2     


    KURTULUŞ için biraz umut vardı. Çünkü durum, "Sloughi'nin açık denizde sert dalgalarla boğuştuğu gecedeki benzer tehlikeleri gösteriyordu. Birbirine sokulan çocukların yalnız bir korkuları vardı. Bu da rasgele bir dalganın küpeşteleri aşıp güverteye saldırması karşısında yok olup gitmeleriydi. Gerçekten, dalgalar çok sertti; karaya oturan gemi, bu dalgalardan pek kaçamıyordu. Briant'la Gordon, kamaralara inip her yanı gözden geçirdikten sonra suların tekneye girmediğini gördüler. Ellerinden geldiğince arkadaşlarını, özellikle küçükleri, yatıştırdılar. Briant, hiç durmadan:
    "Korkmayın!" diye yineliyordu, "Yat, sağlamdır... Kıyı uzakta değil... Bekleyelim ve kıyıya çıkma yollarını araştıralım!"
    Doniphan:
    "Neden bekleyelim?" diye sordu.
    On iki yaşlarındaki Wilcox da:
    "Evet, neden?.." diye ekledi, "Doniphan'ın hakkı var... Niçin bekliyoruz?"
    Briant, karşılık verdi:
    "Çünkü, deniz, şimdi sert; bizi kayalara çarpar!"
    Hemen hemen Wilcox yaşındaki Webb de:
    "Ya yat parçalanırsa?" diye bağırdı.
    Briant:
    "Sular alçalırsa böyle bir durumdan korkmak gereksiz sanırım" dedi, Rüzgâr kesilip de sular çekilince kurtulmaya çalışacağız."
    Briant, doğru düşünüyordu. Büyük Okyanus'taki gel git olayları biraz fazla görüldüğü için, suların yükseliş ve alçalış durumları arasında önemli bir düzey değişikliği olabilirdi. Bu bakımdan birkaç saat beklemekte, özellikle rüzgârın hafiflemesini beklemekte yarar vardı. Suların alçalması, belki de kayaların bir bölümünü su üstüne çıkarırdı. Böylece gemiden ayrılmak daha daha kolay olurdu.
    Bu önerinin çok uygun olmasına karşılık Doniphan'la öbür iki üç çocuk, buna uyacakmış gibi görünmediler. Baş tarafta bir topluluk oluşturarak aralarında hafif sesle konuşmaya başladılar. Açıkça anlaşıldığına göre, Doniphan, Wilcox, Webb ve adı Cross olan başka bir çocuk, Briant'la anlaşmışa benzemiyorlardı. "Sloughi"nin uzun süre bu korkunç fırtınaya dayanması, ancak Briant'ın denizcilikten biraz anlaması sonucuydu. Onlar, karaya ayak basar basmaz, diledikleri gibi davranmayı hep düşünmüşlerdi. Hele Doniphan, gerek bilgi gerekse zekâ bakımından, bütün arkadaşlarına karşı olduğu gibi, kendini Briant'dan da üstün sayıyordu. Gerçekte Doniphan'ın; Briant için beklediği kıskançlığın çok eski bir geçmişi vardı. Başka bir sorun da, Briant'ın bir Fransız olması ve genç İngilizlerin onun buyruğu altına girmek istememeleriydi. Bu anlaşmazlığın, çok kaygı verici bir durum ortaya çıkarmasından korkulabilirdi.
    Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb; geçilmesi çok tehlikeli gibi görünen dalgalı, köpüklü, ters akıntılı denize dikkatli dikkatli bakıyorlardı. En usta bir yüzücü bile kıyıdaki kayalara çarpıp geri dönen ve patlayan bu dalgalara karşı koyamazdı. Birkaç saat beklemek çok yerinde bir düşünceydi. Sonunda duruma bir çözüm yolu bulamayan topluluk, daha küçüklerin kümelendiği kıç tarafa doğru döndü.
    Bu sırada Briant, Gordon'la çevresinde bulunan birkaç çocuğa:
    "Her ne karşılığında olursa olsun, birbirimizden ayrılmamalıyız!" diyordu, "Hep birlikte bulunmalıyız, yoksa ölüp gideriz!"
    Bu sözleri duyan Doniphan, bağırdı:
    "Bizim için yasa düzenlemeye kalkışmazsın, sanırım!"
    Briant, karşılık verdi:
    "Benim bir şeye kalkıştığım yok. Yalnız tümünüzün esenliği söz konusu olunca işe karışacağım pek doğaldır."
    Hiç bir zaman iyice düşünmeden konuşmayan, soğukkanlılığı yanında ağırbaşlı bir çocuk olan Gordon:
    "Briant haklıdır!" dedi.
    Bir içgüdüyle Briant'a sokulmaktan kendilerini alamayan iki üç çocuk da:
    "Evet!.. Evet!" diye bağırdılar.
    Doniphan, karşılık vermedi; kurtarma işine başlanacağı saati beklemek için arkadaşlarıyla bir köşeye çekildi.
    Çocukların karşısında bulunan bu kara, neresiydi? Acaba, Büyük Okyanus adalarından birisi ya da anakaralardan birine mi aitti?
    Geminin kıyıya çok yakın olması nedeniyle bu sorunun çözümlenmesi elde değildi. Karanın durumunu incelemek için biraz daha açılmak gerekliydi. Geniş bir koyu oluşturan bir girinti; biri oldukça yüksek ve kuzeye doğru birdenbire kesiliveren, öbürüyse güneye doğru sivrilemesine uzanan iki burunla son buluyordu. Acaba bu iki burunun öte yanındaki deniz, bir adanın çevresini kucaklayacak biçimde dönüyor muydu?
    Briant, geminin dürbünlerinden biriyle karanın durumunu anlamak için boşu boşuna uğraşıyordu.
    Ama uğraşmakta haklıydı. Eğer bu kara bir adaysa, yükselen sular, kayaların üstüne sürükleyeceği yatı parçalamakta gecikmeyecek; geminin korunmasına olanak bırakmayacaktı. Sonra, böyle bir adadan nasıl gidilecekti?.. Ya bu ada ıssızca —Pasifik denizlerinde ıssız ada pek çok bulunduğuna göre— kendi başlarına kalan; yattan kurtarabilecekleri yiyeceklerinden başka bir şeyleri olmayan bu çocuklar ne yapacaklardı?
    Bir anakaraya ayak basmaları karşısında kurtuluş umutları fazlasıyla olabilirdi. Üstelik bu kara Güney Amerika olursa, ortada hiç bir sorun kalmazdı. Şili ya da Bolivya topraklarına girilince, çabucak olmasa bile, karaya ayak attıktan birkaç gün sonra yardım görüleceği kuşkusuzdu. Pampalar'a komşu bu kıyılarda çekinilecek kadar kötü durumlarla karşılaşmak da akla yakındı. Ama şu sırada karaya ayak basmaktan başka hiçbir şey söz konusu olamazdı.
    Karşıdaki kıyıların bütün ayrıntılarını görmek için hava oldukça duruydu. Kumsalın ön bölümünü, arkasını çevreleyen dik kayalıklar ve enginde yığın yığın ağaçlan açıkça görmek olanağı vardı. Üstelik Briant, kıyının sağında bir dere ağzını görebiliyordu.
    Bu kıyının çekici hiç bir görünümü yoktu. Ama bir örtüyü andıran sık yeşillik, buranın verimli bir yer olabileceğini gösteriyordu. Kayalıkların öte yanında, enginden gelen rüzgârlardan korunan ve daha uygun toprak bularak gelişmiş bitkisel yaşamın varlığından' da kuşku duyulamazdı.
    Kıyının bu bölümünde insan adına bir şey görünmüyor gibiydi. Ne ev, ne de kulübe vardı. Dere ağzında bile bir yapı göze çarpmıyordu. Yerliler —eğer varsa— belki batı rüzgârlarının sert saldırısından pek fazla etkilenmeyen iç bölümlerde yaşamayı yeğlemiş olabilirlerdi!
    Briant, dürbününü indirerek:
    "En hafif bir duman bile göremiyorum" dedi.
    Moko:
    "Kumsalda tek kayık yok!" diye ekledi.
    Doniphan da şöyle konuştu:
    "Liman olmadığına göre, kumsalda kayık nasıl bulunur?"
    Gordon:
    "Kayık bulunması için limana gerek yok" dedi, "Balıkçı kayıkları bir ırmak ağzında kendilerine barınabilecek bir yer bulabilir. Fırtınanın onlan içeri çekilmeye zorunlu kılması da akla yakındır."
    Gordon'un düşüncesi çok yerindeydi. Bununla birlikte, ne olursa olsun, ortada hiç bir kayık görünmediğine göre, bu kıyıda kesinlikle insan bulunmadığı anlaşılıyordu. Acaba bu gençler, birkaç haftalık bir süreyi burada geçirmek zoruda kalsalar, oturmaya elverişli bir ortam bulabilecekler miydi? işte, her şeyden önce uğraşılması gereken sorun, buydu!
    Sular azar azar çekiliyor; bu çok ağır çekilişin bir nedeni olması gerekiyordu. Çünkü rüzgâr, kuzey batıya doğru esmek eğilimi gösteriyor, ama suların bu alçalışından etkilenerek iskele tarafında aşılmaya uygun bir geçit sağlanıncaya dek hazırlıklı bulunmak gerekiyordu.
    Saat, yediye yakındı. Herkes, denizin elverişli bir zamanında karaya çıkmak amacıyla gerekli eşyaları yatın güvertesine yığmaya çalışıyordu. Küçükler de, büyükler de bu işe koyulmuşlardı. Gemide konserve, peksimet, tuzlu et ve benzerleri gibi bir yığın yiyecek vardı. Tüm bu eşya, büyüklerle birlikte dışarı çıkarılmak amacıyla denkleniyordu. Ama bu taşıma işinin gerçekleşebilmesi için kayaların meydana çıkması ve üzerlerinin kuru olması gerekecekti.
    Briant'la Gordon, denizi iyice gözlüyorlardı. Rüzgârın yönünü değiştirmesiyle birlikte havada bir durgunluk sezilir gibi oldu ve suların kaynaşması durulmaya başladı. Suların alçalmasıyla kayaların üstleri göründü. Gemi, suların bu alçalmasından etkilenerek iskele yanına daha çok yattı. Bu yatışın fazlalaşmasından korkulabilirdi. Çünkü çocukların tekneden ayrılmalarından önce sular içeri girerse durum, çok tehlikeli olabilirdi.
    Gemi sandallarının fırtına sırasında denize uçması ne kadar kötüydü! Tüm çocukları içine alabilecek bu sandallarla karaya çıkmak çok kolay olacaktı. Sandallar, geminin karayla bağlantısını sağlayabilir ve bütün eşya kıyıya taşınabilirdi. Yakın bir fırtınada "Sloughi" parçalanırsa, döküntüleri ne işe yarayacaktı? Bunlar kulanılabilecek miydi? Denizden nasıl toplanacaktı? Gemideki yiyecekler zarara uğramayacak mıydı? Gençler bu durumda şu kara parçasının yiyecek kaynaklarına gereksinme duymayacaklar mıydı?...
    Kurtarma işlemini yapmak için elde hiç sandal bulunmaması, gerçekten yerinmeye değer bir durumdu.
    Birdenbire baş taraftan çığlıklar koptu. Baxter çok önemli bir şey bulmuştu. Yitirildiği sanılan bole; cıvadra altına takılıp kalmıştı! Bu bot, ancak beş altı kişiyi taşıyabilecek büyüklükteydi. Güverteye getirilip incelendikten sonra, işe yarayacağı anlaşıldı. Sular, kayalıkları ayakla aşmaya elverişli olursa, bole kullanılabilirdi. Şimdi suların en aşağı düzeye inmesini beklemek zorunluğu vardı. Sorun, Briant'la Doniphan arasında sert bir tartışmaya yol açtı.
    Doniphan, Wilcox, Webb ve Cross; botla denize atlamaya hazırlanıyorlardı. Bu sırada Briant, yanlarına geldi:
    "Ne yapmak istiyorsunuz?" diye sordu.
    Wilcox, karşılık verdi:
    "Bu, bizi ilgilendiren bir iş!"
    "Bu sandala mı bineceksiniz?!
    "Evet.. Bize engel olmazsın ya!"
    "Ben engel olacağım gibi, geride bırakmak istediğin arkadaşlar da engel olacaklardır!"
    "Bırakmak mı?... Bunu da nereden çıkarıyorsun? Ben, hiç kimseyi bırakmak istemem, anlıyor musun? Biz, bir kez kumsala çıkalım, içimizden biri size geri getirir."
    Kendini güçlükle tutan Briant:
    "Ya geri gelmezse?" diye bağırdı, "Ya bot şu kayaların üstünde delinirse?.."
    Briant'ı eliyle iten Webb:
    "Haydi binelim, durmayalım!" dedi.
    Sonra Wilcox ve Cross'un yardımıyla kayığı, denize indirmek amacıyla kaldırdı.
    Briant, kayığı tutarak:
    "Binmeyeceksiniz!" dedi.
    Doniphan:
    "Binip binmeyeceğimizi görürüz!" diye karşılık verdi.
    Ortak çıkarları uğruna karşı durmaya iyice karar veren Briant:
    "Binmeyeceksiniz!" diye yineledi. "Sular, kıyıya kadar gitmeye elverdiği zaman bota önce küçükler binecek."
    Kızgınlığı artan Doniphan, bağırdı:
    "Bizi rahat bırak! Sana yine söylüyorum, Briant! Yapmak istediğimiz şeyi önleyemezsin!"
    Briant, yüksek sesle karşılık verdi:
    "Ben de sana yeniden söyleyeyim: Bunu önleyeceğim, Doniphan!"
    fki genç çocuk, neredeyse birbirlerinin üstüne atılacaktı. Bu kavgada Wilcox, Webb ve Cross, hiç kuşkusuz Doniphan'ın yanını tutacak; Baxter, Service ve Garnett de Briant'ın yanında yer alacaklardı. Bu olayın çok acı sonuçlar vermek üzere alevleneceği sırada Gordon, araya girdi.
    Yaşça daha büyük ve sezgileri güçlü olan Gordon, böyle bir tartışmanın vereceği kötü sonucu çabucak kavradı; Briant'ın görüşünü benimseyerek işi tatlıya bağlamak istedi:
    "Haydi haydi!" dedi, "Biraz sabır... Doniphan, çok iyi görüyorsun ki, deniz şimdi de serttir. Botu kaybetme tehlikesi var."
    Doniphan, bağırdı:
    "Briant'ın bize kafa tutmasını istemiyorum. Bir süreden beri böyle bir tutum takınmayı alışkanlık edindi!"
    Cross'la Webb:
    "Hayır hayır, dinlemeyin onu!" dediler.
    Briant, karşılık verdi:
    "Ben, hiç kimseye kafa tutmak amacında değilim. Ama ortada hepimizin çıkarını ilgilendiren bir sorun olunca, hiç kimseyi dilediği gibi davranmakta özgür bırakamam!"
    Doniphan:
    "Bu işi biz de senin kadar düşünürüz! Bir kez karaya çıkalım da..." dedi.
    Gordon:
    "Yazık, şimdilik olmayacak, sırası değil" dedi, "İnatçılık etme, Doniphan... Botu kullanmak için uygun zamanı bekleyelim."
    Gordon, birçok kez olduğu gibi, Doniphan'la Briant arasında uzlaştırıcı bir tutum içindeydi; arkadaşları da onun düşüncesini benimsiyorlardı.
    Sular, biraz alçalmıştı. Acaba kayalıklar arasında bir geçit var mıydı? Bu, bir an önce anlaşılması gerekli çok önemli bir konuydu.
    Briant, pruva direğinden kayaların durumunu anlayabileceğini düşünerek, yatın baş tarafına doğru yürüdü; sancak tarafı çarmığım tuttu ve bilek gücüyle direğin tepesine dek yükseldi.
    Kayalardan oluşan yatak arasında, botla kumsala çıkmak girişiminde bulunursa, izlenmeye elverişli bir geçit vardı. Ama, o saatte kayaların üstünde çatlaklar ve su çevrintileri olduğundan, bu geçitten başarıyla geçmek, pek olabilecek bir iş değildi. Geçmeye kalkışılırsa, kayalardan birinin üstüne oturmak ve kayığı bir saniyede delmek de vardı. Kısacası suların çekilmesi ve uygun bir geçit sağlaması için gerekli zamanı beklemek, çok daha iyi olurdu.
    Briant, kıyının durumunu iyice incelemeye koyuldu. Dürbününü kumsal boyunca ve kayalıklarda dolaştırdı. Kıyı, birbirinden sekiz dokuz millik bir uzaklıkla ayrılan iki yüksek burun arasında, insan yaşantısından kesinlikle uzak gibi görünüyordu.
    Briant, yarım saat kadar gözlem yaptıktan sonra aşağı indi; gördüklerini arkadaşlarına anlattı.
    Doniphan, Wilcox, Webb ve Cross, hiçbir şey söylemeden, Briant'ı dinliyormuş gibi göründüler. Oysa Gordon, bu sözlere ilgi göstererek:
    "Briant" dedi, "Gemi oturduğu zaman saat aşağı yukarı altı değil miydi?"
    Briant:
    "Evet" diye karşılık verdi.
    "Denizin alçalması için ne kadar zaman gerekir acaba?"
    "Sanırım, beş saat... Öyle değil mi, Moko?"
    Miço, karşılık verdi:
    "Evet... Beş altı saat kadar..."
    Gordon:
    "Öyleyse, kıyıya çıkma girişiminde bulunmak için en elverişli zamanın on bire doğru olması gerek" dedi.
    Briant:
    "Ben de öyle hesapladım."
    Gordon, sözlerini sürdürdü:
    "Zamanı gelince, girişimde bulunmaya hazırlıklı olalım ve biraz bir şey yiyelim. Eğer denize atlamaya zorunlu kalırsak, bu işi hiç olmazsa yemekten birkaç saat sonra yapmış oluruz."
    Bu düşünceli çocuktan, pek doğal olarak, böyle yerinde bir görüş beklenirdi. Konserve ve peksimetlerden oluşan kahvaltı işiyle uğraşıldı. Briant, küçüklere çok iyi bakıyor, yiyeceklerine özen gösteriyordu. Jenkins, İverson, Dole, Costar: yaşlarının gereği, doğal bir ilgisizlikle sessizliğe bürünüyor; zorlamaya gerek kalmadan yemeklerini yiyorlardı. Gerçekte, bir şey yemek zorunluğundaydılar; çünkü yirmi dört saatten beri ağızlarına bir lokma koymamışlardı.
    Yemek iyi geçmiş, biraz su katılarak hafifletilen bir iki yudum brendi, güçveren iç açıcı bir içki olmuştu.
    Yemekten sonra Briant, geminin baş tarafina gitti; dirseklerini küpeşteye dayayarak kayalıkları gözlemeye koyuldu.
    Deniz suları ne kadar da ağır alçalıyordu! Bununla birlikte, su yüksekliğinin gittikçe alçaldığı, daha belirli görülüyordu. Çünkü yatın eğikliği fazlalaşmıştı. Acaba, suyun kayalığı meydana çıkaracak kadar alçalması umut edilebilir miydi?.. Moko, bunu düşünmüyor; hiç kimseyi ürkütmemek amacıyla konuyu Briant'a gizlice söylemek zorunda olduğunu sanıyordu.
    Briant, bu konu üzerinde Gordon'la görüşüyor, ikisi de rüzgârın biraz kuzeye doğru geçmesi ile denizin alçalmasının durduğunu anlıyorlardı.
    Gordon:
    "Ne yapacağız?" diye sordu.
    Briant:
    "Bilmiyorum, bilmiyorum..." diye karşılık verdi "Büyük adam gibi olmanın çok gerekli bulunduğu bir sırada bir şey bilmemek, çocuklar gibi davranmak, ne büyük bir yıkım!"
    Gordon:
    "Zorunluk, bize her şeyi öğretecek" dedi, "Umudumuzu yitirmeyelim, Briant! Ve tedbirli davranalım!"
    "Evet, tedbirli davranalım, Gordon! Suların yeniden yükselmesinden önce çıkamaz ve bir gece daha gemide kalmak gerekirse, yok olur gideriz!"
    "Çok yerinde düşünüyorsun. Çünkü yat, parça parça olur. Her ne karşılığında olursa olsun, gemiden ayrılmalıyız."
    "Evet; bize neye patlarsa patlasın, böyle yapmalıyız, Gordon!"
    "Acaba bir sal yapamaz mıyız?"
    Briant, karşılık verdi:
    "Ben de bunu düşündüm, Gordon. Ne yazık ki, fırtına sırasında tahtadan ne var ne yoksa, tümü gitti... Sal yapmaya kalkışmak için küpeşteleri de parçalamak düşünülebilir ama, böyle bir işe girişmeye zamanımız yok! Şimdi elimizde bir yole kalıyor.. Onu da kullanmak olanağı yok. Çünkü deniz çok sert... Bana kalırsa, yapılacak tek iş, kayalık üzerinden ince bir halat uzatmak ve ucunu bir kayaya bağlamak... Böylece belki kumsala ulaşabiliriz!"
    "Halatı kim götürecek?"
    Briant, çabucak karşılık verdi:
    "Ben!"
    "Sana yardım edeceğim!"
    "Hayır, istemem.. Ben yalnız giderim."
    "Bottan yararlanmayacak mısın?"
    "Botu kullanmak, onu yitirmeyi göze almak demektir, Gordon. Son umut olarak onu elde bulundurmak, kuşkusuz daha iyi!"
    Bununla birlikte Briant, bu tasarıyı uygulamaya koymadan önce, akla gelebilecek her türlü tehlikeye karşı hazırlıklı bulunmak amacıyla, çok ölçülü davranmak istiyordu.
    Gemide birkaç can yeleği vardı. Briant, bunları zaman geçirmeden küçüklere giydirdi. Suların daha ayak basılamayacak kadar derin olması ve bu durumda gemiden ayrılmak zorunluğunun başgöstermesi karşısında can yeleği, küçükleri boğulmaktan kurtaracaktı. Büyükler de bir elle ipe tutunarak, öbür elle çocukları sulara bırakmamaya çalışarak, kıyıya varmayı deneyeceklerdi.
    Saat, onu çeyrek geçiyordu. Kırk beş dakikaya kalmadan sular en alt seviyeye inmiş olacaktı.
    Gemide, yedekte getirilecek tekneler için kullanılan bir sürü ip vardı. Briant, uygun gördüğü orta kalınlıktaki bir ipi seçti; üstündeki giysileri çıkardıktan sonra ipin bir ucunu beline sardı.
    Gordon:
    "Haydi çocuklar!" diye bağırdı, "İpi tutmak için yan tarafa gelin!"
    Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb, önemini çok iyi anladıkları böyle bir işde yardımcı olmaya karşı çıkamazlardı; Briant'ın gücünü kesmemek için yavaş yavaş bırakılması gereken ipi tutmaya hazırlandılar.
    Briant, denize atlayacağı sırada, kardeşi ona yaklaştı.
    Briant:
    "Korkma, Jacques, korkma! Bir şey yok!" dedi.
    Birkaç saniye sonra suların üstünde rahatça yüzen Briant'ın bedeni görüldü.
    Deniz durgundu ama, Briant'ın işi yine de zordu. Çünkü ölü deniz; kayalıklara sert çarpıyor; akıntılar ve karşı akıntılar, gözüpek çocuğun dümdüz ilerlemesini önlüyordu.
    Bununla birlikte arkadaşları, ipi düzenle salıveriyorlardı. Briant, yavaş yavaş kıyıya yaklaşıyor, ama daha gemiden uzaklaşmadan gücünün azalmaya başladığı açıkça görülüyordu.
    Briant, sol yana geçmek için çok fazla çaba harcıyor, ama sonuçsuz kalıyordu. Gerçekte, en güçlü bir yüzücünün bile bu su çevrintisini geçmeyi başarabileceği kuşku götürürdü. Suların akıntısına kapılan Briant, su çevrintisinin ortasına doğru gidiyor, suyun gücüne dayanmaya çalışıyordu. Tam bu sırada da suların içinde kaybolur gibi oldu:
    "Çekin!.. İpi çekin!" diye bağırabildi.
    Gemideki çocukların korkusu son kerteye çıkmıştı.
    Gordon, soğukkanlı bir davranışla:
    "Çekin!" buyruğunu verdi.
    Arkadaşları, Briant'ın uzun süre bu durumda kalarak boğulmasını önlemek için çabucak ipe sarıldılar. Briant, baygın bir durumda güverteye çekildi. Bir süre sonra da kardeşinin kollan arasında kendine geldi.
    Kayaların üstüne ip uzatmak çabası, böylece başarısızlığa uğramıştı. Biraz başarılı olacağı düşünülse bile artık bu girişim yinelenemezdi. Zavallı çocuklar, şimdi beklemek zorundaydılar.. Ama, neyi bekleyeceklerdi?.. Bir yardım mı gelecekti? Böyle bir yardım nereden gelebilir ve onların yardımına kim koşabilirdi?
    Saat, öğleyi geçmişti. Suların yeniden yükselişi seziliyor, dalgalar büyüyordu. Eğer rüzgâr kıyıdan engine doğru eserse, geminin oturduğu kayalıktan kalkması gibi bir tehlike de vardı; omurga yine kayalara çarpar ve tekne devrilirdi. İşte o zaman da hiç kimse sağ kalamazdı!
    Tümü geminin kıç tarafında bulunuyor; çevreleri büyüklerle dolan küçükler, kaya uçlarının birbiri arkasından suların altında yitişine ve hiç durmadan kabaran denize bakıyorlardı. Ne yazık ki, rüzgâr batıdan esiyor ve bir gece önceki gibi kıyıyı aralıksız dövüyordu. Suların derinleşmesiyle irileşen, yükselen dalgalar, "Sloughi"nin gövdesini sarsıyor ve geminin bu duruma dayanamayacağı anlaşılıyordu. Artık kazaya uğrayan gençlerin yardımına koşmak, yalnız Tanrı'ya kalıyor; çocukların dinsel yakarışları, korku çığlıklarına karışıyordu.
    Bu sırada, açıktan gelen köpüklü bir dağ, teknenin ötesinde dikildi. Dalga bir sel korkunçluğuyla geldi, kayalığı olduğu gibi kapladı; "Sloughi'yi kaldırdı, hiçbir yere çarptırmadan, kayalann üstünden aşırarak sürükledi.
    Tekne birkaç saniyelik sürede bu görkemli su yığınının kaynaşması içinde, kumsalın ortasına gömüldü.
    Deniz, geri çekildiği zaman, uzun kumsala çakılmış ve kıpırdamayan gemi orada duruyordu.