10     


    BRİANTLA üç arkadaşı, derin bir heyecanla karşılanmışlardı. Gordon, Baxter, Cross, Garnett ve Webb, kollarını açarlarken; küçükler de boyunlarına atılıyorlardı. Sevinç çığlıklarıyla çevre çın çın ötüyor; eller sıkılıyor, Phann da havlayarak çocukların bu gürültülü mutluluklarına katılıyordu. Sevinç gösterisi çok yerindeydi, çünkü dört çocuğun yokluğu, biraz uzun sürmüştü.
    Sloughi Kampı'nda kalanların birbirlerine sordukları sorular şunlardı: "Yollarını mı şaşırdılar?.. Yerlilerin ellerine mi düştüler?.. Yoksa, yırtıcı hayvanların saldırısına mı uğradılar?.."
    Briant, Doniphan, Wilcox ve Service kampa döndüklerine göre, artık kaygıya gerek yoktu. Şimdi, bu gezinin sonuçlarını öğrenmekten başka bir şey kalmıyordu. Ama, yürümekle geçen uzun bir günden sonra çok yorgun düşüldüğünden, gezinin anlatılması, ertesi güne bırakıldı.
    "Bir adadayız!..."
    Briant'ın kısaca söylemekle yetindiği söz, bu olmuştu. Geleceğin kaygı verici olacaklarını belirtmesi bakımından bu kadarcık bir söz, yeterdi. Ama Gordon, gözüpekliğini fazla yitirmeden, haberi çok olağan karşıladı:
    "Evet" dedi, "Zaten bunu bekliyordum. Bu bakımdan haber beni hiç de şaşırtmadı!"
    Ertesi gün 5 nisandı; Gordon, Briant, Doniphan, Baxter, Gross, Service, Webb ve Garnett gibi büyüklerle; görüşlerinden çok yararlanılan Moko, küçüklerin uykuda bulunduğu bir sırada, gün doğarken, teknenin baş bölümünde toplandılar.
    Briant'la Doniphan, sırayla söz alarak, başlarından geçen her şeyi arkadaşlarına anlattılar. Öbür çocuklar, gezinin bütün ayrıntılarını öğrendikten sonra haritaya baktılar ve kendilerini kurtaracak bir yardımın ancak dışardan gelebileceğini anladılar!
    Gelecek, karanlık renklerle görülüyor ve genç çocukların Tanrı'dan başka umutlaeı kalmıyordu. Ama onlar, yine de umutlarını kesmiyor, pek o kadar korkmuyorlardı. Gordon, arkadaşlarını yüreklendiriyor, umut verici sözler söylüyordu.
    Bu genç Amerikalının kendisini Yeni Zelanda'da bekleyen bir ailesi yoktu. Küçük de olsa, bir topluluk kuracak kadar becerikliydi. Bu bakımdan onu hiç bir şey korkutmuyordu. Doğal zevklerini tatmak için ortaya elverişli bir durumun çıktığını görüyor eğer kendilerine yardımcı olurlarsa, dayanılır bir yaşam yaratmaya söz vererek, arkadaşlarının içgücünü yükseltmekte bir saniye bile geri kalmıyordu.
    Gordon, adanın, haritaya göre oldukça büyük görünmesi nedeniyle, şöyle düşünüyordu: Eğer burası, Güney Amerika yakınlarında bir adaysa, bunun Büyük Okyanus haritasında gösterilmesi gerekirdi. İyice inceledikten sonra, ünlü Stieler Atlası'nın Güney Amerika yakınlarındaki takım adalarının dışında bu kadar önemli hiç bir adayı göstermediği sonucuna vardı. Ada, eğer anakaradan boğazlarla ayılmış olan bu takım adaların içinde bulunsaydı, François Baudoin de bunu haritasında gösterirdi kuşkusuz.. Evet, bunun tek başına bir ada olduğunu kabul etmek gerekiyordu. Şimdi onun, bu Güney Amerika yöresi denizlerinin daha kuzeyinde mi, yoksa daha güneyinde mi olduğunu öğrenmek zorunluğu doğuyordu. Ama, ortada yeteri kadar bilgi ve gerekli araçlar yokken adanın Büyük Okyanustaki yerini saptamak, elden gelmezdi.
    Artık, sağlıklı bir biçimde yerleşme girişimine başlamak gerekliydi.
    Briant:
    "Yapacağınız en iyi iş, göl kıyısında bulduğumuz o mağarayı kendimize konut edinmektir. Orası bize oturulacak en iyi bir yer, bir konut olur" dedi.
    Baxter, sordu:
    "Tümümüzü alacak kadar büyük mü?"
    Doniphan:
    "Kuşkusuz, hayır" diye karşılık verdi, "Ama, sanırım, biraz çabayla içinden ikinci bir oyuk açarak büyütülebilir. Bu iş için araç ve gereçlerimiz var."
    Gordon:
    "Sıkışık bir durumda kalsak bile, önce onu olduğu gibi benimseyelim" dedi.
    Briant, ekledi:
    "Ve özellikle, en kısa bir zamanda oraya taşınmaya çalışalım!"
    Gerçekten, ortada çok çabuk yapılması gereken bir iş vardı. Gordon, bu düşüncedeydi; gemi, günden güne içinde oturulmaz bir duruma geliyordu. Çok güçlü sıcakların arkasından düşen son yağmurlar, güverteyle teknenin kaplamalarını fazla açmıştı. Yırtılan yelken bezleri, suyun ve havanın iç kesimlerine girmesine yol açıyordu. Çok zarar görmüş bulunan teknenin gitgide güçsüzleştiği, kısa zamanda dağılacak bir duruma geldiği görülüyordu. Çok sert havaların başlamasıyla "Sloughi"nin, neredeyse birkaç saat içinde parçalanması beklenebilirdi. Böyle bir durumdan önce davranmak gerekti. Söz konusu olan, yalnızca zaman geçirmeden gemiden ayrılmak değil, tekneyi tüm donatımıyla bozmak; "Fransız mağarası" denilen yeni konuta, yararlı olabilecek her şeyi söküp götürmekti.
    Doniphan:
    "Oraya sığınıncaya kadar nerede oturacağız?" diye sordu.
    Gordon, karşılık verdi:
    "Bir çadır altında... Dere kıyısında, ağaçlar altında kuracağımız bir çadırda oturacağız."
    Briant: konuyu fazla uzattırmadı:
    "Hiç zaman yitirmeden yapılacak en iyi iş, budur!" dedi.
    Gerçekten, yitirilecek zaman yoktu. Yatın sökülmesi, araç-gereçlerle yiyeceklerin gemiden boşaltılması, bunların taşınması için bir sal yapılması; en az bir aylık çalışma isterdi. Sloughi-bay'ı bırakmadan önce, kuzey yarım kürede ekim ayının, yani kış başlangıcı olan mayısın ilk günleri gelecekti.
    İşte bu nedenle Gordon, yeni kamp yerini kurmak için dere kıyısını seçmişti. Çünkü, taşıma, su üstünden yapılacaktı. Dere yatağı kadar en kısa, en doğru, en rahat hiç bir yol olamazdı.
    Sonraki günler, kampın dere kıyısına taşınma işiyle geçti, iki kayın ağacının alçak dallarından yararlanılarak, yatın büyük yedek yelkeninden kurulan çadır, çok sağlam iplerle tutturuldu.
    Yataklar, pek gerekli eşya, mutfak gereçleri, silahlar, cepane, kuru yiyecek balyaları bu çadıra taşındı. Salın yapılması, yatın sökülmesine bağlı olduğundan, sökme işinin bitmesini beklemek gerekiyordu.
    Kurak giden havalardan yakınmaya neden yoktu. Kimi zaman rüzgâr esiyorsa da, karadan geldiğinden, işi aksatmıyordu.
    Kıyıya vuran dalgalar, parçaların bir bölümünü denizdeki kayalıklara götürmüş, ama çivilerle demir parçalarını kumların içinde araştırıp bulmak, güç olmamıştı.
    Daha sonraki günlerde herkes bu parçaları toplamakla uğraştı. Artık parçaların çadırdan birkaç adım ötedeki dere kıyısına taşınması kalıyordu.
    Gerçekten önemli olan bu iş, zamanla ve fazla yorgunluk çekilmeden yapıldı. Birkaç ağır kalasın, beygir gibi koşulan çocuklarla çekilmesi ve onların birbirini çabaya getirmek için bağırmaları, işi başarmada gösterdikleri çalışmaları, doğrusu görülmeye değer bir olaydı.
    28 Nisan akşamı "Sloughi"nin yıkıntılarından ne kalmışsa, yükleme yerine getirildi. İşin en güç yanı yapılmıştı. Bundan sonrası kolaydı. Çünkü dere, bütün bu gereçleri taşıyacaktı.
    Gordon:
    "Salımızın yapımına hemen yarın başlayacağız" dedi.
    Baxter:
    "Çok güzel" diye karşılık verdi, "Salı yaptıktan sonra dereye indirmek zorluğuna katlanmamak için, onu derenin üstünde yapmayı öneriyorum."
    Doniphan da düşüncesini söyledi:
    "Yönteme uymaz!"
    Gordon, karşılık verdi:
    "Önemi yok, deneriz! İşimizi zorlaştmrsa da, hiç olmazsa sulara batma korkusu yoktur."
    Bu, denenmeye değer bir girişim olacaktı. Nitekim ertesi gün, ağır yükleri alacak kadar büyük bir salın yapımına başlandı.
    Briant, gel-git durumunu göz önünde bulundurarak salı, sular yükselirse derenin kaynak yönündeki barınağa sürüklenmemesi, alçaldığında da derenin dökülme yönü olan denize gitmemesi için, kıyıdaki ağaçlara titizlikle bağladı.
    Çocukların tümü de, sıkı çalışılan bir günden sonra yorgunluktan bitkin düşerek, korkunç bir acıkmayla akşam yemeklerini yediler; sabaha kadar da deliksiz bir uykuya daldılar.
    Şimdi, salın birbirine tutturulan kalasları üzerinde üstü örtülü açık bir yer yapmak söz konusuydu. Bu da, "Sloöghi'nin güverte ve tekne kaplamalarından yararlanılarak yapıldı. Keserlerin güçlü vuruşları altında tahtalara ve kalaslara saplanan çiviler, salın üstüne tek parçadan oluşmuş bir "platform" oturtmuştu.
    Çocukların çok çabuk çalışmasına karşılık, bu iş üç gün sürdü. Havalar gittikçe kötüleşiyor; çadırın altındaki barınma yeri, yanan ateşin kızgın sıcaklığına karşın, soğuğu gideremiyordu. Çocuklar, birbirlerine sokuluyor, battaniyelerine sıkı sıkı sarılıyorlarsa da, Gordon'la öbür büyük çocuklar, yine de sıcaklığın düşüşüyle uğraşmak zorunda kalıyorlardı. Yerleşme işine başlamak için çalışmalara büyük bir hız vermek gerekiyordu. Mağaraya sığındıktan sonra, bu yörenin çok sert olan kışına dayanılabileceği düşünülüyordu.
    Herşeyin dağılıp yitirilmesine yol açmamak için sal üstüne yapılan bölümün çok sağlam olmasına özen gösteriliyordu. Böyle büyük bir yıkıma uğramaktansa, taşınmayı bir gün geciktirmek, kuşkusuz daha iyi olurdu.
    Briant, bir aralık:
    "Ama, yine de 6 mayısa kadar beklememek, çıkarlarımıza uygun düşer" dedi.
    Gordon:
    "Neden?.." diye sordu.
    "Çünkü, yarından sonra yeni ay doğacak ve sular, birkaç gün içinde yükselecek... Böylece, dere yatağını kolayca geçebileceğiz. Sen böyle düşünmüyor musun, Gordon?.."
    Gordon:
    "Haklısın" dedi, "En geç üç gün içinde davranmak gerek."
    Bunun üzerine tümü, iş bitmeden dinlenmeyi kesinlikle unutmuş oldu.
    3 mayısta salın dengesi sağlandıktan sonra, Jenkins, Iverson, Dole ve Costar; mutfak araç ve gereçleriyle küçük eşyaları sala taşımaya başlamışlardı. Briant'la Baxter de, Gordon'un gösterdiği yönteme göre, bütün bu eşyaları özenli bir çalışmayla yerleştiriyorlardı. Ocak, su varilleri, demir eşyalar, tekne saçları ve benzerleri gibi ağır parça eşyalarla kaplama tahtaları, güverte kaplamaları, kalaslar ve benzerleri gibi "Sloughi" yıkıntısından kalan eşyaların sala yüklenmesi, çok yorucu işler doğurdu. Yiyecek denkleri, şarap fıçıları ve koyun kayalıkları arasından toplanan tuzla dolu çuvalların yüklenmesi de zor oldu.
    Baxter, yükleme işini kolaylaştırmak için dört halata tutturulmuş iki sırık dikerek, bunların birleştiği yere bağladığı bir makara taktı. Böylece bir araç meydana getirerek karadaki eşyalar, hiçbir yere çarptırılmadan, yavaşça kaldırıp salın üstüne indirildi.
    Her şey o kadar eksiksiz bir özen ve büyük çaba göstererek yapıldı ki, 5 mayıs öğle zamanı, bütün işlerin çok iyi başarıldığı görüldü. Artık salın dere kıyısına bağlı halatlarını çözmekten başka bir iş kalmıyordu. Bu iş de, ertesi gün saat sekize doğru yapılacak ve yükselen sular, derenin döküldüğü yere doğru ancak o saatte akmaya başlayacaktı.
    Çocuklar, işlerin bittiği kanısına vararak, akşama kadar dinlenmeye hak kazandıklarını düşünüyorlardı. Ama durum, hiç de böyle olmadı; Gordon'un bir önerisi, onlara yeniden iş çıkardı! Gordon:
    "Arkadaşlar" dedi, "Artık koydan uzaklaşacağız. Bu yüzden denizi göremeyeceğiz. Yeni durum nedeniyle de, adanın o yönünden geçebilecek gemilere işaret veremeyeceğiz. Sanırım, bizim için hiç de iyi olmayacak bu... Buraya bir direk dikmeyi ve bayraklarımızdan birini çekmeyi düşünüyorum. Umut ederim ki, enginden geçen gemilerin görmesi için bu bayrak yetsin!"
    Öneri benimsendi; yatın sal yapımında kullanılmayan serenlerinden biri, kayalık eteğine kadar sürüklendi. Direği yukarı çıkarmak çok yorucu olduysa da, sonunda sağlamlıkla dikildi. Baxter, İngiliz bayrağını çekerken, Doniphan da tüfekle saygı atışı yaptı.
    Gordon, sözü Briant'a yönelterek:
    "Allah Allah, şu işe bak!" dedi, "Doniphan, adayı İngiltere toprağı olarak benimsiyor!"
    Briant, karşılık verdi:
    "Eğer ada, daha İngiltere'nin egemenliğinde değilse, şaşarım bu işe doğrusu!"
    Bunu izleyen gün, güneş doğarken, tümü de ayaktaydı. Çadırın kaldırılması ya da yatakların sala konarak bütün eşyanın yelkenlerle korunması için tezcanlıhk gösterildi. Havanın bozulacağı belirtileri çoktu, böyle bir kaygının yerinde olduğu görülüyordu. Çünkü rüzgârın esme yönünde meydana gelecek bir değişiklik, adaya yağmur bulutlarını getirebilirdi.
    Saat yedide hazırlıklar bitmişti. Salın üstü, gereğinde iki üç gün kalınabilecek bir duruma sokulmuştu. Gezi sırasında ortaya çıkacak yiyecek sorunu, ateş yakılmasına gerek kalmadan, Moko'ca giderilmişti.
    Saat sekiz buçukta tümü, saldaki yerine geçti. Büyükler, dümenin akıntıda bir iş yapamaması yüzünden salı yönetecek biricik araç olan gönder ya da kancalar ellerinde, bordalarda duruyorlardı.
    Saat dokuza gelmeden biraz önce suların yükselmekte olduğu sezildi. Salın devrilme tehlikesi yoktu. Bu sırada Briant:
    "Dikkat!" diye bağırdı.
    Baxter de yineledi:
    "Dikkat!"
    Her ikisi de salı baştan ve arkadan tutan halatların yanındaydı. Sal üstündeki bölümün ön tarafında Wilcox'la birlikte duran Doniphan:
    "Hazırız!" diye bağırdı.
    Briant, salın yükselen sularla yol alabileceğini anladıktan sonra:
    "Laçka!" diye bağırdı.
    Komut, çabuk yerine getirildi ve halattan kurtulan sal, yedeğine aldığı sandalla birlikte, iki kıyı arasında yavaş yavaş ilerlemeye başladı.
    Çocuklar, ağır taşıt aracının yol aldığını görünce, büyük bir sevinci kapıldılar. Kocaman bir vapur, bir savaş gemisi yapmış olsalar, belki bu kadar mutlu olmazlardı!
    Ağaçların sıralandığı sağ kıyı, sol kıyıdan, sezilebilecek kadar yüksekti. Briant, Baxter, Doniphan, Wilcox ve Moko, ellerinde gönderler, tüm çabalarını göstererek salın olaysız ilerlemesini sağlamaya çalışıyorlardı.
    Sal, elden geldiğince sağ kıyıya yakın ilerletiliyor; bu kıyıdaki akıntı, kancaların bir dayanak noktası bulmasına elveriyordu.
    Kalkıştan iki saat sonra, arkada bırakılan yolun bir mil olduğu hesaplandı. Bir olay çıkmadığı için, bu koşullarda salın, hiç bir zarar ve aksamaya uğramadan barınağa varacağı düşünülebilirdi.
    Ama Briant'ın aklından yaptığı bir hesaba göre, bu su yatağı, bir yandan gölden başlayarak Sloughi-bay'da döküldüğü yere kadar altı mil kadar tutuyor; öte yandan suların yükselme süresinde ancak iki millik yol geçilebileceği, gidilecek yere varılması için de arkadan güçlü bir akıntıyı gerektireceği biliniyordu.
    Nitekim, saat on bire doğru sular çekilmeye başladı ve salın deniz yanına gitmemesi için sağlamca bağlanması, çabucak sağlandı.
    Suların geceleyin yükseldiği sezilince yola yeniden çıkılacaktı, ama gece karanlığında ilerlemek, tehlikeli değil miydi? Gordon:
    "Bunun çok büyük bir önlemsizlik olacağını düşünüyorum" dedi, "Yükselen sulardan yararlanmak için yarına kadar bekleyelim."
    Herkesin anlayıp benimseyebileceği kadar açık olan bu öneri, akla çok yakındı. Bir gün kadar yolu uzatmak zorunluğu vardı; çünkü derenin akıntısına bırakılan değerli yükleri tehlikeye atmaktan sa, bu gecikmeyi göze almak, kuşkusuz daha iyiydi.
    Bu yerde yarım gün ye bütün bir gece kalınacaktı. Doniphan'la her zamanki av arkadaşları, yanlarında da Phann, derenin sağ kıyısına çıkmakta tezcanlılık gösterdiler. Gordon, onlara, fazla uzaklaşmamalarını öğütledi. Avcılar, besili ve yağlı dört yaban ördeğiyle döndüler. Bu av hayvanları, Moko'nun uyarısı sonucu barınak yani çocukların diliyle French-den mutfağında hazırlanacak ilk öğle ve akşam yemekleri için saklandı.
    Doniphan, bu dolaşma sırasında, ormanında eskiden ya da son zamanlarda yaşamış insan belirtisine raslamadı. Yalnız, çalılar arasında kaçışan cinsini bilemediği bir sürü av hayvanı görmüştü.
    Gün bitmiş; Baxter, Webb ve Cross, suların yükselmesine karşı, salın palamarlarını artırarak, gelebilecek bir tehlikeyi önlemeye hazır, bütün bir gece beklemişlerdi. Ama hiç bir olay olmadı.
    Ertesi gün saat dokuzu kırk beş geçe, sular yükselir yükselmez, bir gün önceki koşullar içinde sal, yine yola koyuldu.
    Gece, soğuk geçmişti. Gündüz de soğuk vardı. Artık gidilecek yere varma zamanıydı. Gerçekten, bir an önce ulaşmak gerekiyordu. Çünkü, suların alçalması sonunda gölden çıkıp Sloughi-bay'a doğru ilerleyen buz parçalarıyla karşılaşılması, hiç de hoş bir şey olmazdı. Bu, büyük bir kaygı konusuydu, bundan ancak French-den'e geldikten sonra kurtulabileceklerdi.
    Yine de, suların alçalmasıyla akıntının ters yöne doğru akması yüzünden daha fazla ilerlemek olanağı yoktu. Saat birde, Sloughi-bay'a dönerken, Briant'ın çevresinden dolaşmak zorunda kaldığı bataklığın önünde dinlenme verildi. Geçilen bir buçuk millik yol sırasında Moko, Doniphan ve Wilcox'un bindikleri, sandal, kuzeye doğru ilerleyerek, ancak suların çekildiği saatte durdu. Derenin sol kıyısının geri yanındaki bu bataklık, alabildiğine uzanıyor; avlanacak deniz kuşları bakımından çok zengin görünüyordu. Doniphan, birkaç çulluk vurabilmiş ve bu hayvanlar da yaban ördeklerinin yanına konularak saklanmıştı.
    Gece sessizdi, ama dere vadisinden esen sert bir rüzgârla her yan buz gibi soğuktu. Üstelik, ara sıra ufak tefek buzlar da görülüyordu. Alınan tüm önlemlere karşılık çocuklar tahtalar üstünde rahat edemiyor; yelkenlerin altında bile titremekten kurtulamıyorlardı. Bunlardan birkaçı, örneğin Jenkins ve Iverson'un neşeleri çok kaçmıştı; Sloughi Kampı'nın bırakılmasından yakınıyorlardı. Briant, sık sık, güven verici sözlerle çocukları yatıştırmaya çalışmıştı.
    Ertesi gün öğle üzeri, suların yükselmesinin yardımıyla sal, gölün karşısına geldi ve French-den önündeki dere kıyısına yanaştı.