13
Büyük Gün Geliyor



    Büyük günün sabahında pırıl pırıl bir güneş vardı, ama yerler hâlâ bembeyaz karla örtülüydü, hava da çok soğuktu.
    Wonka'nın fabrikasının kapısı dışında, beş şanslı bilet sahibinin içeri girişini seyretmek için korkunç bir kalabalık toplanmıştı. Heyecan doruk noktasındaydı. Saat on olmak üzereydi. İnsanlar birbirlerini itiyor ve bağırıyorlardı. Kolkola girmiş polisler kalabalığı kapıdan uzak tutmaya çalışıyordu.
    Tam kapının yanında, polisin kalabalıktan koruduğu beş ünlü çocuk ile onlarla birlikte gelenlerden oluşan küçük bir grup vardı.
    Uzun boylu ve kemikli Büyükbaba Joe hemen aralarından farkediliyordu. Hemen yanında ise Büyükbabasının eline sımsıkı yapışmış Charlie Bucket vardı.
    Charlie dışında bütün çocuklar anne ve babalarıyla birlikte gelmişlerdi. İyi ki onlar da vardı, yoksa iş çığırından çıkardı. Çocuklar içeri girmek için çok istekliydiler. Aileleri ise kapılara tırmanmalarını engelliyordu. «Sabırlı olun!» diye bağırdı babalar. «Uslu durun! Daha vakit gelmedi! Saat 10 olmadı!»
    Charlie Bucket, arkasındaki kalabalığın birbirini iterek ünlü çocuklara bir gözatmak için bağırdıklarını duyuyordu.
    «Şu Violet Beauregarde!» diye birinin bağırdığını duydu. «Evet, evet o! Yüzünü gazetelerden hatırlıyorum!»
    «Bak görüyor musunuz?» diye bağırdı bir başkası. «Üç aydır ağzından çıkarmadığı o korkunç çikleti hâlâ çiğniyor! Çenesine bakın! Hâlâ açılıp kapanıyor!»
    «Şu koca şişko oğlan kim?»
    «O Augustus Gloop!»
    «Evet o!»
    «Amma da iri, değil mi?»
    «Acayip bir şey!»
    «Şu şapkasının siperliğinde madenden Yalnız Kovboy'un resmi olan çocuk da kim?»
    «O Mike Teavee! Televizyon hastası!»
    «Deli olmalı! Şu her tarafına astığı tabancalara bakın!»
    «Görmek istediğim tek kişi Veruca Salt!» diye bağırdı kalabalığın içinden biri. «O kızın babası yarım milyon tane şeker almış ve sonra yerfıstığı fabrikasındaki işçilere Altın Bileti bulana kadar şekerleri açtırmış! Kızının her isteğini yaparmış! Ama her istediğini! Kız yalnızca bas bas bağırırmış ve isteği hemen olurmuş!»
    «Ne korkunç, değil mi?»
    «Ben buna iğrenç derim.»
    «Acaba o kız hangisi?»
    «İşte şu! Sol tarafta duran! Sırtında gümüş renkli vizon kürk olan küçük kız!»
    «Charlie Bucket hangisi?»
    «Charlie Bucket mı?»
    «Şu iskelete benzeyen yaşlı adamın yanındaki sıska çocuk olmalı. Bize yakın duran. Şurda. Gördün mü?»
    «Bu soğuk havada neden üstüne palto giymemiş acaba?»
    «Bana ne soruyorsun. Belki alacak paraları yok.»
    «Zavallı! Herhalde soğuktan donuyordur?»
    Bu sözleri söyleyenden birkaç adım ilerde duran Charlie, Büyükbaba Joe'nun elini biraz daha sıkı tuttu; yaşlı adam da Charlie'ye baktı ve gülümsedi.
    Uzak bir yerlerden kilisenin saati on kez çaldı.
    Büyük bir gıcırtıyla fabrikanın demir kapıları yavaş yavaş açılmaya başladı.
    Kalabalık birden sustu. Çocuklar zıplamayı bıraktı. Bütün gözler kapıya çevrildi.
    «İşte orada!» diye bağırdı biri. «İşte o, ta kendisi!»
    Ve gerçekten oydu!

[Önceki: 12. Altın Biletin Üstünde Ne Yazıyor?]    -    [Sonraki: 14. Bay Willy Wonka]