, umduğunuz sonuçları vermeyebilir. En azından, insanları sürekli olarak ışınlayacak olan uydu, atmosfer olaylarından etkilenip görevini aksatabilir. Ya da yörüngeden çıkabilir. Belki de zamanla ışınlama dışında kalacak olan insanlar, gizinizi öğrenebilirler, içlerinden bazıları, aptal kölelerle dolu bir dünyadan sıkılıp uyduyu yok etmeye kalkışabilir ya da başınızdaki yansıtıcıları çıkararak, sizleri de ışınlayabilirler. Bu varsayımları daha da çoğaltabilirim...

    Oysa, benim üzerimde çalıştığım ışın bombası, dünyaya bir kez uygulanacak. Tüm dünya bir an ışıktan bir kabuk içinde kalacak. Sonra... Sonrasını şimdi açıklamak istemiyorum. Ama, bana güveninizin sonsuz olduğunu biliyorum. Benim buluşum olan ışın bombası uygulamasından sonra, kendinizi, düşleyemeyeceğiniz nitelikte bir dünyada bulacaksınız. İnsanoğlu, bu olayla yeni bir yaşam evresine adım atacak. Eğer dediklerim gerçekleşmezse, siz yine, elinizdeki bombayla insanları ışınlayabilirsiniz, izin verin, önce, benim önerdiğim ışın bombası uygulansın. Bunu sizden rica ediyorum.»

    Başkan bu haberi alınca, tepeden tırnağa coşku kesildi. Bilim kurulu üyelerini toplayıp Sekizin bildirisini okudu. Ve görüşünü açıkladı.

    «Ben, önce Sekizin ışın bombasının denenmesinden yanayım. Sizler de bu konudaki görüşlerinizi hemen bildiriniz.» diyerek, Sekizin önerisini oylamaya koydu.

    Bilim kurulu üyeleri, pek fazla düşünmediler. Tümü de Sekize sonsuz güven ve hayranlık duyuyorlardı. Bu nedenle hemen, başkanın görüşüne katıldıklarını bildirdiler.
    Sekiz, önerisinin kabul edildiğini öğrenince, rahat bir soluk aldı. iyi ışınlar, özel tüpte kullanıma hazır durumdaydı. Ama, bu ışınlarla yerkürenin çevresinde ışıktan bir kabuk oluşmasını sağlayacak düzenek ve bu düzeneği, dünyaya götürecek bir uydu gerekliydi.

    Sekizin, ülkeyi düşmanlardan kurtarmak için olağanüstü bir ışın bombası oluşturmaya çabaladığını arkadaşları da öğrendiler. Tümü de onun çalışmalarına yardım etmeye hazırdılar. Tarım küresindeki bilginler, bu ulusal görev için birlik oldular. Tarımla uğraşan bilginler dışında kalanlar, Sekizin çevresinde toplandılar. Uzun ve yorucu çalışmalardan sonra, dünyayı, iyi ışınlarla saracak olan düzenek, ortaya çıktı. Durum, yeryüzüne bildirildi. Başkan buyruk verir vermez, ışın bombasını taşıyan uydunun, tarım küresinden fırlatılacağı belirtildi.

    Haberleşme aygıtının başında beklemekte olan başkan, öyle bir sevindi, öyle bir kıvrandı ki!., övgü ve sevgi sözcükleriyle yüklü, kutlamalar yağdırdı tarım küresindekilere. Sonra, bombaya değgin görüşünü bildirdi.

    - Düşmanlar her an ülkemize saldırabilirler. Hiç zaman yitirmemeliyiz. Yalnız şu soruma açık seçik bir yanıt istiyorum, göndereceğiniz ışınlar, bana, aileme, buyruğumdaki saygılı görevlilere ve bilim kurulu üyelerine kötü bir etki yapar mı acaba?

    Sekiz, bu soruyu hiç düşünmeden yanıtladı.

    - Sayın Başkan, böylesine önemli bir konuyu gözardı edemeyeceğimi bilirsiniz. Sözkonusu ışınları, burada maymunlar ve insanlar üzerinde denedim, insanoğlunu insanlaştırmaktan başka bir etki sözkonusu değil.

    Başkanın o denli acelesi vardı ki, insanın insanlaşmasının ne anlama geldiğini düşünmeye bile sabrı yoktu.

    - Tamam! Uyduyu fırlatabilirsiniz!., buyruğunu verdi.

    Uzayın derinliklerinden kopup gelen, iyi ışınlarla yüklü ışın bombası, tarım küresinin güney kapısındaki alandan, çok güçlü bir tepkiyle fırlatıldı...

    Bu sırada, İleri Görüşlüler Ülkesi'ne düşman olan ülkeler de eylem birliğiyle oluşturdukları yakıcı, yıkıcı, boğucu, öldürücü, savaş silahlarını, en etkin konumlara yerleştirmişlerdi. Saldırı için son hazırlıkları yapıyorlardı.

    Casuslar, bu haberi getirince, ileri görüşlü başkan, yaralı bir aslan gibi kükremeye başladı.

- Uzaydan gelen uydu, düşman saldırılarından önce dünyaya ulaşamazsa, tüm emeklere yazık olacak!., yazık., yazık!..

    Başkan, dayanılmaz korkular içinde kıvranarak, acınıp dururken, uydu atmosfere girdi. Uzay gözlemcileri, başkana müjdeyi verdiler. Başkan, soluğunu kesip gözlerini, uzay gözlem aygıtının ekranına dikti, dünyaya hızla yaklaşmakta olan uyduyu izlemeye koyuldu.

    O sırada uyduyu, düşman ulusların, uzay gözlem aygıtları da yakalamıştı. Gözlemciler, niteliği bilinmeyen bu cismi, hemen yok etmeye karar verdiler. Uydu, nükleer silahların vuruş alanına girer girmez, yok edilecekti.

    Fakat, uluslararası eylem birliğini üstlenen savaş önderi, bu karara karşı çıktı. Uzaydan gelen bu cisme, silahla saldırmanın, tehlikeli olacağı görüşündeydi. Sözkonusu cismi, silahla yok etmek yerine manyetik güçlerle avlayarak, incelemeye almayı önerdi.

    Hemen manyetik güçle donanmış aygıtlar, uyduya yönetildi. Beklemeye geçildi. Uydu giderek, bu çekici tuzaklara yaklaşmaktaydı ki, ileri Görüşlüler Ülkesi'nin casusları durumu öğrendiler.

    İleri görüşlü başkan, tuzak olayını duyunca, çılgına döndü. Hemen özel haberleşme aygıtıyla düşmanların savaş önderini aradı. Haberleşme aygıtının ekranında, savaş önderini görür görmez şunları söyledi.

    - Dünyamıza yaklaşmakta olan bir uyduya, tuzak kurduğunuzu öğrendim. Bu davranışınız, aramızdaki anlaşmalara aykırıdır.

    Savaş önderi, İleri Görüşlüler Ülkesi'ne saldırmak üzere olduklarının, anlaşılmaması için başkana pek iyi davrandı.

    - Saygılar sunarım sayın başkan, biz, uzaydan gelen uydunun size ait olduğunu bilmiyorduk. Gözlem araçlarımız, fazla gelişmiş değil. Onu dünyamıza zarar verebilecek bir gök cismi sandık. Kentler üstüne düşer de tehlike yaratır, diye düşündük... Bu nedenle avlamaya kalkıştık. Umarım uydunuzla ilgili bir açıklama yapabilirsiniz...

    Başkan söylenenlere pek inanmamıştı. Ama, inanmış göründü.

    - Uydu, tarım küresinden fırlatıldı. Oradaki özverili dâhi bilginlerimiz, doygu mama ile ilgili yeni bir formül oluşturmuşlar. Eski formül ve düzenekleri, yenileriyle pekiştirerek, ötekinden daha güçlü bir mama elde edeceğiz. Buluşlarını bir an önce insanlığın yararına sunmak için sabırsızlanıyorlardı. Bu nedenle Nuhun gemisini beklemediler. Yeni formüllerle ek düzenek planlarını, uyduyla yolladılar.

    Biliyorsunuz, tarım küresinde dünya için tehlike yaratabilecek hiçbir silah yok. Umarım bu uydudan kuşkulanmaya kalkışmazsınız...

    Savaş önderi, kısa bir süre düşündü. Uyduyu avlarlarsa, doygu mama formülleriyle, ek düzenek planları hiçbir işe yaramayacaktı. Üstelik, ileri görüşlülerin öfkelerini üzerlerine çekmiş olacaklardı. Belki de bu yüzden ileri görüşlü başkan, onlardan önce davranıp kendilerine saldıracaktı. Saldırı yerine, savunma durumuna geçmek, savaş planlarını alt üst edecekti. Nasıl olsa, İleri Görüşlüleri yenince, o formül ile düzenekler, kendilerinin olacaktı...

    Bir solukluk sürede içinden bunları geçirdi ve ileri görüşlü başkana şu yanıtı verdi.

    - Tarım küresinden gelen uydudan kuşkulanmıyoruz. Onu avlama planından da vazgeçtik.

    Bu söyleşi sırasında, uydu, dünyaya yeterince yaklaşmıştı. Yerküreye bir kama gibi saplanma durumundayken, birden yön değiştirdi. Dünyanın çevresinde dönmeye başladı, işte o anda dev bir yumurtayı andıran uydunun gövdesi boydan boya açıldı. İçindeki iyi ışınlar, çevreye saçıldı. Kısa bir süre içinde dünya, ışıktan bir kabukla kaplandı...

    insanlar, görülmemiş bir ışık seli içinde kaldılar. Ve o anda, elektrik çarpmasını andıran bir sarsıntıyla irkildiler. Ardından, bedenlerine derinden bir sızı yayıldı. İçleri de dışları gibi apaydınlık kesildi. Sonra varlıklarını, tepeden tırnağa doyumsuz bir erinç sardı. Işık seli, giderek görünmez oldu. İçi boşalan uydu ise, yörüngeden çıktı. Uzayın derinliklerine daldı.

    Sekiz, bir süre düşündü. Çeşitli hesaplar yaptı. Sonunda dünya ile bağlantı kuramama nedenini buldu. İyi ışın bombasının, dünya çevresinde oluşturduğu kabuğun ışınları, kısa sürede insanlara akmıştı. Ama, ışınları birarada tutan bağlayıcı bileşim, dünyayı saran manyetik bir kabuk olarak kalmıştı. Tarım küresinin dünya ile bağlantı kurmasını bu kabuk engelliyordu. Uzaydan gelen ses dalgaları, kabukta yok oluyordu. Sekiz bu gerçeği anlayınca, ölçüsüz bir öfkeye kapıldı. Böyle bir yanlışı ilk kez yapıyordu...

    Durumu, arkadaşlarına açıklamak zorundaydı. Hemen bir genel toplantı düzenlendi. Zaten herkes, dünya ile bağlantının kesilmesinin nedenlerini merak etmekteydi. Sekiz, olayı şöyle açıkladı.

    - Arkadaşlar, özveriyle uğrayıp elbirliğiyle oluşturduğumuz uydu, dünyaya ulaştı. İçindeki ışınları, yerkürenin üstüne boşaltarak, ışıktan bir kabuk oluşmasını sağladı. Dünyayı saran bu kabuk, altın ışıltılı «iyi ışınlar»dan oluşmuştu. İyi ışınlar, kısa sürede, yere süzülüp insanların kan hücrelerine işledi. Böylece amaca ulaşmış olduk.

    Uzun süredir, bu ışınlar üzerinde çalışmaktaydım. Deney yaptığım günlerde, olağanüstü bir rastlantıyla altın ışınların gizini çözdüm. Biliyorsunuz, tarım küresi, uzaydan gelen ateş parçalarının saldırısına uğradığı sırada, pek çoğumuz, ruhsal, bedensel hatta zihinsel yönden önemli sarsıntılar geçirdik. Ama, olay sona erip de ortalık yatışınca, yavaş yavaş kendimizi topladık. Sadece beş bilgin arkadaşımızın, uyumsuzlukları sürüyordu. Kendileri hasta değillerdi. Ama, toplumumuzu tedirgin edici bir kişiliğe bürünmüşlerdi. Doktorlar, dünyanın bu tür uyumsuz kişilerle dolup taştığını söylüyorlardı. Onların zamanla eski seçkin bilim adamı kişiliğine yeniden kavuşacaklarını umuyorlardı. Onları, hepimiz hoşgörüyle bağrımıza bastık. Zaman zaman tanık olduğumuz yersiz öfkelerini, hatta gereksiz kavgalarını, sabırla savuşturuyorduk.

    Bu beş arkadaşımız, birdenbire, övlesine olumlu ve uyumlu bir kişiliğe büründüler ki!.. Sizler, onları tarım küresinin peygamberleri gibi görmeye başladınız. Bu kez, bizler bu beş arkadaşımızın yanında, uyumsuz ve dengesiz, geçimsiz, sinirli... kişiler durumuna düştük...

    Sekiz bu açıklamayı yaparken, ışınlanan beş bilgin, merakla ayağa kalkmış, dikkatle Sekizin sözlerini dinliyorlardı. Salondaki öteki bilginler de gözlerini beş bilgine çevirmişlerdi. Sekiz,

    - Evet, dedi, işte onlar, iyi ışınların gizemini çözmeme neden olan beş arkadaşımız... İyi ışınları, ilk olarak, onların üzeinde denedim. Bu bilinçli ve planlı bir deney değildi. Sadece bir raslantıydı... Kendileri, düşünce evinin önünde duruyorlardı. Öeney aygıtından kaçan ışınlarla, bir an ışın seline kapıldılar...

    Beş bilgin, şaşkınlık içinde birbirlerinin yüzüne bakıyordu. Sekiz, sözünü sürdürdü.

    - Bu olaydan sonra, onlarda elle tutulur bir iyilik, uyumluluk, saptadım. Kısa sürede, her biri birer peygamber kesildiler. Bunun üzerine tüm gücümle altın ışınları incelemeye giriştim. Uzun ve yorucu deneylerden sonra, iyi ışınlarla ışınlanan maymunların, kan hücrelerinin değişime uğradığını saptadım. Raslantıyla ışınlanan beş arkadaşımın kan hücrelerini de inceledim. Onların hücrelerinde de benzer değişimi gördüm. Kendilerini örnek insan kılan, işte bu hücre değişimiydi...

    Bu olguları sizlere, daha sonra belge ve kanıtlarıyla açıklayacağım. Altın ışınları nereden elde ettiğimi merak ediyorsunuzdur. Onu da açıklayayım. İyi ışınlar adını koyduğum, altın ışınları, uzaydan gelen ışın yumağını ayrıştırarak elde ettim. Tıpkı, dünyaya enerji kaynağı olarak gönderdiğimiz, gümüş ışınlar gibi...

    Altın ışınların özelliklerini kesinlikle saptayınca, birbirleriyle yeniden savaşmaya kalkışan dünyalıları, ışınlamaya karar verdim. Bu benim için kutsal bir görevdi. Sizlerin de yardımıyla iyi ışınlar insanlara ulaştı.

    Bundan sonra dünyada, pek çok şey değişecek. Artık insanlar, insanları öldürmeyecek. İnsanoğlu, tüm yeteneklerini, insanlığın yararına kullanacak. Hiçbir zaman savaşlar çıkararak, yaptıklarını yıkayamayacaklar. Kısa sürede, kendilerine, mutluluk içinde yaşayabilecekleri bir dünya kuracaklar, insanlar artık, insanlığın yüzkarası olan sevgisizlik, yalancılık, kıskançlık, bencillik, kendini beğenmişlik, kin, nefret, öfke, düşmanlık, acımasızlık ve cana kıyma... gibi duygu ve davranışlardan arındılar. Bundan sonra, insanlar, evrenin yüce yaratığı olan «insan» adına ve yüceliğine yakışan, doyumsuz bir yaşam sürecekler.

    Bilginler, şaşkınlık ve hayranlık içinde, Sekizi dinliyorlardı. Onun bir anlık suskunluğundan yararlanıp hep birden ayaklandılar. Kendisini coşkuyla alkışlamaya başladılar... Alkışlar sona erince, iki yüz elli numaralı kimya bilgini söz istedi.

    - Sevgili arkadaşım Sekiz, insanoğluna ulaştırdığınız bu olağanüstü hizmetten ötürü sizi yürekten kutlarım, iyi ışınlarla ışınlandıklarını, şimdi öğrendiğim, beş bilgin arkadaşımın davranışlarını hep özençle izliyordum. Onlar gibi dirliğe ve olgunluğa erişebilmek için pek çok kez, düşünce hücrelerine kapandım. Günlerce kendimi irdeledim. Ama, başaramadım. Şimdi gerçeği öğrenmenin kıvancı içindeyim. Umarım, bu kutsal ışınlardan, bizler de yararlanabiliriz. Ayrıca, yeryüzündeki uygulama sonuçlarını çok merak ediyorum. Yeni insanı, yeni dünyayı tanımak için hemen yerle bağlantı kuralım. Işınlanmış insanlarla konuşalım. Kimbilir ne ilginç şeyler duyacağız!..

    Sekiz açıklamalarını şöyle sürdürdü.

    - Saygıdeğer arkadaşlarım. Özüme gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Yeryüzündeki insanların, korkunç silahlarla ülkemize saldırmak üzere olduklarını öğrenince, ölçüsüz bir ürküye kapıldım. Kuşkusuz, bizimkiler de onlara karşı koyacaklardı. Hem de bunu, insanları aptallaştırarak, köleleştirmeye yönelik, iğrenç bir silahla yapacaklardı... Gerçeği öğrenince, gözüm bir şey görmez oldu. İyi ışın bombasını, yeryüzüne ulaştırmaktan başka, bir şey düşünemedim. Kendimi ve buradakileri unutarak, iyi ışınların tümünü dünyaya yolladım. Yazık ki biz, dünyadakilerin eriştiği o kutsal dirliğe, arılığa, olgunluğa ve insanca yüceliğe erişemeyeceğiz. Uzun süredir, altın ışınlarla deney yapıyorum. Hiçbir gün onlardan kendim adına yararlanmayı düşünmedim. Bu gizemli ışınlarla aramda hep deney aygıtları vardı. Bu yüzden ben de sizler gibi ışınlanmadan yoksun kaldım.

    Tüm bilginler, üzüntüyle içlerini çektiler. Sekiz sözlerini sürdürdü.

    - Yaptığım yanlış bununla da kalmıyor arkadaşlar. Bilmem beni bağışlayabilecek misiniz? Işın bombasını oluştururken, iyi ışın demetlerini, yoğun biçimde birbirine bağlayabilmek için manyetik bir bileşimden yararlanmıştım. Işınlar yere akınca, bu manyetik bileşim, dünya çevresini saran, gereksiz bir kabuk olarak kalakaldı...

    Işınları ulaştırmak istediğim yer, dünya, kurtarmaya çabaladığım da insanlardı. Olanca dikkatimi bu doğrultuda yoğunlaştırmıştım, iyi ışınlar, yeryüzüne akıp gidince, bağlayıcı bileşimin dağılıp dağılmayacağını hiç düşünmedim... Bilginlerden biri söz istedi.

    - Bu manyetik kabuk atmosferin bileşimini bozar mı acaba?

    Sekiz,

    - Hayır, dedi, böyle bir sakınca sözkonusu değil. Tersine, altın ışınların etkisiyle atmosfer, geçmişteki nükleer savaş artıklarından bile arınacak. Manyetik kabuğun, atmosfer ve atmosfer olaylarına olumsuz bir etkisi olamaz. Ama, bize çok zararı dokundu. Yazık ki, bu yüzden dünya ile haberleşemiyoruz. Ne bizden giden ses dalgaları dünyaya ulaşabiliyor, ne de dünyadan gelenleri biz alabiliyoruz..

    Bu haber üzerine, bilginler, donakaldılar. İçlerinden üç yüz numaralı matematik bilgini, söz istedi.

    - Bu zorunlu tutsaklık gerçekten can sıkıcı. Acaba bu durum ne kadar sürer?

    Sekiz, kararsızlıkla yanıtladı.

    - Bu konuda henüz bir inceleme yapmış değilim. Manyetik kabuk belki bir süre sonra çözülüp dağılabilir. Uzun yıllar dağılmayabilir de... Laboratuvarıma döner dönmez hemen, bağlayıcı bileşiğin özelliklerini incelemeye girişeceğim, inanın, yaşamım boyunca, hiçbir konuda bu denli derin üzüntüye kapılmamıştım. Yaptığım yanlış ve eksik iş, kişiliğime ters düşen nitelikte. Bu olayla birden, özgüvenimi yitirdim.

    Bilginler, Sekizin bu konuşmasından çok etkilenmişlerdi. Dört yüz numaralı bilgin söz istedi.

    - Sayın Sekiz, bu denli dertlenmeyin. Unutmayın ki, insanüstü bir buluşla insanlığı yeni bir savaşın eşiğinden kurtardınız. Kanımca, kendinize haksızlık ediyorsunuz. Bu tür yanlışları hepimiz yapabiliriz.

    Biz zaten, insanlık adına, her şeyimizden vazgeçerek buraya geldik. Dünya ile haberleşemesek bile, burada yaşamımızı sürdürebiliriz. Besinimiz var. Çalışma, araştırma olanaklarımız var. Benim için bu sonuç hiç de üzüntü konusu değil. Bizim dünyamız burası. Korkuya, ürküye kapılmadan, doğal yaşamımızı sürdürelim. Bakarsınız bir gün, dünya ile haberleşme yeniden sağlanabilir.

    Öteki bilginler de dört yüz gibi düşünüyorlardı. Bir ağızdan,

    - Bu görüşe biz de katılıyoruz. Tarım küresi, bizim yurdumuz, evimiz, ailemiz her şeyimiz. Dünya ile haberleşemesek de burada hep birlikte mutlu bir yaşam süreceğimize inanıyoruz... dediler.

    Sekiz, derin bir soluk aldı. Kendisini bağışlayan arkadaşlarına, yürekten teşekkür etti.

    - Sağolun değerli arkadaşlarım. Yaptığım yanlışı bağışlamış olmanız beni çok mutlu kıldı. Haberleşme aygıtını sürekli olarak açık tutalım. Belki de bir gün, yolladığımız işaretler dünyaya ulaşabilir. Sanırım dünyadakiler, tarım küresinden haber alamayınca, Nuhun gemisiyle bizi aramaya gelirler. Dilerim ki, manyetik kabuk, geminin güdümünü bozmasın!.. Biz de küçük bir uydu yapıp dünyaya haber ulaştırabiliriz. Ama, bu, sakıncalı olur. Uydu, manyetik kabuğu aşabilse bile, dünyada insanların üstüne düşebilir. Bunu göze alamayız. Bu durumda beklemekten başka çıkar yol yok.

    Işın bombasını oluştururken hep ışınlanmış insanların kuracağı yaşam düzenini düşlüyordum. İyi insanların iyi dünyasından gelecek, barış, sevgi, kardeşlik... haberleriyle mutlu olmayı, gönenmeyi kuruyordum. Ama olmadı...

    Sekizin sözleri sona erince, toplantı dağıldı. Herkes sanki hiçbir şey olmamış gibi görevlerinin başına döndüler.

    Sekiz, kendi bölümüne vardığında, bacakları gövdesini taşımayacak duruma gelmişti. Olanlardan ötürü bir türlü kendini bağışlayamıyordu. insanlığa yaptığı hizmetten kaynaklanan ölçüsüz coşku, içini kaplayan kapkara kaygılar arasında, eriyip gitmişti. «Benim yüzümden, arkadaşlarım uzayda tutsak kaldı.» diye söylenerek, gidip yatağına uzandı. Hemen gözleri kapandı. Varlığı, pırıl pırıl yıldızlarla dolu sonsuz bir boşluğa doğru kaydı gitti.