Aileler Arası Çatışmalar: Kan Davaları Geleneksel halk hukukunun en belirgin örneklerinden bi- risi, kan davaları geleneğidir. Temel olarak ilkel topluluk- lara özgü bir gelenek olan kan davaları bugün ülkemizin bazı bölgelerinde hâlâ görülmektedir. Kuşkusuz bu olayla- rın sürüp gitmesinin sosyolojik nedenleri vardır. Bu ne- denler de hiçbir zaman tek bir nedene bağlı olmayıp çeşitli biçimlerde görülmektedir. Böylece olayın kendisi de çok boyutlu bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Olayı şöyle tanımlayabiliriz: "Bir aile, kabile veya aşi- retin üyelerine karşı başka bir aile, kabile veya aşiret üyele- rinin çeşitli nedenlerle duydukları kin dolayısıyla birbirle- rinin hayatlarına son vermeleridir.1 Ülkemizin özellikle Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yoğunlaşan bu olayları az da olsa iç Anadolu ve Güney Anadolu'da görmek mümkündür. M. Tezcan, Kan Gütme Olayları Sosyolojisi. Aiieler Arası Çatışmalar: Kan Davaları 109 NEDENLER Çok karmaşık bir süreç olan olayın, önce ilk başlangıç ne- denleri üzerinde durmak gerekir. Bu nedenler konusunda- ki genellemelerimiz bize önleme araçlarının saptanması bakımından yararlı olacaktır. Başlangıç nedenlerini şu bo- yutlar etrafında toplamak mümkündür: a) Ekonomik Boyutlar: Elimizde bulunan kısmi araştır- ma sonuçlarına göre olayı başlatan ilk nedenin büyük bir çoğunlukla toprak anlaşmazlıkları olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar aynı toprak üzerinde mülkiyet iddiaları, tarlaların sınır anlaşmazlıkları, sulardan, otlaklardan yararlanmada anlaşmazlık biçimlerinde görülmektedir.2 Ayrıca bu bölgelerdeki işsizlik durumu da kan gütme- nin sürmesini etkileyen ekonomik nedenler arasındadır. Çünkü belirli bir iş güçle meşgul olma, sürekli olarak bir işte çalışma, bu gibi olayların unutulmasına, yeniden can- lanmamasına yol açmaktadır, işi gücü olmayan kimselerin boş zamanları içerisinde böyle konulan konuşup olayların canlanmasına yol açtıkları söylenebilir. Ayrıca, işsizliğin yarattığı sinir gerginliği de bireylerin ufak ağız kavgalarının kanlı dövüş halini almasına yol aç- maktadır. Yine bu bölgelerdeki yoksulluk, olayların sürekliliğini sağlayan diğer ekonomik nedenler arasındadır. Örneğin bir ot yığınının (lod) kasten yakılması yüzünden hayvanla- rın kışın yiyeceksiz kalmasıyla iki taraf kanlı çatışmalara girmektedir. b) Toplumsal Boyutlar: Önce, kız kaçırmalardan ortaya çıkan olaylar bir toplumsal neden olarak görülmektedir. Kan güdülen bölgelerdeki başlık miktarının, düğün ve çe- 2 M. Tezcan, age, s. 32 vd. şitli armağan isteklerinin fazla oluşu ve kız ailesinin kızla- rını onun istediği kimseye vermemeleri, kız kaçırmaları doğurmakta, böylece kaçıran tarafla kız ailesi silahlı çatış- malara girişerek kan gütmeye yol açmaktadırlar.3 Kadın kaçırmalar ve zinalar da toplumsal görünümün başka biçimleridir. Çevre teşviki, olayın sosyolojik yönlerinden birisi de, çevrenin kan güden kimseleri çeşitli biçimlerde öç almaya tevsik etmesidir. Öç alma, bir şeref meselesi olarak görül- mektedir. Babasının veya en yakın bir akrabasının öcünü almayan kimse artık o çevrede şerefli ve haysiyetli olarak yaşayamaz. Çünkü çevrede daima kınanır, ayıplanır, hor görülür, kendilerine kız bile verilmez. Bir toplulukta adam yerine konup sözleri dinlenmez, kadın yerine konurlar. Üstelik bu kişiler yiğit, mert ve erkek olmamakla suçlandı- rılırlar. Çevrenin teşvik ve değerlerini ifade eden şu sözler ol- dukça ilginçtir: "Kısas kıyamete kalmaz; gün geçer, kin geçmez; kardeşinin kanım yerde bırakmadı; kanla ödenir kan..." Namus-şeref anlayışı da toplumsal nedenlerin diğer bir görünümüdür. Öyle ki birey, ailesinden annesi, karısı, kız kardeşine karşı gelebilecek herhangi bir olayda (küfür, laf atma, dedikodu vs.) namusunu temizlemek için gerekti- ğinde hayatı pahasına da olsa suç işleyebilmektedir. Bu du- rum da kan gütme olayına yol açmaktadır. Çünkü namus, Türk değerler hiyerarşisinde en başka gelenler arasındadır. Silah (aşıma geleneği- Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da genellikle bireyler yanlarında silah taşır ve evde silah bulundururlar. Hatta çocuklara küçük yaşlardan itibaren silah kullanma öğretilir. Bu durum köy- lünün güvenlik kaygılarından ortaya çıkmaktadır. Devlet güçlerinin gerektiği biçimde ulaştırılamadığı yerlerde halk, 3 M. Tezcan, Kage, s. 37 vd. 110 Turfe Ailesi Antropolojisi zorunlu olarak kendisini bizzat korumak için silaha sarıl- maktadır. Nüfuzlu kimseler, yine devletin kendi varlığını etkin olarak gösteremediği bölgelerimizde ağa, şeyh, aşiret reisi gibi kişiler kendi çıkarları açısından egemenlikleri altında- kileri kan gütme olaylarına kadar götürmektedirler. Ağaların, aşiret reislerinin nüfuz bölgelerini artırmak için birbirleriyle sürekli olarak mücadelelerinde halkı aracı olarak kullanmaları kan gütmelerin sürekliliğini sağlamak- tadır. Bu mücadeleler zaman zaman açıktan açığa, zaman zaman da perde arkasında gerçekleşmektedir. Yanlarında bulunan yanaşmalar da ayrıca bu olaylara karışarak hayat- larını feda etmek zorunda kalmaktadırlar. Ayrıca, aynı aşiret veya aile içinde kökeninde ekono- mik sorunların yer aldığı önder olma isteği de kan gütme- lere yol açmıştır. Özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesin- deki olaylar bu türdendir. Yine, az da olsa bazı köylerde çeşitli partilere mensup kişilerin particilik yüzünden kan gütme olaylarına sürük- lendikleri de bir gerçektir. c. Hukuksal Boyutlar: Kan davalarının ilkel topluluk- larda ve gelişmemiş bölgelerde görülüşünün nedenlerin- den birisi de devlet otoritesinin buralarda kendisini güçlü olarak gösterememesidir. Böyle kamu otoritesinin veya devlet gücünün suçluyu yakalayıp cezalandırmak olanağı bulamadığı zamanlarda halk bizzat suçluyu cezalandırmak yoluna gitmiştir. Kan gütme bölgelerimizde kaatiller hemen cezaya çarptırılamamaktadırlar. Suçlular güvenlik güçlerinin ye- tersizliğinden dolayı yakalanamamakta, dağa çıkmakta ya da yargılanmaları yıllarca sürmektedir. Bu durum, karşı ta- rafın öç duygularını tahrik etmektedir. Hatta sık sık çıkarı- lan af yasaları da bu duygunun tahrik ve körüklenmesinde Aileler Arası Çatışmalar: Kan Davaları 111 önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü kısa bir zaman sonra katilin elini kolunu sallayarak köyde dolaşmasına karşı ta- raf tahammül edememektedir. Örneğin 1968 yılında Ur- fa'da her 1100 köylüye ortalama bir jandarma düşmesi bu konuda bize bir fikir verebilir.4 ç. Eğitsel Boyut: Olayın temel boyutlarından birisi de bu bölge halkının tamamen cahil olmasıdır. Araştırma so- nuçlarımız, bize, olaya karışanların çoğunun cahil veya il- kokuldan ayrılmış olduğunu göstermiştir. Böylece eğitim yetersizliğinden kendi dar dünyalannda doğal duygularıy- la baş başa kalan bu insanlar hırçın ve haşin olmaktadırlar. Başka bir araştırmada da 73 hükümlüden 19 tanesinin okur yazar, 35'inin ilkokul mezunu olduğu belirtilmekte- dir.5 Nedenleri çoğaltmak mümkündür. Fakat en belirgin olanları bunlardır. Bu nedenlerin dışında az da olsa, çocuk kavgalar, kumar, kadınların kavgaları, gasp, kaza, tavuk, köpek vs. hırsızlığı, bağdan bir salkım üzüm koparma gibi- lerini de eklemek mümkündür. Bununla birlikte, nedenler aslında iç içedir. Örneğin temelde ekonomik nedenin bu- lunduğu bir olaya kadın da girmiş olabilir. ÖNLEME Görüldüğü gibi olay çok boyutlu, ülkemizin diğer toplum- sal sorunlarına ilişkin çok yönlü bir görünüm içersindedir. O halde tek bir nedenle kan davalarını açıklamak müm- kün değildir. Bu yüzden bu konudaki önlemleri ileri sürer- ken çok yönlülüğü göz önünde bulundurmak gerekir. Ana- dolu'nun pek çok bölgesinde, çeşitli nedenlerle adam öldürme olaylarına rastlamaktayız. Fakat bunlar hiçbir za- 4 M. Tezcan, age, s. 45. 5 A. Unsal, "Kan Gütme Geri Kalmışlığın Alın Yazısı mı?" Cumhuriyet Gaze- tesi, 13 Haziran 1973. 112 Türk Ailesi Antropolojisi Aileler Arası Çatışmalar: Kan Davaları 113 man kan gütmeye dönüşmemektedir. Oysaki kan gütme bölgelerinde herhangi bir cinayet kan gütmeye dönüşmek- tedir. Çünkü yukarıda belirttiğimiz çeşitli boyutlar olayla- rın sürekliliğini sağlamaktadır. Özellikle bölgenin değerler sistemi olayları geniş ölçüde tahrik etmektedir, işte bu de- ğerler sistemi olayın başlangıcım oluşturan tek nedeni des- teklemektedir. Olayın çok yönlü oluşu, bir tek önlemin değil, pek çok önlemin alınmasını gerektirir. Öncelikle devletin bu bölgelerdeki feodal kalıntıları ve ilişkileri ortadan kaldıra- cak köklü önlemlere gitmesi gerekir. Aslında önlemlerden söz ederken her şeyden önce kan gütme bölgelerini olanakların elverdiği ölçüde kentle bü- tünleştirmek gerekir. Zira kentsel bölgelerde böyle olayla- rın görülmediği bir gerçektir. Yapılan köy araştırmalarında bu hususun doğrulandığı görülmektedir. Örneğin, Diyar- bakır'da iki köyde yapılan bir araştırmanın bulguları şöyle- dir: Kente 21 km. uzaklıkta çok yakın bir köyde kan güt- menin gerekli olduğunu savunanların oranı % 16.9, savunmayanlar % 78.8'dir. Kent etkisinin daha az olduğu kapalı bir köyde ise kan gütmeyi gerekli görenler % 93.1, görmeyenler % 4.6'dır.6 Devletin alması gereken önlemleri başlıca şu noktalar etrafında toplayabiliriz: a. Devletin ekonomik alandaki önlemleri öncelikle şunlar olabilir: • Toprak reformunu öncelikle gerçekleştirmek, • Toprak-insan ilişkilerini hukuksal güvenceye bağla- mak, • Tapu kadasto hizmetlerinin özellikle kırsal ve kan gütme bölgelerinde öncelikle ele alma ve hızlandırma yolu- 6 F. Başaran, Diyarbakır Köylerinde Vaziyetahjlarm (Attitudes) Değişmesiyle ilgi- li Psifeo-Sosyal Bir Araştırma. na gitmek gerekir. Çünkü sınırların belirsizliği önemli bir çatışma nedeni olmaktadır. Örneğin ülkemizde taşınmaz malların ancak % 30'unun tapuda kayıtlı olduğu, % 70'inin ya kayıt dışı ya da kayıtlı olmasına rağmen hukuki bir değer taşımadığı, ayrıca tapuda kayıtlı olan taşınmaz malların % 90'ının il ve ilçelere ait olduğu bilinmektedir.7 Bu du- rumda özellikle kırsal kesim açısından durumun ciddiye- ti ortadadır. • Ağa-köylü ilişkisini hukuksal anlamda işçi-işveren ilişkisi haline getirmek. • Bu bölgelerde işsizliği önleyici önlemlere öncelikle yer vermek gerekir. Özellikle tarım dışı çalışma olanakları- nın sağlanması önem kazanmaktadır. Bölgenin özellikleri- ne göre hammaddesi oralardan elde edilebilecek köy el sa- natlarının teşviki gerekir. • Üçüncü beş yıllık kalkınma planında öngörülen do- ğuya yatırımların yoğunlaştırılması ile ilgili hükümlerin tümünün uygulanması ve gerçekleşmesi. b. Hukuksal alanda devletin alması gerekli önlemler isç: • Bu bölgelerde suçluyu hemen yakalayıp adalete tes- lim etmek için güvenlik güçlerinin nicelik yönünden artı- rılması veya yeterli sayıya çıkarılması. • Silah kaçakçılığı ve silah taşıma ile ilgili yasaların et- kin olarak uygulanması. • Adalet reformunun gerçekleştirilmesi. • Kan gütme suçundan yargılananlara ölüm cezasının verilmemesi. Bu konudaki 450/10 cezanın değiştirilmesi gerekir. Çünkü böylece özellikle bu konudaki çocuk suç- luluğu da azaltılabilir. Bilindiği gibi sanık, kan gütmede ölüm cezası ile yargılandığı için öç alma işini 18 ve daha aşağı yaşlardaki çocuğuna yaptırıyor. Çünkü çocuk daha az ceza alıyor. Bu nedenle kan gütmeden yargılanan ço- cukların bu ceza indirimlerinden yararlandırılmaması ge- 7 Necati Mutlu, Köy ve Köylü Sorunları, s. 75. 114 Türk Ailesi Antropolojisi rekir. Suçun çocuklara ilişkin işletilme nedenleri arasında, büyüklerin cezaevine girmelerinin aileleri ekonomik ve sosyal yönden zayıflatacağı kaygısı da yer almaktadır. Ayrı- ca çocuklar, intikam duygusuna ve telkinlere daha çabuk kapılmaktadırlar. Diğer yandan ailevi sorumluluklarının fazla olmayışı onları suç işlemeye sevk eden etmenler ol- maktadır. • Çocuğu azmettirenlerin de mutlaka cezalandırılması yoluna gidilmelidir. Çünkü şimdiye değin hakimlerimiz azmettirenleri genellikle cezalandırmamaktaydılar. • Af yasalarının sık sık çıkarılması ülkemizde suçların artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle af yasalarının çok seyrek, ancak fevkalade hallerde çıkarılması gerekir. c. Eğitsel önlemler: Araştırmamız sonucunda kan gü- denlerin % 99'unun cahil olduklarını gözönünde bulundu- rulursa bu bölgelere eğitim hizmetlerinin yoğun bir biçim- de öncelikle götürülmesinin önemi ortaya çıkar. Ancak eğitilmiş kimseler insanlık değerinin en yüksek ve sonul bir değer olduğunu kavramaktadır. Olaylarda eğitimli kişi- lerin bulunmaması bu yargımızı doğrulamaktadır. Esasen eğitim hizmetlerinin bu bölgelerde artırılması, olayların önlenmesinde etkin bir öğe olabilir. Çünkü eğitilen kişile- rin dünya görüşleri olumlu bir biçimde değişmektedir. Ör- neğin Karadeniz'deki Edilli Köyünde yapılan bir araştırma- da, "sizce kan davası güdülmesi gerekli midir?" sorusuna okuma yazma bilmeyenlerin % 92.3'ü "gereklidir", % 7.7'si "gerekli değildir" yanıtını vermiştir. Oysaki okuma yazma bilenlerin % 55'i "gereklidir", % 25'i "gerekli değildir" ya- nıtını vermiştir.8 Bu bölgelerdeki yoksul halkın çocukları için açılan yatılı bölge okullarının sayısının artırılması ve aynı okul biçiminin daha üst düzeylerde de kurulması (or- 8 V. Emiroğlu, Edilli Köyünün (Akçakoca) Kültür Değişmesi Bakımından incelen- mesi, s. 121 vd. Aileler Arası Çatışmalar: Kan Davaları 115 ta, lise gibi) yoluna gidilebilir. Kan gütme bölgelerimize baktığımızda oralarda okur yazarlık oranının çok düşük olduğunu görürüz. Okullar ve kitle iletişim araçlan yoluyla bu geleneğin ilkelliği üzerinde etkin bir biçimde durulabilir. Bu bölgelerde eğitimden daha önce nasibini alamamış, yetişkinlere dönük halk eğitim hizmetlerinin hızlandırıl- ması ve eğitimcilerin bu konulara derslerinde geniş ölçüde değinmeleri gerekmektedir. Halk eğitimi merkezleri, er eğitim merkezleri bu konuların işleneceği önemli kurum- lardır. Yetişkin eğitimde özellikle kadın eğitimine önem ver- mek gerekiyor. Çünkü ülkemizde kadınların daha az eği- tilmiş olmaları gerçeği ortadadır. Ayrıca bu konu bakımın- dan da kadın eğitimine önem vermenin gereği bir kere daha ortaya çıkıyor. Çünkü genellikle kadınlar, evin er- keklerine ve çocuklarına öç almaları için telkinlerde bu- lunmaktadırlar. Örneğin her zaman ve her fırsatta çocuğa babasının ya da bir yakınının öcünü almasını sözlü olarak telkin etmektedirler. Yine, ölen kimsenin kanlı gömlekleri- nin zaman zaman sandıklardan çıkarılıp çocuğa gösteril- mesi, ölenin herhangi bir eşyasının ya da fotoğrafının ço- cuğa gösterilmesi, çocuğa armağanlar vermek ve ağlayarak gözyaşlarıyla onları tahrik etmek de yine kadınlar tarafın- dan yerine getirilmektedir. Yine bu konuda sosyal hizmet uzmanları da kişisel ça- lışma ve grupla çalışma tekniklerinden yararlanarak top- lum kalkınması birimlerine atandıklarında bu konuya eği- lebilirler. Bunlar taraflarla konuşup olayın ilkelliğini, sonuçlarını tartışarak önleme konusunda hiç değilse eğiti- ci yönden rol alabilirler. Ayrıca bu uzmanlar, bölgenin il- ginç geleneklerinden de yararlanabilirler. Örneğin, Güney- doğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde çok görülen Kirvelik denen bir sanal akrabalık biçimi vardır ki bu uzmanlar 116 Türk Ailesi Antropolojisi düşman tarafları kirvelik yoluyla birbirleriyle akraba yap- maya gidebilirler. Kan akrabalığı kadar önemli sayılan bu ilişkide taraflardan biri, diğerinin çocuğunu sünnet olur- ken tutmaktadır. Kirveler birbirlerine sıkıntılı hallerinde, çocuklann evlenmelerinde, okutulmalannda, yaşamın tüm aşamalarında daima yardım ederler. Kirvelik aşiretler ara- sında da yapılabilir. Böylece iki aşiretin tüm üyeleri birbir- leriyle kirve olurlar. Artık kirve olan iki aşiret birbirleriyle kan gütmezler. Böylece, kirveliğin, anlaşmazlıkları sona er- diren uzlaştırıcı bir işlevi vardır, işte sosyal hizmet uzman- ları bu konuda tarafları kirve olmaya davet eden aracı ola- bilir. Din görevlilerinin de özellikle bu bölgelerdeki halka gerek camilerde, gerekse halkla birlikte oldukları her fır- satta bu geleneğin dinsel ve ahlaki bir nitelikte olmadığı telkin edilmelidir. Zira bu bölgelerde "intikam alanın cen- nete gideceği" inancı egemendir. • UZLAŞTIRMA KOMiSYONU Şimdiye kadarki uygulamada bu konuyla ilgili özel bir ku- ruluşun eksikliğini gördük. Daha önceleri Osmanlı Devleti zamanında "Musalâha-i Dem Komisyonları" adı altındaki bir kuruluş sırf olayla ilgiliydi.9 Mecelle ahkamı ile önleyi- ci ceza hukuku, güvenlik önlemleri sistemini birleştiren bu yasa, kan gütme cürümlerini önlemek için hazırlanmış- tı. Bu komisyonlarla, iki tarafın barıştırılması denenmiştir. Aralarında kan davası dolayısıyla düşmanlık bulunan aile- leri huzurlarına çağırıp sulhu sağlıyorlardı. Huzura çağrı- lan aileler gelmezlerse zorla getiriliyorlardı. Sulhe muvafa- kat etmeyenler zabıta nezaretine alınırdı. Kati lüzum halinde ise bir cinayeti önlemek için her ilde ikamet ettiri- lirlerdi. Şer'i hukuku aşmamak üzere fazlaca diyet hükmo- 9 M. Tezcan, age, s. 72. Aileler Arası Çatışmalar: Kan Davaları 117 lunurdu. Bu komisyonla ilgili kanunu muvakkatin uygu- lanma ve sonuçlan hakkında bir bilgiye sahip olmamakla birlikte böyle bir kuruluşun işlevleriyle bugün yeniden ku- rulması gerekliliğine inanmaktayız. Bu uzlaştırma komis- yonları o bölgede bulunan adli, mülki ve askeri merciler- den ve çevrede doğal önder olarak sözü geçen kimselerden oluşabilir. Bu komisyonların temel işlevleri, tarafları uzlaştırmak olmalıdır. Örneğin: a. Tarafları tazminat vermek koşuluyla barıştırmak yo- luna gidebilir. Bu görevini yerine getirirken her iki tarafın isteklerini de tatmin edecek, gurur ve şereflerini de gözö- nünde bulunduracak biçimde davranmalıdır. Esasen bu iş- lem, bazı bölgelerde halkın kendiliğinden uyguladığı bir çözüm yoludur. Tazminat olarak toprak, para, hayvan ve- ya herhangi bir eşya verilebilmektedir. Artık ölenin intika- mı alınarak karşı taraftan bir kimse öldürülmeyip onlardan tazminat (kan bedeli) alabilirler. b. Bu komisyon, taraflan kız alıp vermeye ikna ederek akraba olma yoluna başvurabilir. Çünkü böylece taraflar çoluk çocuk sahibi olarak artık kan akrabalığı biçiminde dostluklarını güçlendirmektedirler. Bu usul de halk arasın- da az da olsa uygulanmaktadır. c. Tarafları bulundukları yerden göç etmeye ikna ede- bilir. Mallarının satılmasına yardımcı olabilir. Çünkü göç de eğer tarafların barıştırılması olanağı yoksa olayları önle- mede etkin bir önlemdir. Düşman taraflar birbirleriyle kar- şı karşıya bulunmadıkları zaman artık kan gütmemekte ya da unutmaya çalışmaktadırlar. ç. Göç edenlerin yeni gittikleri yerlerde işe yerleştiril- meleri ve toprak almaları, ev yaptırmaları konusunda dev- letin tarafların mallan karşılığında özellikle ayıracağı bazı fonların ya da kredilerin (imar-iskân veya içişlerinde) ta- îaflara dağıtımının örgütlenmesinde yardımcı olmak. 118 Türk Ailesi Antropolojisi d. Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen 3236 sayılı ya- sanın 2. maddesinin hükmünün yeniden yasalaştırılarak bu komisyonun takdirine bırakılmasını uygun görmekte- yiz. Adı geçen maddede failini birinci maddede sayılan ak- rabaları ile yine failin amca, dayı, hala, teyze, yeğen, kayın- peder ve validesinin takdiren nakledilmelerinin mümkün olacağı öngörülmekteydi. Ancak bu kimselerin suç işlendi- ği sırada failin ikametgâhının bulunduğu kent, kasaba ve- ya köyde ikamet etmeleri gerekmekteydi. Faille aynı evde yaşamayan fakat çok yakın akraba olan bu kimselerin ihti- yari olarak nakillerine de bu komisyon karar verebilir. Aslında iptal edilen 1. ve 2. maddeler, anayasamıza ters düşmemektedir. Çünkü yerleşme özgürlüğü de diğer bütün özgürlüklerde olduğu gibi toplumsal gelişmeyi en- gellediği ölçüde sınırlanabilir. Çünkü kan gütme geleneği de toplumsal gelişmeyi engelleyen etmenlerden birisidir. 3236 sayılı yasanın iptal edilen maddeleri etkin bir ön- leme getirmekteydi. Adı geçen yasaya göre kan gütme saikı ile adam öldürenler ve buna teşebbüs edenler, mahkûm ol- dukları cezayı çektikten veya ceza herhangi bir nedenle düştükten sonra, ikametgâhlarının bulunduğu yerden bir başka yere nakledilebilirlerdi. Yasa, nakle tabi kimsenin is- tediği yere nakledilmesi esasını kabul etmişti. Ancak bu yerin eski ikametgâhtan en az 500 km. uzaklıkta olması gerekiyordu. Yasa, kan gütme nedeniyle adam öldüren ve- ya öldürmeye teşebbüs eden ya da başkasını bu suçu işle- meye azmettiren kimselerin usul ve füruğlarının, kardeşle- rinin ve eşlerinin de fail ile aynı evde yaşamak koşulu ile, zorunlu nakle tabi bulunduklarını öngörüyordu (Madde 1). Anayasa Mahkemesi'nce seyahat ve yerleşme özgürlüğü ile güvenlik önleminin şahsiliği ilkesine aykırı görülerek iptal edilmiştir. Biz bu hükmün etkili bir önlem olduğu inancındayız. Fakat yasanın bu maddesi şimdilik iptal edil- diğine göre kurulmasını öngördüğümüz uzlaştırma komis- Aileler Arası Çatışmalar: Kan Davaları 119 yonu eğer a, b, c, fıkralarında belirttiğimiz hususları yerine getirmeyi başaramazsa o zaman zorunlu olarak suç işleye- ni, teşebbüs edeni veya aynı çatı altındaki usul ve füruğla- riyle birlikte göç ettirmelidir. Kuşkusuz bu da yine bir ya- sal yetkiye dayanılarak yapılmalıdır. SONUÇ Böyle çok yönlü bir olay da çok yönlü önlemleri gerektir- mektedir. Özellikle ülkemizin azgelişmiş yörelerinde görü- len bu olayların azaltılması, bu bölgelere kamu hizmetleri- nin yeterli sayıda götürülmesiyle gerçekleşebilir. Kan gütmenin kentsel bölgelerde görülmemesi de bu bölgeleri kentle bütünleştirme gereğini bir kere daha ortaya çıkar- maktadır. O halde çok yönlü bir hizmet götürümü biçi- mindeki bir yaklaşım bu bölgeleri kentle bütünleştirebilir. Özellikle bu bölgeleri kalkındırmaya yönelik çabaların yo- ğunlaştırılması önem kazanmaktadır. Sanayileşme süreci içerisinde bulunan toplumumuzda olayların kendiliğinden azaltılması, bu bölgelerin de bu sürece dahil olmasıyla sağ- lanabilir.