"Alamancı Aile"
(Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

1960 yılından sonra Türkiye'den Avrupa ülkelerine, özel-
likle Batı Almanya'ya çalışmak için giden ailelerin oranı gi-
derek artış göstermiştir. Bu işçi göçünün artış nedeni ise,
ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra hızla sanayileşen, ekono-
mik büyümeye uğrayan Avrupa ülkelerinin işgücü gereksi-
nimini karşılamaktır.1 Dışarıya işçi göndermekle, Türki-
ye'nin çeşitli yararlar sağlayacağı düşünülmekteydi. Özellik-
le niteliksiz işçilerin eğitimini sağlamak, ülke içindeki iş-
sizliği geçici olarak gidermek ve döviz elde etmek gibi.
Kuşkusuz, bunların bir kısmı gerçekleşmiştir.

1980'li yıllardaysa Alman ekonomisindeki gerileme,
enflasyon, artan işsizlik, yabancı işçilerin aleyhine olmuş
ve onların ülkelerine geri dönmeleri için politikalar gelişti-
rilmiştir. Dönüş primi ödenmesi, yabancı düşmanlığının

l    M. Tezcan, Yurt Dışından Dönen Çocukların Uyum Sorunları, s. 1.

174

Türk Aile Antropolojisi Araştırmaları

artışı, çocukların eğitim durumunun sorunlu olması gibi
nedenlerle Türk işçi ailelerinin önemli bir bölümü Alman-
ya'dan kesin dönüş yapmışlardır.2

Almanya'ya giden ailelere halk arasında "Alamana"
denmiş ve bu kavram yerleşmiştir. Böylece Alamancı Aile
denilen yeni bir tür aile ortaya çıkmıştır.

"Alamancı Aile", Avrupa ülkelerine işçi olarak çalış-
mak için gitmiş ve yurda kesin dönüş yapmış ya da yapma-
mış olan işçilerin oluşturduğu bir aile türüdür.3

Hatta Almanya'dan değil de Fransa, Hollanda, Belçika,
Avusturya'dan dönseler bile onlara da Alamancı denmiştir.

Açıklamalarımız, 1986 yılında kesin dönüş yapmış ai-
lelerin lise çağındaki çocukları üzerinde yaptığımız bir
araştırmanın sonuçlarına ve yurdun çeşitli yörelerinde bu
aileler üzerinde yaptığımız gözlemlerimize dayandırılmış-
tır. Ayrıca literatürden de yararlanılmıştır.

Bu bölümde bu tür ailenin özellikleri üzerinde duraca-

giz-

A. Alamancı Ailenin Çocuklarının Değer Yargılan

Liseye giden Almancı ailelerin çocukları üzerinde Ankara
liselerinde yaptığımız araştırmada aşağıdaki sonuçlar elde
edilmiştir:

Mühendislik, mimarlık, doktorluk, hukukçuluk gibi
geleneksel yükseköğrenimi gerektiren meslekler gençler
tarafından tercih edilmiştir.

Almanca dil bilgilerini kullanacakları bazı meslekleri
tercihleri de ilginçtir. Örneğin "öğretmenlik" (Almanca
öğretmenliği) bu gençlerde önemli bir oranda tercih edil-
miştir. Oysaki yerli öğrencilerimizde öğretmenlik artık ter-
cih nedeni değildir. Bu nedenle üniversitelerde Alman filo-

2    M. Tezcan, age, ss. 13-14.

3    1. Yasa, Yurda Dönen işçiler ve Toplumsal Değişme, s. 183.

ft/

"Alamana Aile" (Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

175

lojisi bölümlerine bu gençler daha çok gidiyorlar.

Yine, Almanca dil bilgilerini kullanacakları turist reh-
berliği, çevirmenlik, hosteslik de tercihlerde belirli oran-
larda yer almıştır.4

Gençlerin Türkiye'de katı disiplin kurallarına uyum-
suzluk gösterdikleri en belirgin alanlardan biridir. Bunlar:
okulda sıra olmak, forma giymek, giyimin yöneticilerce
denetimi, katı öğretmen ve okul yöneticisi davranışları gi-
bi noktalarda kendisini göstermektedir. Evde ise, aile için-
deki kısıtlamaların aşırılığından yakmılmaktadır. Gençler,
Alman ailelerindeki hoşgörü, disiplin azlığı, aile üyelerinin
bağımsızlığını beğenmişler.5

Gençlerin, hayatta en çok doyum sağlayacakları şeyin
mesleklerinden sonra ülkelerine hizmet edecekleri ve ül-
kelerinde yaşamak istedikleri, onların milliyetçi tutumları-
nı göstermektedir.6

Gençlerin yarısından fazlası dinsel kurallara uyum ko-
nusunda "kısmen" yanıtını vermişlerdir. Üçte biri ise, kızı-
nın Müslüman olmayan birisi ile evlenmesine "hayır" de-
mektedir.7 Görüldüğü gibi, dinsel tutumlar kaybolmuş
değildir.

Eğlence ve kız-erkek arkadaşlığı, gençlerin yurt dışın-
da edindikleri alışkanlıklar arasındadır. Bunların Türki-
ye'deki sınırlılığı onları rahatsız etmektedir.

Gençlerin Alınanlarda beğenmedikleri özellikler ola-
rak en çok, onların yabancı düşmanlığı tutumlarıdır. Bu
husus, gençlerin çağdaş değerleri benimsemesinin bir ka-
nıtıdır.8 Ayrıca, Almanların kadın-erkek ilişkilerindeki ser-
bestliği de önemli bir orandaki gençlerce onay görmemek-

4	M. Tezcan, age, ss. 23-24.

5	M. Tezcan, age, ss. 50.

6	M. Tezcan, age, ss. 55-56

7	M. Tezcan, age, s. 56.

8	M. Tezcan, age, s. 61.

176	Türk Aile Antropolojisi Araştırmaları

tedir.9 Yine, arkadaşlık ve komşuluk bağlarının zayıflığı,
maddeci oluşları da gençlerce onaylanmıyor. Onların içki-
cilikleri, bencillikleri, soğuk, içten olmayışları, kıskanç ol-
mayışları da gençlerimizce beğenilmemektedir.10

iyi eğitim görmüş olmak ve çalışkan olmak, gençlerce
hayatta başarılı olmanın şartıdır.11

Almanya'daki Türklerin kötü huylan olarak da, kural-
lara saygısızlık, temiz olmamak, kadınlara sarkıntılık, sal-
dırganlık, kavgacılık, dedikoduculuk, çıkarcılık belirtil-
miştir ki, bu hususlar, gençlerin çağdaş değerleri benimse-
melerinin bir göstergesidir. Gençlerin, toplum yaşamında
Almanların benimsedikleri örneğin düzenli trafik, kaliteli
mallar, açıksözlülük, temiz çevre gibi bazı değerleri de be-
ğendiklerini ifade etmeleri, onların çağdaşlığının bilinçli
olduğunu göstermektedir.

Türk karakter özelliği olarak gençler, sıcakkanlılık, sa-
mimilik, yardımseverlik, iyilikseverlik, yurtseverlik, cö-
mertlik, konukseverlik, ailesine düşkünlük ve gelenekçi-
lik12 gibi nitelikleri belirtmişlerdir ki bu hususlar, gençlerin
çağdaş değerler yanında milli değerleri de koruduğunun
bir başka göstergesidir.

Görüldüğü gibi gençler, çağdaşlık ve milli değerler
arasında kalmış durumdadırlar. Her ikisine de belirli ölçü-
lerde sahiptirler. Bu husus, onların farklı iki kültürde top-
lumsallaşmalarından kaynaklanmaktadır.

B. Ana-Babalann Değer Yargılan ve Uyum Sorunları

Birinci kuşak, yıllardır yurt dışında kalmış, onlar da belirli
ölçüde değişmişlerdir, ilk gittikleri gibi değiller kuşkusuz.
Bu nedenle kendi ülkelerinde yeniden uyum sorunuyla

9	M. Tezcan, Age, s. 61.

10	M. Tezcan, Age, s. 61.

11	M. Tezcan, Age, s. 62.

12	M. Tezcan, Age, s. 67.

"Alamana Aile" (Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

177

karşılaşıyorlar. Bu sorunlar nelerdir?

Öğrencilerin ana babalarının uyum sorunu olduğunu
söyleyenlerin oram, yarıdan fazlası. Bunların neler olduğu-
nu sorduğumuzda en önemli sorunların şunlar olduğunu
belirtmişlerdir: Çevre kirliliği, trafik düzensizliği, kalaba-
hklığı, gürültü, yolların bakımsızlığı, komşu edinememek,
çevre değişikliğinden yabancılık çekmek, hayat pahalılığı,
işsizlik, alışverişlerde aldatılma korkusu.13 Bunlar, gençle-
rin ana-babalarının Türkiye'deki karşılaştıkları sorunlar ve
uyum sağlayamadıkları hususlardır.

Başka bir araştırmada, ana-babaların karşılaştıkları
güçlükler olarak şu hususlar yer almıştır:14 iş bulma zorlu-
ğu, akrabalarla olumsuz ilişkiler, komşularla olumsuz iliş-
kiler, yerleşim ve konut, çocuk yetiştirme ve eğitimindeki
güçlükler, aile içi ilişkilerdeki güçlükler (eşiyle birbirlerin-
den psikolojik uzaklaşma).

C. Ailenin Yapısal ve Fonksiyonel Çözümlenişi

Kesin dönüş yapan Almancıların yerleştikleri yerler olduk-
ça farklı. Köye, kasabaya, ilçeye ya da büyük kente yerleş-
melerine göre ailenin yapısı ve işlevlerinde de farklılık gö-
rülmektedir. Örneğin köye yerleşenler geniş aile yapısını
sürdürmekte, diğer yerlere yerleşenler ise çekirdek aileye
dönüşmektedir. Sadece ana-baba ve çocuklardan oluşan
dar aile olmaktadırlar. Yalnız, tekrar köye dönenlerin sayı-
sının giderek azaldığını görüyoruz. Artık kasaba, ilçe, kent
ve büyük kentlere yerleşme daha fazla olmaktadır.

Köye Yerleşenler

Tekrar kendi köyüne dönenlerin uyum sorunları daha faz-
bıdır. Bunların her hareketi köylülerce yadırganmaktadır.

13    M. Tezcan, Age, s. 70.

14    F. Demiröz, Türkiye'ye Dönen Göçmen tşçi Ailelerinin Karşılaştıkları Güçlük-
ler.

178

Türk Aile Antropolojisi Arattırmaları

Esasen bu yüzden köyde uzun süre kalamayıp kente gitmek-
tedirler. Köydeki olanaksızlıklar, yaşam biçimi ve koşulları
onların köye yeniden uyumlarını zorlaştırmaktadır.

Ankara'da Ortaköy'e dönen bir köylü, döndükten son-
ra kimse ile iletişim kuramamış ve bir ay sonra kente git-
miştir. Köylüler, "ne olacak, Almanın ekmeğini yiyen de
Almanlaşır" diyerek onu dışlamışlardır. Bu sözle, onların
toplumsal ilişkilerden uzaklaşmış, maddeci değerleri be-
nimsemişlik ifade edilmektedir.

Özellikle dönen ailelerin gençleri köye uyumda çok
zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Örneğin, dönen gençlerin
sünnetsiz olabilecekleri düşünülmektedir. Uzun saçları ya-
dırganmaktadır. Kibar oluşları, kadınsı özellikler olarak ni-
telenmektedir. Bu konulan sayın Gülten Dayıoğlu, öyküler
halinde işlemiştir.15 Köyde tuvaletlerin berbatlığı, banyo
olanaklarının sınırlılığı, çocuğa dayak atılması, gençleri ra-
hatsız etmektedir.

Köyde genç, fırın olmadığı için alışamıyor. Ekmek çık-
mıyor. Ekmeğin evde yapılmasını yadırgıyor. Çeşmeden su
taşıyamıyor. Suyu evde olsun istiyor.

Köye yerleşenlerin çocukları köyün geleneklerini bil-
miyorlar. Sokakta genç bir kız, yaşlı ya da genç bir erkekle
konuşuyor. Gece yaşamı istiyor, kot giyinerek köyün için-
den geçiyor. Bütün bu durumlar köylülerce yadırganmak-
tadır.

Yazar Dayıoğlu'nun şu yargısında bir gerçeklik payı
olsa gerek:

"Köylümüz, Almancı kadınlara, kızlara yan duruyor.
Orda açık saçıklık var. Oğlan anaları Almanya'dan gelme
kızları 'Yüzleri yırtık, eyere semere gelmez, aşa işe yara-
maz, dil baş anlamaz' diye gelin etmek istemiyorlar."16

Kırsal kesime yerleşen kadınlar, eski giyimlerini tek-

15    G. Dayıoğlu, Geriye Dönenler.

16    G. Dayıoğlu, age, s. 91.

"Alamana Aile" (Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

179

rarlamak zorunda kalmaktadırlar. Şalvar giymek, örtü ör-
tünmek gibi. Oysa Almanya'daki gibi giyinseler, yadırgan-
maktadırlar. Fakat çevrenin giyimine ters düşenler, burnu
büyük, kendini beğenmiş denilerek çevrede dışlanmakta-
dırlar.

"Başlık parası" alma geleneğini yaygın olduğu köyler-
den kız alan Alamanalar, başlık parasının miktarının yük-
selmesine neden olmuşlardır. Örneğin, Kayseri Uzunyayla
köylerinde hiç çeyiz istemeden yüklü bir başlık parası ve-
rerek kız alan Alamanalar, çevredeki başlık parasını yük-
seltmişlerdir. Bu durum Nevşehir köylerinde de var. Al-
mancılar hem kıza önemli miktarda takı takmakta hem de
yüklü bir başlık vermektedirler.17

Konutlar

Almancı aileyi diğer yerli ailelerden ayıran en önemli gös-
tergelerden birisi, onların kendine özgü göz alıcı konut bi-
çimleridir. Köye ya da kasabaya, ilçeye yerleşenler, öncele-
ri gösterişli, büyük evler yapmışlardır. Öyle ki, uzaktan
bakıldığı zaman Almancı evi olduğu belli olmaktadır. Bu
evler, köyün ya da ilçenin geleneksel evlerinden oldukça
farklıdır, iki katlı, geniş bir alana yayılmış, yüksek çatılı,
sağlam yapılı, büyükçe, gösterişli, odaları geniş, kemerli
kapı ve pencereli, bahçeli bir evdir. Bahçesi taş duvarlarla
çevrilmiş ve ağaçlandırılmıştır. Bazılarında köpek kulübesi
ve havuz da var.

Ev içindeki eşyaların hepsi yenidir. Hasır vs. gibi araç-
lar artık yoktur. Koltuk, sandalye, masa, radyo, TV, video,
buzdolabı, çamaşır makinesi, modern mutfak malzemeleri
(çatal, bıçak, tabak, düdüklü tencere) tamamen kentsel
özellik kazanmıştır. Evin döşenmesi onların zevkine göre-
dir.1711 Örneğin renk uyumu vs. gibi şeylere dikkat edilmi-

17    M. Tezcan, Kültürel Antropoloji Açısından Başlık Parası Geleneği, s. 60.
17a   1. Yasa, age, s. 184.

180

Türk Aile Antropolojisi Araştırmaları

yor. Evin dış boyası ise frapan ve göz alıcıdır.

Teknik, elektrikli ev araçları (renkli TV'ler, en iyi
marka videolar, çeşitli radyolar, müzik setleri) köylere ve
kırsal kesime Almancılar tarafından getirildi ve yaygınlaştı.
Bu araçlar onlar için bir üstünlük ve zenginlik simgesi sa-
yıldı. Arabayı da bu arada belirtmek gerekir. Almanya'dan
kiraladığı ya da kendisinin orada çok ucuza aldığı bir ara-
ba ile köyüne dönmesi, onlara yine bu yoldan saygınlık
sağlamıştır.

Eşyalar yönünden Almancılar, genellikle gösteriş tü-
ketimine yönelmişlerdir. Hiç kullanmadıkları eşyaları bile
evlerinde bulundurmaktadırlar.

Türkiye'de özellikle televizyonun kırsal kesime yayıl-
ması, Almancılar sayesinde olmuştur. Video kullanımı da
aynı televizyon gibi hızla Anadolu'ya Alamancılar sayesin-
de yaygınlaşmıştır.

Dantel vs. gibi kadın el işleri azaldığı için artık eşya-
larda kullanılan dantelli örtüler evlerde yoktur.

Almanya'dan getirilen çalar büyük duvar saatleri de
bu evlerden tüm Anadolu'ya yayılmıştır. Yiyecekleri ezici,
sıkıcı, karıştırıcı birçok mutfak gereçleri teknik kullanımı
da bu evlerde yaygındır.

Kente Yerleşim

Yurda kesin dönüş yapanlar köylere, kasabalara ya da
kentlere yerleşmişlerdir. En fazla kentlere yerleşim gerçek-
leşmiştir. Kentin yaşam koşulları, köy ve ilçelere oranla
daha rahat olduğu için kentler, yerleşim alanı olarak tercih
edilmektedir. Gelenler, kentten daire almaktadırlar. Özel-
likle kentin orta tabakalarının bulunduğu semtler tercih
edilmektedir. Günümüzde ise yeterince ev ve daireleri ol-
duğu için artık deniz kenarında yazlık almaktadırlar.

Daire fiyatlarının artışında Alamanaların geniş rolü
olmuştur. Müteahhitler Alamanalara yüksek fiyatlarla dai-

"Alamancı Aile" (Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

181

relerini satabildikleri için dairelerini satamamak gibi bir
kaygıları olmamıştır.

Evde daha çok tüketici duruma gelmişlerdir. Eskiden
evlerde yaptıkları giyecekleri artık kendileri yapmayıp, ge-
nellikle dışardan satın almaktadırlar. Köylerde bile tüketici
durumdadırlar.

Akrabalarla ilişkiler

Yurda dönenlerin akrabalarla ilişkileri genellikle olumsuz
olmuştur. Öncelikle dönenlerin paralı geldiğini bilen akra-
balar, onlardan borç para istemişlerdir. Herkes kendi ge-
reksinimi için gerekli parayı bunlardan bulmayı ümit et-
mişlerdir. Onlar da bu parayı veremeyince ya da vermek
istemeyince onlarla kötü olmuşlardır.

Akrabalar, ayrıca bu ailelerin aile yaşantısını eleştir-
meleri, onları kınamaları çocukların yaşantılarını beğen-
memeleri, aile kararlarına karışmaları da onlarla ilişkileri
olumsuzlaştırmıştır.

Bu konuda Alamanalar, "canciğer hısımlarımız bile
bize yan duruyorlar" demektedirler.

Komşularla ilişkiler de, onlardan farklı eşyalara sahip
oluşları ve komşuların onların ailevi yaşantısı ve çocukları
hakkında dedikodu yapmaları nedeniyle pek de olumlu
değildir.18

Alamana Kızlar

Almanya'dan gelen kızlara çevrede kötü gözle bakılıyor.
Elde edilmesi kolay, her denilene evet diyen kişiler olarak
algılanmaları çok yaygın. "Almancı kız kolay tavlanır" sö-
zü gençler arasında bir önyargı. Onların bu yüzden gece
tek başına sokağa çıkması mümkün değildir.

Almancı kızların erkek arkadaş edinmeleri bir sorun.

18    F. Demiröz, Türkiye'ye Dönen Göçmen /sçi Ailelerinin Karşılaştıkları Güçlük-
ler, s. 102.

182

Türk Aile Antropolojisi Araştırmaları

Çevrenin erkek arkadaşlara karşı bir tepkisi ve kuşkusu
var.19 Erkek arkadaşların da genellikle bu kızlardan yarar-
lanmak amaçlan oldukça yaygın. Çünkü yurt dışında ser-
best büyümüş bu kızların cinsel yönden de serbest olduk-
ları kanaati var. Salt arkadaş olarak erkeklerle gezen kızlar
hakkında ise dedikodu yapılmaktadır.20

Akrabaları kızlara baskı yapmaktadır. Ana-baba kıza
fazla karışmadığı halde amcası, dayısı, kızın davranışlarını
denetliyor. Bazı köylerde Almanya'da büyüyen kızlara pek
kolay koca bulunmuyormuş.

Büyük kentlerde de gurbetçi kızlardan bazılarının "te-
le kız "lık ve fuhuş yaptıklarını, randevu evlerinde çalıştık-
larını gazetelerden okuduk. Bu örnekler de halkın Alaman-
cı kızlara olan güvenini sarsmıştır. Bunun da nedeni olarak,
onların Almanya'da çok serbest yetiştirilmeleri gösteril-
mektedir.

Kadınlar

Almanya'da çalışıp buraya dönünce çalışmayan kadınların
da sorunları var. Birdenbire ev kadınlığına uyum sağlaya-
mamak yüzünden. Fakat iş yaşamındaki deneyimleri ile
daha bilinçli bir ev kadını olması, olumlu bir husustur. Er-
keğin ona karşı katı ve sert tutumu biraz daha zayıflamış-
tır.

Koca yurt dışında iken gereksinimlerin giderilmesi
için paranın kullanımı genellikle kadının elindedir. Bu ne-
denle kadın toplumsal yaşamda etken duruma gelmiştir.
Koca dönünce kadının bu durumu yine eski durumuna
dönmüştür. Videoya film koyup seyretmek, teyp çalmak,
TV izlemek, komşu ağırlamak gibi etkinlikler, kadını evin-
de oyalar duruma getirmiştir.

Erkeklerin, yurt dışında başka kadınlarla evlilik dışı

19    G. Dayıoğlu, age, s. 210.

20    G. Dayıoğlu, age, s. 219.

"Alamana Aile" (Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

183

ilişkileri ya da gözlemleri ile kendi hanımlarıyla karşılaştı-
rıp böylece hanımlarını beğenmemeleri de yaygın bir dav-
ranış. Buradaki hanımların nasırlı elleri, fazla kiloları, dü-
zensiz vücut yapıları erkeklerce artık beğenilmiyor ya da
daima eleştiri konusu oluyor.

Kadın yurt dışına gitmemişse, dönmüş kocasına daha
çok itaatkâr olmaktadır. Kocasının daha çok görmüş geçir-
miş olduğuna inanıyor, yıllarca kendilerine para göndere-
rek fedakârlık ettiği kanısı ile ona daha çok bağlanıyor. Fa-
kat bunun tersi durumlar da var. Yıllarca ailesini ihmal
etmiş pek çok Alamancı erkek de var.

Giyim	'
Alamancıların güzel giyinme tutkuları var. Fakat bu du-
rum da çevrede yadırganmaktadır. Çevre tarafından özenti
olarak nitelendirilmektedir. Gerçekten giyim, onlar için
bir gösteriş tüketimi olmaktadır. Bu yoldan psikolojik bir
doyum sağlamaktadırlar.

Erkek giysilerinde bir benzerlik görülmektedir. Ceket,
pantolondan oluşan takım halindeki çağdaş erkek giyimi
benimsenmiştir.20*

Kadınların giysileri karma bir nitelik kazanmıştır.20b
Kırsal kesimde oturan Alamanalar şalvar, örtü gibi frapan
renkli geleneksel giysilerini sürdürmektedirler. Kentlerde
kent kadın giysileri benimsenmiştir.

Gençlerin giysileri ise tamamen çağdaş niteliktedir.
Genç kızların süslenme araçları geleneksel ve çağdaş karı-
şımı halindedir. Bir yanda bilezik, beşibirlik, bir yanda Batı
kökenli süs ve boyanma gereçleri kullanılmaktadır. Erkek
gençler ise giysilerde takım elbiseden çok, spor giysileri
tercih etmektedirler. Mont, kot gibi giysiler okuyan genç-
lerde çok tercih edilmektedir. Bu giysiler yüzünden okulda

20a  t. Yasa, age, s. 184.
20b  1. Yasa, age, s. 184.

184	Türk Aile Antropolojisi Araştırmaları

öğretmenleriyle çatışmaya bile girişmektedirler.

Çocuklarla ilişkiler

Burada kalan çocuklar, baba döndükten sonra onunla sı-
cak ilişki kuramamakta, ona karşı soğuk ve tutuk davran-
maktadırlar. Uzun süre babadan ayrı kalan çocuklar, baba
ile istenilen derecede sıcak ilişki kuramamaktadırlar.

Babalar ülkeye dönünce daha otoriter oluyorlar.21 Ka-
rarlan kendisi veriyor. Çocuklar üzerinde baskıyı artirıyor.
Ülke koşullarında kendisinin böyle davranması gerektiği
kanaatine varıyor. Çocuklar babaları Almanya'da iken ba-
banın ailedeki rolünün ne olduğunu kavrayamamışlardır.
Çocukların kendilerinden korkar gibi davrandıklarını, is-
teklerini doğrudan kendilerine değil, büyük annelerine
ilettiklerini belirtmektedirler. Çünkü çocuklar, onlarla bü-
yümemişler. Bu yüzden çekingen, ürkek çocuklar, ancak
bir şey dendiği zaman anne babalarıyla konuşmaktadır-
lar.22

Bazı babalar da hoşgörülü olmuşlardır. Örneğin oğlu-
nun kendi yanında bira içmesine müsaade etmektedir.
Saygıya fazla önem vermemektedir. Onlarla her şeyi rahat-
lıkla konuşmaktadırlar.

Işgüç Biçimleri

Yurda döndükten sonra kadınların genellikle çalışmadıkla-
rım daha önce belirtmiştik.

Erkekler ise, deneyimli bir fabrika işçisi olarak tekrar
fabrikalara işçi olarak girmemişlerdir. Aksine, Türkiye'de
hiç deneyimleri olmayan alanlarda iş tutmaya yönelmişler-
dir. Daha çok, başkalarının yanında değil, kendi işlerinin
sahibi olmak istemişlerdir.

Dönenlerin yaptıkları işler, çok para gerektiren, kaza-
lı     G. Dayıoğlu, age, s. 224.
22     G. Dayıoğlu, age, s. 194.

"Alamana Aile" (Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

185

nılmış bir vasıf gerektirmeyen işlerdir. Daha çok sarraflık,
oto alım satımı, konfeksiyon, züccaciye, gayrimenkul alım
satımı, minibüs, otobüs, kamyon sahipliği, az sayıda ortak-
laşa fabrika sahipliği gibi işler yapılmaktadır (Kırşehir yö-
resi).

iş tutanlar, sürekli olarak eski günlere dönme korkusu
içindeler. "Hazıra dağ dayanmaz" düşüncesi bunlarda ha-
kim. Bu nedenle paralarını harcarken oldukça kontrollü
davranıyorlar. Böyle hareket ettikleri için, paralarını yete-
rince değerlendiremiyorlar.

Almanya'dan dönüp de bin bir emekle kurduğu işi bir-
kaç yıl içinde batıran ya da başkalarına kaptıran az değil.
Bankerlere, üçkâğıtçı yapı kooperatiflerine, kapkaç iş or-
taklıklarına, göz boyayıcı faizcilere, naylon şirketlere ka-
nıp da elindekini avucundakini çarçur eden çok kişi var.
Böylece bir süre sonra geçim darlığına düşenler de çok sa-
yıda.23

Ç. Çevrenin Almancılara Karşı Tutumu

Çevrenin, dönenleri yadırgadıkları bir gerçek. Onlara karşı
çoğu kez soğuk davranış, dışlanma, horlanma mevcut. Bu-
nun bir nedeni, dönenleri çevrenin çekememesidir. Yani
bir tür kıskançlık görülmektedir. Onların sondan görme
oldukları, bu nedenle üç beş kuruş görünce burunlarının
büyüdüğü suçlaması yaygın bir davranıştır.24 Onların, pa-
raları, otomobilleri, saray gibi evleri, zenginlik göstergesi
olmaktadır.

Çevre, bunlara karşı samimi görünmeye çalışmakla
birlikte, gizli bir çekememezlik, kıskançlık içindedir. Özel-
likle akrabalar arasında bu kıskançlık oldukça hissedil-
mektedir. Kıskançlığın nedeni, talihsiz, varlıksız bu İnsan-

23    G. Dayıoğlu, age, s. 202.

24    G. Dayıoğlu, age, s. 194.

186

Türfe Aüe Antropolojisi Araştırmaları

ların çok para kazanarak zengin olmalarıdır. Köyde eşeğe
binemezken şimdi otomobil kullanıyor sözünde olduğu gi-
bi, sonradan görme bir durum olarak karşılanmaktadır.
Kıskançlık, daha çok gelir düzeyi düşük olanlar tarafından
söz konusudur.

Toplum, onları havadan para kazanmış kimseler ola-
rak görmektedir. Bu yüzden, onların, halk bilimsel bir kav-
ram olarak "yolunacak kaz" gibi nitelendirilmesi toplumda
oldukça yaygın bir durumdur. Örnek, Kırşehir'de bir Ala-
mancı, muhtara bir belge tasdiki için gitmiş. Muhtar fazla
para istemiş. Adam nedenini sorunca, muhtar, "Alamana-
sınız ne olacak, batmazsınız ya" demiştir.

Bir Almancı bu konuda şöyle diyor: "Almanya'da iyi
bir çalışma düzenimiz vardı. Etrafta güven vardı. Ben bura-
ya gelince enayi yerine konduğumu hissettim... çarşıda es-
naf benim Almanya'dan gelme olduğumu nasıl anlıyorsa
anlıyordu. Herkese ikiye sattığı malı bana üçe filan satıyor-
du. Başka arkadaşlar da benim gibi olmuşlar. Almanya'da
bu yoktu işte.25

Yine bir Almancı, aynı hususa değinerek şöyle diyor:
"Köyde, kasabada esnaf bile bizi kazıklamaya kalkışıyor.
Göz dikeni gibiyiz. Her şeyimiz batıyor." Yine, "kendi
memleketimizde elimizin parasıyla garip olduk açıkçası.
Canciğer hısımlarımız bile bize yan duruyorlar" diyen Al-
mancı, gerçekten horlanan bir kişi durumuna gelmiştir.

Yurtdışı 4le Türkiye'nin, onlarca sürekli olarak karşı-
laştırılması da çevrede rahatsızlık uyandırmaktadır. Türki-
ye'nin daima eleştirilmesi ve oranın üstün görülmesi herkese
akıl veren tutumları çevrede hoş karşılanmıyor. Buradaki
çevrenin pis oluşu, trafik düzensizliği, insanlardan saygı bek-
lenmesi gibi durumlar onlarca eleştirilmektedir.

Ayrıca aileler, orada yaşamadıkları hayatı buradakilere

25    G. Dayıoğlu, age, s. 190.

"Alamana Aile" (Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

187

yaşamış gibi göstermeleri de bir başka husus. Sürekli ola-
rak Almanya'yı üstün göstermek çabası, onları bu tür açık-
lamalara sürüklemektedir.

Çevrenin Almancılara karşı tutumu, onların ekono-
mik durumlarına göre değişmektedir. Örneğin ekonomik
durumları iyi ise, çevrede üstün tutulmaktadırlar, iyi de-
ğilse (iflas vs. gibi) küçük görülmektedirler. Gittiler, o ka-
dar çalışıp geldiler, yine de bir şeyleri yok diyerek alay ko-
nusu olmaktadırlar.

Bir Alamananın dediği gibi: "Köylünün gözünde
özürlü mal, sakatlık kurbanlık gibiyiz. Çocukluk arkadaş-
larım bile sıcaklık göstermiyor."

Ayrıca kentlerdeki dairelere yerleşen Alamanalar da
apartman sakinlerinin ilgisizliğinden, kendilerini beğen-
mişliklerinden yakınmaktadırlar.

D. Psikososyal Özellikleri

Alamananın yurt dışı yaşantısı, onun, ülkesine döndükten
sonraki psikolojik durumunu da etkilemiştir. Örneğin ora-
da ikinci sınıf bir vatandaş idi. Korkusundan toplumun
kurallarına uyuyordu. Örneğin bir trafik kuralına sıkı sıkı-
ya uyması gibi. Oysaki Türkiye'ye gelince kurallara o ka-
dar uymayabiliyor. Örneğin trafik kuralını çiğnemesi gibi.
Kent içinde hızlı araba kullanması buna bir örnektir. Ya da
apartmandaki kuralları çiğnemesi gibi. Bu konuda, orası
Almanya, burası Türkiye diyor. Burası kendi memleketim
deyip rahatlıyor ve istediği gibi hareket ediyor.

Oradaki ezilmişliğin acısını burada çıkarmak gibi bir
psikolojik durum da var Almancılarda. Örneğin sahip ol-
dukları maddi değerlerle (para, araba, ev gibi) özellikle
köylere yerleşenler, köylüyü küçük görmekte, köylüye te-
peden bakmakta, kasılmakta, törelere boş vermekte, büyü-
ğü küçüğü bir saymakta, böylece saygınlık kazanmak iste-

188

Türk Aile Antropolojisi Araştırmaları

mektedir. Yani zenginleşmiş olmak, onlarda üstünlük ara-
cı olmuştur.

E. Alamancı Aileye ilişkin Kuramsal Çerçeve

Alamancı aile, makro düzeyde, yani iki farklı toplum açı-
sından Robert Park'ın "Marjinal insan" kavramı ile açıkla-
nabilir. Ona göre marjinal kişi, iki farklı kültürde yaşayan
ve iki farklı kültürü paylaşan, fakat bunlardan hiçbirisinin
tam bir parçası olmadan var olması demektir.26 Bir ara yer-
de kalan insan anlamına gelir, işte Alamancı ailenin duru-
mu da bu çerçeveye uyuyor. Fakat bu kavram, daha çok
ikinci kuşak için geçerli olmaktadır. Çünkü birinci kuşak-
ta ne de olsa bireylerin esas kültürleri daha ağırlıklıdır.

Alamancı ailenin mikro düzeyde, yani aile içi ilişkiler
yönünden bana göre bir başka kuramsal niteliği ise şudur:
Aile içi ilişkilerde, uçlarda toplanan bir kutuplaşma söz
konusudur. Bunun nedeni ise, yine bu insanların farklı
kültürlerde yaşamış olmalarıdır. Bu kutuplaşmaya göre bir
tarafta çok tutucu ilişkiler, diğer kutupta ise çok serbest
ilişkiler vardır (ana babaların tutumu bakımından). Tutu-
cu davranışlar olarak biçime önem verme, aşırı dindarlık
yüzünden dinsel baskılar, eş seçmede baskılar, evlilik ko-
nusunda katı geleneksel tutumlar örnek olarak verilebilir.
Yurtdışında iken aşırı akımlara katılmış aile üyelerinin dav-
ranışları bu niteliktedir. Diğer kutupta ise, çok serbest iliş-
kiler egemendir. Ailede herkes bağımsız olarak hareket et-
mektedir. Giyimde, para harcamada vs. Bu çerçevede bazen
ana baba, çocuğa karışmıyor. Çocuk eve gelip kendisi ye-
mek hazırlıyor. Evde toplu olarak değil, ayrı ayrı yemek
yeniyor. Çocuklara bol para veriliyor. Onlar da rahatça pa-
ra harcıyorlar. Dinsel davranışlara hiç aldırış etmemek de

26    M. Tezcan, age, s. 8.

"Alamana Aile" (Ülkemizde Yeni Bir Aile Türü)

189

bu ailelerdedir. Yani dinsel inançlarda da kutuplaşma var.
Yukarıda belirttiğimiz gibi, ya çok dindar oluyorlar yahut
da dine hiç aldırış etmiyorlar.

Kuşkusuz bu iki kutup arasında olan Alamanalar da
var. Fakat gözlemlerime göre çoğunluğun böyle bir kutup-
laşma içinde yaşadıklarım sanıyorum. Belki zamanla bu
kutuplaşma ortadan kalkabilir.

F. Alamancı Aileye ilişkin Bazı Genellemeler

Onların durum ve davranışlarındaki değişmeleri aşağıdaki
noktalar etrafında toplayabiliriz:

• Resmi dairelerde işleri olduğunda buralarda işlerinin
yavaş yürüyüşünden, düzensizliğinden şikâyetçidirler.

• Tipik Türk işi teknik araç ve malları değil, daha çok
dışarıdan getirdikleri mallan tercih etmektedirler.

• Akrabalarıyla ilişkileri ya zayıflamış ya da yoktur.

• Komşuluk ilişkileri zayıflamıştır. Sık komşu ziyaret-
leri yok artık.

• Yeni bir çevreye gelenler komşu edinmede güçlük
çekmektedirler.

• Bayramlarda evde kalmak azalmıştır. Tatil olarak
başka yerlere gidişler artmıştır. Geleneklerden kopuş, on-
lara uzak kalma söz kousudur. Kurban kesme vs. azalmış-
tır.

• Şeref, namus, saygı gibi değerler hâlâ üstündür. Bu
değerler genç kesimde daha az önemlidir.

• Fabrika işçisi ailesine dönüşmemişlerdir.

• Gelenlerin çoğunun sağlık durumları sorunludur.

• Hijyenik davranışlar değişmiştir. Artık hastaneye gü-
venmeme başlamış ve özel doktora gitme görülmektedir.

• Gençler, yaşam biçiminden şikâyetçiler.

• Yurtdışındaki kötü durumlarını küçümsenmemek i-
çin söylemekten kaçınıyorlar.

190

Türfe Aüe Antropolojisi Araştırmaları

• Maddiyatçılık, bu kişilerde yaygın bir değerdir. Yani,
paraya değer verme, maddeye önem verme yaygınlaşmış-
tır. Yozgatlı Alamancı bir gencin çevredeki arkadaşlarınca
yadırganan ve benimsenmeyen davranışlarından birkaçı
şöyledir: Bu gençle birlikte arkadaş grubu bir araba ile bir
yere gezmeye gitmeye kalksa hemen o gencin benzin para-
sını, gezi giderlerinin ne kadar olacağını hesaplamaya kalk-
ması; her gün gazetelerde Alman markının Türk parasına
göre durumunun ne olduğunu haber olarak gazeteden
okuması.

• Türkiye'de insana değer verilmemesinden sık sık şikâ-
yetleri de oldukça yaygındır.

• Köylülükten kurtulunmuş, özellikle tarımla uğraşı-
dan kopulmuştur.

• Aile üyelerinde bireyci bir kişilik yaygınlaşmıştır.27

• Geniş aile parçalanmış, aile, ana, baba ve çocuklar-
dan oluşan çekirdek aileye, yani dar aileye dönüşmüştür.

• Kökeni, kırsal kesime dayalı bir aile türüdür. Kent
yaşantısına, daha çok yurt dışında ve yurda döndükten
sonra başlamıştır.

• Bu ailelerde köy, kasaba ve gecekondu ailelerine
oranla yatay ve düşey hareketlilik oldukça yüksektir.28

• Alt tabakalar üste çıkabilmişlerdir. Bu durum, dışarı-
ya çok sayıda göç veren köy ve küçük kasabalar için söz
konusudur. Yani yukarıya doğru dikey hareketlilik yaygın-
dır.29

27	1. Yasa, age, s. 183.

28	1. Yasa, age, s. 183.

29	1. Yasa, age, s. 182.

SONUÇ

Ülkemizde yeni bir tür olarak "Alamancı Aile" denen bir
aile ortaya çıkmıştır. Bu ailenin geleceği ne olabilir? Deği-
şim ortamında yok olabilir mi?

Bu konuda Prof. Yasa şöyle söylüyor: "Almancılar yeni
uyum ve koşulların etkilerine uğramaktadır ve bu nedenle
bugünkü görünüşü ile gecekondu ailesi gibi geçici bir aile
türüdür."30 Bu görüşü eleştirebiliriz. Çünkü bu tür aile,
yurtdışı göç olgusu başladığından beri vardır. Hâlâ var.
Gelecekte de var olacaktır. Çünkü gecekondu ailesi bir sü-
re sonra kent ailesine dönüşüyor. Ama Alamancı olan aile-
ler, bu özelliklerini sürdürmektedirler ve halk onları öyle
tanıyor. Kırsal kökenliler zaten kent ailesine dönüşmüşler-
dir. Çünkü kente yerleşmişlerdir. Ama kent aileleri içinde
onların Alamancı olarak ayrı bir yeri vardır. Bu özellikleri-
ni hiç kaybetmemektedirler. Kuşkusuz bu konuda çok sa-
yıda araştırmalara gereksinimimiz vardır.

Özetle bu aile, yerli öğelerin ağırlığı oluşturduğu, bi-
raz da yabancı ülkeden etkilenmiş bir aile türü. Yabancı
kültürden alınan bazı çağdaş geçerli değerler yanında, halk
kültürümüz açısından yozlaşmış nitelikteki değerler de, bu
ailelerin kazanımları arasındadır. Dileğimiz, bu ailelerde,
yabancı ülkeden etkilenilen olumsuz sayılabilecek özellik-
lerin terk edilip, çağdaş, olumlu olanların ise sürdürülmesi
doğrultusundadır. Kuşkusuz bu konuda çeşitli kuruluşla-
rın katkılarıyla önlemler alınması gerekmektedir.

30    1. Yasa, age, s. 185.