26
Televizyon - Çikolata Odası



    Charlie ve Büyükbaba Joe ile birlikte Teavee ailesi asansörden çıkıp odaya girdiler. Oda öylesine göz kamaştırıcı parlaklıkta ve beyazlıktaydı ki hepsi acıyla gözlerini kapattılar ve durdular. Bay Wonka hepsine birer siyah gözlük verdi ve şöyle dedi, «Çabuk gözlükleri takın! Bu odada kaldığınız sürece ne yaparsanız yapın, ama sakın bunları gözünüzden çıkarmayın. Bu ışık gözlerinizi kör edebilir!»
    Charlie siyah gözlükleri gözlerine takar takmaz, rahatlıkla çevresine bakmaya başladı. Dar ve uzun bir oda gördü. Odanın her yanı beyaza boyanmıştı. Döşeme bile beyazdı ve yerde en ufak bir toz bile yoktu. Tavandan aşağıya kocaman lambalar sarkıyordu ve odayı parlak mavi-beyaz ışığa boğuyordu. Dipteki köşeler dışında oda bomboştu. Bu köşelerden birinde tekerlekli kocaman bir kamera duruyordu. Sanki bir Umpa-Lumpa ordusu kameranın çevresini sarmış, ek yerlerini yağlıyor, vidalarını sıkıştırıyor ve büyük cam merceklerini parlatıyorlardı. Umpa-Lumpaların hepsi olağanüstü biçimde giyinmişti. Başlarına taktıkları miğferin ve pilot gözlüklerini andıran gözlüklerinin tamamladığı parlak kırmızı uzay giysileri vardı üstlerinde ve en ufak bir ses bile çıkarmadan çalışıyorlardı. Onları izlerken Charlie, garip bir tehlikenin varolduğu duygusuna kapıldı. Yapılan bu işte bir tehlike vardı ve Umpa-Lumpalar bunu biliyorlardı. Aralarında ne konuşuyorlar, ne de şarkı söylüyorlardı. Büyük siyah kameranın çevresinde çok yavaş ve dikkatle hareket ediyorlardı.

    Odanın öbür köşesinde, hemen hemen kameradan elli adım ötede, bir tek Umpa-Lumpa (o da uzay giysileri içinde) siyah bir masada oturmuş, çok geniş bir televizyon ekranına bakıyordu.
    «Haydi gidiyoruz!» diye bağıran Bay Wonka heyecanla yerinde zıplıyordu. «En son ve en büyük buluşum - Televizyon Çikolata'nın Deneme Odası.»
    «Ama Televizyon Çikolata da ne demek oluyor?» diye sordu Mike Teavee merakla.
    «Tanrı aşkına, sözümü kesme çocuk!» dedi Bay Wonka. «Bu sistem, televizyon ile işler. Ben, televizyon sevmem. Az izlenmesi gerektiğini sanıyorum, ama çocuklar maalesef gözlerini ayıramıyorlar ondan. Bütün gün ekranın karşısında hiç kımıldamadan oturabiliyorlar...»
    «Ben de!» dedi Mike Teavee.
    «Kes sesini!» dedi Bay Teavee.
    «Teşekkür ederim,» dedi Bay Wonka. «Şimdi size akıllara durgunluk veren televizyonumun nasıl çalıştığını göstereceğim. Ama her şeyden önce sıradan bir televizyonun nasıl çalıştığını biliyor musunuz? Çok basit. Bir tarafta, resimlerin çekildiği büyük bir sinema kamerası vardır ve herhangi bir şeyin filmini çekmeye başlarsınız. Sonra bu fotoğraflar göremeyeceğiniz kadar küçüklükte milyonlarca parçalara ayrılır ve bu küçük parçalar elektrikle gökyüzüne fırlatılır. Bu milyonlarca küçük parçalar herhangi birinizin evinin damındaki antene çarpıncaya kadar gökyüzünde dolaşır durur. Sonra televizyonun arkasına giden tellerden aşağıya kayar ve sonra (tıpkı küçük parçalardan oluşan bilmece gibi) yerli yerine yerleşinceye kadar bu milyonlarca küçük parçacıkların her biri ordan oraya gider gelir ve birden! - ekranda fotoğraf belirir...»
    «Anlattıklarınızın hepsi doğru değil,» dedi Mike Teavee.
    «Kulaklarım biraz ağır işitiyor,» dedi Bay Wonka. «Söylediğin her şeyi duyamazsam beni bağışla.»
    «Aslında, tam böyle çalışmaz, dedim!» diye bağırdı Mike Teavee.
    «İyi bir çocuksun,» dedi Bay Wonka, «ama çok konuşuyorsun. Şimdi! İlk kez sıradan bir televizyonun çalışmasını gördüğümde aklıma parlak bir fikir geldi. Birden şöyle dedim kendi kendime, 'eğer insanlar bir fotoğrafı milyonlarca parçaya ayırıp gökyüzüne yolluyor ve başka bir yanda hepsini yeniden biraraya getirebiliyorlarsa, neden ben bunu bir çikolataya yapamayayım? Neden koca bir çikolata parçasını milyonlarca parçaya ayırıp havaya yollayamayayım ve sonra başka bir yerde bu parçaları yenebilecek halde yeniden biraraya getiremeyeyim?»
    «Olanaksız!» dedi Mike Teavee.
    «Öyle mi düşünüyorsun?» diye bağırdı Bay Wonka. «Öyleyse, iyice izle! Şimdi -televizyon aracılığıyla - en iyi çikolatalarımdan birini bu odanın bir ucundan öbür ucuna göndereceğim! Hazır olun! Çikolata gelsin!»
    Hemen o an, altı Umpa-Lumpa omuzları üstünde Charlie'nin o güne dek gördüğü en büyük çikolata parçasını taşıyarak ileri doğru yürümeye başladılar. Çikolatanın boyutları, hemen hemen evinde uyuduğu yatak kadardı.
    «Çikolata büyük olmalı,» diye açıkladı Bay Wonka, «çünkü televizyonla gönderdiğiniz her şey geri geldiğinde biraz küçülmüş olarak gelir. Dahası sıradan bir televizyonla bile, büyük bir adamın fotoğrafını çektiğinizde, ekrana geldiği zaman boyu bir kalemden daha büyük olamaz, değil mi? Başlıyoruz, hazır olun! Hayır, hayır! Durun! Mike Teavee, sen, geri dur! Kameraya çok yakınsın! Kameradan tehlikeli ışıklar çıkacak. Bir saniyede milyonlarca küçük parçaya ayrılırsın! İşte bu nedenle Umpa-Lumpalar uzay giysileri giyiyorlar. Bu giysiler onları koruyor. Tamam! Şimdi daha iyi. Düğmeye basın!»
    Umpa-Lumpalardan biri elini uzattı ve düğmelerden birine bastı.
    Gözleri kör edecek kadar kuvvetli bir ışık parladı.

    «Çikolata kayboldu!» diye bağıran Büyükbaba Joe kollarını sallıyordu.
    Haklıydı Büyükbaba Joe! Koskoca çikolatanın tümü havada yitip gitmişti.
    «Tamam!» diye bağırdı Bay Wonka. «Şimdi başınızın üstünde havada milyonlarca parçalar halinde uçuyor. Çabuk! Buraya gelin!» Geniş televizyon setinin durduğu odanın öbür ucuna doğru hızla koştu ve öbürleri de onu izlediler. «Ekrana bakın!» dedi. «Geliyor! Bakın!»
    Ekranda bir ışık titredi ve aydınlandı. Sonra birdenbire, ekranın tam ortasında bir çikolata parçası belirdi.
    «Alın!» diye bağırdı Bay Wonka, giderek daha çok heyecanlanarak.
    «Nasıl alınır?» diye sordu Mike Teavee gülerek. «Bu yalnızca televizyon ekranında bir resim.»
    «Charlie Bucket!» diye bağırdı Bay Wonka. «Sen al! Uzan ve yakala!»
    Charlie elini uzattı ve ekrana dokundu ve birden ekrandaki çikolata avucuna geldi. O kadar şaşırmıştı ki neredeyse çikolatayı yere düşürecekti.
    «Ye!» diye bağırdı Bay Wonka. «Haydi ye! Göreceksin çok nefis! Demin gördüğün aynı çikolata! Yalnızca yolculuk sırasında küçüldü, hepsi bu.»
    «Harika bir olay!» diye fısıldadı Büyükbaba Joe. «Bir... bir... bir efsane!»
    «Bir düşünün,» dedi Bay Wonka, «bunu ülkenin her yanında kullandığımda... evinizde oturmuş televizyon izliyorsunuz ve birden reklamlar başlıyor ve bir ses şöyle diyor, 'WONKA'NIN ÇİKOLATALARINI YİYİN! DÜNYANIN EN İYİ ÇİKOLATALARI! EĞER BİZE İNANMIYORSANIZ, KENDİNİZ TADIN - ŞİMDİ!' Ve siz yalnızca uzanıyor ve bir tane alıyorsunuz? Nasıl?»
    «Harika!» dedi Büyükbaba Joe. «Böyle bir buluş dünyayı değiştirir!»

[Önceki: 25. Büyük Cam Asansör]    -    [Sonraki: 27. Mike Teavee Televizyonla Gidiyor]