Ülkemizde Geleneksel Halk Hukukunda
Aileye ilişkin Uygulamalar

GiRiŞ

Hukuk, modern ve ilkel toplumlara göre farklılık gösterir.
Hukukun ne olduğu konusunda çok çeşitli tanımlar yapıl-
mıştır. Bunlardan sadece bir tanesini belirtmek bile fikir
verici olabilir. Roscoe Pound'a göre hukuk, "Siyasal ba-
kımdan organize edilmiş toplumun gücünün sistematik
olarak uygulanması yoluyla yapılan sosyol kontroldür."
Burada, siyasal bakımdan örgütlenmiş toplumdan, "Dev-
let"! anlayacak olursak çağdaş, modern toplumlarda huku-
ki işlemlerin yerine getirilmesi, devletin işlevlerindendir.
Oysaki ilkel toplumlarda ya da devletin gücünün görülme-
diği bazı çağdaş toplumlarda da hukukun varlığını gör-
mekteyiz, işte bu hukuk, halkın geleneksel olarak yaşadık-
ları toplumda yaşattıkları uyguladıkları, gayrı resmi hukuk
kurallarıdır. Geleneksel halk hukuku dediğimiz hukuk bu-
dur. Halkın kendiliğinden uyguladığı ve uyduğu kurallar

96

Türk Ailesi Antropolojisi

bütünüdür. Böylece halk kendi kendini sınırlar. Bu tür hu-
kuk, bir toplumsal denetim aracıdır. Böylece halk, uyumlu
bir biçimde hayatını sürdürür. Uyumu bozan, istenmeyen,
kuralları çiğneyen davranışlar ise cezalandırılarak toplum-
sal düzen sürdürülür. Devletin yasalan dışında kalan ve
resmi niteliği olmayan bu hukuk kurallarının kaynağı ne-
dir? Bunlar nasıl ortaya çıkmıştır? Kuşkusuz bu husus top-
lumdan topluma değişir. Kimilerinde tarihsel koşullar, ki-
milerinde etnik yapı, kimilerinde coğrafi, kimilerinde ise
dini etmenler, bu kuralların ortaya çıkmasında rol oyna-
mıştır.

Geleneksel halk hukuku da halkbiliminin önemli ko-
nuları arasında yer almış, bu konuda halkbilimcilerce araş-
tırmalar yapılmış ve yapılagelmektedir.

Çağdaş toplumlarda hukuk, kurumsallaşmıştır. Ayrı
binalarda örgütlenmiş, kendine özgü personeli oluşmuş ve
özel bir dil ile kavramlara sahip bir alandır. Oysaki gele-
neksel halk hukukunda bu tür öğelerin hepsinin bulunma-
sı şart değildir. Geleneksel halk hukukunda ahlaki kurallar
önemli rol oynamaktadır. Bu hukuk kurallarına halk ge-
nellikle uyar. Fakat yine de yüzde yüz uyum söz konusu
değildir.

işte biz bu incelememizde daha çok ülkemizde yer
alan geleneksel hukuk uygulamalarından söz edeceğiz.
Bunların çoğu kırsal kesimde hâlâ uygulanmaktadır. Böl-
gelere göre, bölgenin etnik yapısına, organizesine göre dini
uygulamalara, tarihsel koşullara bağlı olarak değişen bu
uygulamalar, modern hukukun tüm ülkeye yaygınlaştırıl-
ması ile giderek etkinliğini kaybetmektedir.

Geleneksel halk hukukunu hangi kaynaklarda bulabi-
liriz? Bir yazarımız bu kaynakları şöyle belirtiyor.1

a) Eski Türk Töresi: Islamdan önceki Türk hukuk uy-

1   A. R. Önder, "Halk Hukukunun Kaynaklan", Türk Folklor Araştırmaları,
1984.

Ülkemizde Geleneksel Halk Hukukunda Aileye ilişkin Uygulamalar

97

gulaması.

b) Halk Edebiyatı Ürünleri: Mevcut atasözlerimizin,
masallarımızın, halk öykülerimizin, destanlarımızın, söy-
lencelerimizin bir kısmı tamamen hukuki niteliktedir. Ka-
mu ve özel hukuka ilişkin birçok atasözlerimiz vardır.

c) islam Hukuku Kalıntıları: Cumhuriyetten önce ülke-
mizde uygulanan islam hukuku, bazı yönleriyle günümüz-
de halk kesiminde uygulanmaktadır, imam nikâhı örneğin-
de olduğu gibi.

ç) Bazı Yerel Gelenek ve Görenekler: Ülkemiz birçok
değişik uygarlıkların doğup yaşadığı eski bir ülkedir. Bun-
ların kalıntısı olarak nitelendirilebilecek, günümüze kadar
gelmiş bazı uygulamalar, kaynağı kesin olmamakla birlikte
hâlâ mevcuttur.

işte bu kaynaklarda halk hukukuna ilişkin uygulama-
lar bulabiliriz. Şimdi, değişik halk hukuku uygulamalarını
ele alabiliriz.

EVLAT EDİNME GELENEĞi

Toplumumuzda evlat edinme kurumu, yetişkin kişilerin
ya da çiftlerin çocuk sevgisi, yardım isteği ve acıma duygu-
su gibi çeşitli nedenlerle bir çocuğu kendi çocukları gibi
benimsemeleri, onu gözetip yetiştirme sorumluluğunu
yüklenmeleri olarak bilinir. Evlat edinme, bir sözleşmeye,
özellikle aile hukuku sözleşmesine dayalıdır. Bu konuda
Medeni Kanunun 257-258. maddelerinde yer alan evlat
edinme akdi geçerlidir.2

Evlat edinmenin kaynağında temel olarak dini inanç-
lar rol oynamaktadır. Özellikle atalara tapma dininde oca-
ğın sönmemesi amacıyla ortaya çıkmış, zamanla siyasal,
ekonomik, sosyal, ahlaki ve duygusal amaçlar ve nedenler

2  Ü. Gûrkan, "Evlat Edinme ve Beslemelerin Hukuki Durumu", Türk Hukuku
ve Toplumu Üzerine incelemeler, 1974.

98

Turfe Ailesi Antropolojisi

kurumun yaşamasında rol oynamıştır. Evlat edinenler, bu
yoldan çocuk sevgisini tatmin etmişler, kendilerine iyilik
eden, sevdikleri kişilere servetlerini bırakmışlar ve aile ad-
larını sürdürmüşlerdir. Günümüzde evlat edinmeyi haklı
kılan en önemli düşünce, kimsesiz, çaresiz, terk edilmiş
çocukların korunmasını sağlamaktır. Bu tür çocuklar, ge-
lişmeleri için en uygun ortam olan ailede şefkat, sevgi ve
ilgi görmekte, bedenen ve ruhsal yönden sağlıklı bir kişili-
ğe sahip olmaktadırlar.

Evlat edinme, evlilik dışı doğan çocukların toplum dı-
şı kalmalarını önlemiş, insanlar arasındaki dayanışma ve
yardımlaşma yönünden yarar sağlamıştır.

Evlatlık kurumu, ülkemizde Cumhuriyet döneminde
kabul edilen Medeni Kanun ile pozitif hukuk düzenine
girmiştir. Oysaki eskiden durum farklıydı.

Eski Türklerde evlat edinme geleneği vardı. Örneğin
Yakutlarda, evlat edinme, evlatlık alman ana ve babasının
izniyle olurdu. Ana babaya bu izne karşılık olarak bir mik-
tar mal verilirdi. Öksüzler de evlat edinilirdi. Evlatlık, ev-
lat edinen ailenin tam hukuk sahibi çocuğu olurdu. Yani
aileye kan ilişkisiyle bağlı çocuk gibi mirasçı olurdu. Uy-
gur Türklerinde evlatlık sözleşmesinin yazılı yapıldığı hak-
kında belgeler mevcuttur. Evlat edinenin çocuksuz olması
gerekmekteydi.

Osmanlı Imparatorluğu'nda islam hukuku geçerli ol-
duğu için, bugünkü anlamında evlat edinme kurumuna
rastlayamıyoruz.

Islamiyetten önce kadınlar nesep yönünden mirasçı
olamadıklarından, erkek çocuğıu bulunmayanlar "Ahd"
(yemin) yoluyla kendilerine erkek varis edinmekteydiler.3
Ahd, iki yolla yapılıyordu. A) Hılf, B) Tebenni.

Hılfda bir adam, diğerine "Kanım senin kanın olsun,
sen bana ve ben sana varis oluruz. Sen benimle, ben de se-

3  Ü. Gürkan, agy.

Ülkemizde Geleneksel Halk Hukukunda Aileye ilişkin Uygulamalar

99

ninle talep edebiliriz" diyerek yemin ederler, hangisi daha
önce ölürse, sağ kalan, bu yemin gereğince onun mirasçısı
olurdu. Tebenni ise, tam anlamıyla evlat edinmeyi karşıla-
maktaydı. Bir adam, başkasının oğlu için "Bunu oğul edin-
dim ve bundan böyle bu oğlanın nesebi babasından değil
bendendir" deyince, artık çocuğun nesebi, tebennide bulu-
nana, yani evlat edinene nisbet edilir ve onun mirasçısı ka-
bul edilirdi. Taraflar arasında gerçek bir akrabalık yarattı-
ğından, tebenni, bir evlenme yasağı oluştururdu. Tebenni,
Islamiyetin ilk yıllarında da uygulanmıştır.

Evlat edinme, Kuran tarafından yasaklanmıştır. Ahzab
suresinin dördüncü ayeti "Allah evlatlıklarınızı oğullarınız
kılmamıştır. O, sizin ağzınızda lafızdır" hükmünü koy-
muştur. Evlatlıklar da miras dışı bırakılmıştır.4

Tebenni, hukuki sonuç doğurmasa bile Osmanlı Im-
paratorluğu'nda yaşamakta devam etmiştir.

Medeni Kanuna göre en az kırk yaşında olan kadın er-
kek, herkes evlat edinebilir. Evlilik dışı çocuklar, akraba-
lar, evlat edinilebilir.

Toplumumuzda ayrıca "Beslemelik" adı altında yaşa-
yan ve tamamen geleneksel hukuka giren bir uygulama da
vardır. Varlıklı aileler, yoksul ailelerin çocuklarını ya da
öksüz, yetim çocukları küçük yaşlarda "Besleme", "Evlat-
lık" gibi adlar altında yanlarına alıp, hizmetleri karşılığın-
da bakıp yetiştirmişler, büyüyünce evlendirmiş ya da iş
güç sahibi etmişlerdir. Bazı aileler, bunları bir miktar okut-
muşlardır. Bu tür çocuklara evlat muamelesi yapılmamış
olsa da, hiç olmazsa hizmetçi muamelesi yapılmamıştr. Fa-
kat bazı aileler, beslemeleri de kendi çocukları gibi saymış-
lardır. Yardımsever kişiler, "Evlatlık" olarak yanlarına al-
dıkları bu çocukları sefaletten, terk edilmişlikten, suç
işlemekten kurtarmışlardır. Fakat toplumumuzda bir kı-
sım besleme kızlar da köylerden devşirilerek, boğaz toklu-

4  Ü. Gürkan, agy.

100

Türk Ailesi Antropolojisi

Ülkemizde Geleneksel Halk Hukukunda Aileye ilişkin Uygulamalar

101

ğuna evlerde çalıştırılmış, evin çocuklarına baktırılmış,
ağır işlerde çalıştırılmış hizmetçiler niteliğindeydiler. Bu
tür aileleri, komşuları daima kınamışlardır.

Besleme olarak alınan çocuğun ana babasına, yakınla-
rına ya da kendisine aylık olarak bir miktar ödeme yapılır.
Beslemelerin durumu, Medeni Kanunda yer alan evlatlık-
tan tamamen farklıdır. Beslemenin hukuki durumu, onun
ana babası ile beslemenin çalıştığı ailenin yaptıkları bir an-
laşmaya dayalıdır. Beslemeleri yanında bulunduranların
borç ya da sorumlulukları vicdani olup, yaptırımını ahlak
kuralları oluşturur. Hukukçuların çoğu, beslemelerin hu-
kuki durumunu Borçlar Kanunu 314. maddede sözü edi-
len hizmet akdi olarak görürler.

BOŞANMA

Geleneksel hukukumuzda boşanma, islam Hukuku ile Me-
deni Hukuk ayrımına göre farklılaşır. Köylerimizde islam
Hukukunun uygulandığı yörelerde boşanma, temel olarak
kocaya tanınmış bir haktır. Koca, bu hakkını keyfi bir bi-
çimde kullanabilir. Boşanmada hiçbir resmi müdahale söz
konusu değildir. Kocanın "boş ol" biçimindeki iki sözü
boşanmak için yeterlidir. Oysaki modern hukuk sistemle-
rinde boşanma, eşlerin sağlığında onlardan birinin ya da
her ikisinin istemi üzerine, yasada saptanmış olan belli ne-
denlere dayanarak mahkemece verilecek bir karar gereğin-
ce elde edilir, işte günümüzde geçerli olan boşanma kural-
ları, Medeni Kanuna göre böyle bir anlayışı temsil etmek-
tedir.

islam hukuku da boşanmayı kabul etmiştir. Yalnız,
önemli nedenlere dayanmayan boşanma, günah sayılmış-
tır.

islam hukukunda boşanma, "Talak" kavramı ile ifade
edilir. Talak, hukukta kocanın tek taraflı iradesiyle hiçbir

neden göstermeksizin ve hiçbir resmi makama başvurmak-
sızın evlenmeye son verme yetkisini ifade eder. Bu nedenle
modern hukuka ters düşer.

Köylerimizde boşanma oranı kentlere göre azdır. Bu-
nun kültürel, toplumsal pek çok nedeni vardır. Bunlardan
birkaçına değinelim.5

a) Kırsal kesimde evlenme, sadece iki bireyi değil, fa-
kat iki hane halkını ilgilendiren bir husustur. Böylece bo-
şanma da iki hane halkını ilgilendirir, eşler, akrabaların-
dan habersiz boşanma karan alma yetkisine sahip değildir.

b) Akraba evliliklerinde yine, tarafların akraba oluşu
boşanmayı engeller.

c) Verilen başlık parası, erkeğin boşanma isteğini en-
geller. Yeniden başlık parası vererek evlenemeyeceği için
boşanmayı göze alamaz.

ç) Çokeşli evliliğin mevcut olduğu kırsal yörelerde bo-
şanma gerekli değildir. Eski eşinin evden ayrılmasına ge-
rek kalmadan erkek yeni bir kadını eve getirebilir.

d) Kırsal kesimde eşlerden birinin boşanması, ikinci
evlilik yapma şanslarını azaltır. Bu husus, kadın için daha
geçerlidir.

e) Köyde toplumsal normların açıklığı, güçlü oluşu,
toplumsal denetimin etkin oluşunu gerektirmiştir. Toplu-
mun türdeş, tek türden oluşu da evlilikte istikrar sağla-
makta ve boşanma azalmaktadır.

O islam geleneğine göre evliliğin kutsallığı da boşan-
mayı engellemiştir.

g) Medeni Kanunla boşanma, bir ölçüde güçleşmiştir.
îslam hukukuna göre uygulamada çok kolay olan boşan-
ma, Medeni Kanuna göre zorlaşmıştır. Bu nedenle de kır-
sal kesimde boşanma azalmıştır. Erkeğin, kadına para ver-
mek zorunda oluşu da bu hususta rol oynamaktadır.

5  N. Berkes, Bazı Ankara Köyleri Üzerine Bir Araştırma, Ankara, 1940.

ÇEYiZ SENEDİ

Anadolu'nun birçok yerinde çeyiz sergilemesi geleneği var-
dır. Çeyiz sergileme, bazı yerlerde kızın evinde, bazı yer-
lerde düğün sırasında damadın evinde yapılır. Rize dolay-
larında düğün günü düğün evine komşular gelirler, çeyizi
görürler. Rize'de Cumaya rastlayan bu güne "Paça Günü"
denir. İsparta Barla bucağında yine Cumaya rastlayan bu
güne "Gelin ertesi" denir.6 Komşu kadınlar damadın evine
çeyiz görmek için davet edilir. Çeyizin tören havası içinde
sergilenmesinin amacı kanıt saptanmasıdır. Yani boşanma
durumunda anlaşmazlık çıktığı zaman kızın eşyasının ka-
nıtlanması için tanık hazırlanmış olmaktadır. Bu işlem, ba-
zı yerlerde yazılı olarak yapılır. Çeyiz senedi hazırlanır.7 Se-
net niteliğindeki bu kâğıtta, çeyiz olarak verilen malların
tek tek miktarı yazılıdır, iki taraftan kurulan bir heyet
önünde imzalanır ve anlaşmazlık konusunda resmi bir bel-
ge yerine geçer. Bu listelerde miktarlar yüksek tutulur. Sa-
rıkamış Başköy'deki düğünlerde "Teçhizat varakası" dü-
zenlenir.8 Gelinin ve damadın eşyası ayrı sütunlar halinde
yazılır, her birine kıymet konur. Altını iki tarafın vekilleri
ve şahit sıfatıyla imam ve muhtar imzalarlar. Bu belge, ba-
şanma durumunda gelinin eşyasını alıp götürebilmesinin
sağlanması amacıyla yapılır.

MİRAS UYGULAMALARI

Ülkemizde Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden önce
miras, şeriat hükümlerine göre dağıtılmaktaydı. Mal, kız
ve erkek kardeşler arasında farklı biçimde dağıtılırdı. As-
lında bu, çok karmaşık bir sistemdi. Birkaç örnek verelim:
Ölen kişinin bir karısı ve üç oğlu varsa bu dört hisse, ferai-

6	S. Kazmaz, "Milli Hukuk ve Folklor", Türk Folklor ve Holfe Edebiyatı, 1984.

7	M. Tezcan, Kültürel Antropoloji Açısından Başlık Parası Geleneği, 1981.

8	P. Magnarella, The Peasant Venture, 1979.

Ülkemizde Geleneksel Halk Hukukunda Aileye tlifkin Uygulamalar	103

ze göre şöyle pay edilirdi: 1/4'ü karısına, diğer pay oğullara
eşit olarak dağıtılırdı.

Bir başka örnekte, tek oğul ve karısı varsa 8 pay kabul
edilir, 1/8'i kadına, geri kalan 7 pay oğula düşerdi.

Yine bir örnekte, ölenin babası, karısı ve iki oğlu var-
sa, 48 hisse üzerinden, 6 hisse karıya, 8 hisse babasına,
17'şer hisse de oğullarına düşerdi. Elazığ Hal Köyü'nde kız
çocuğa yarım, oğula bir hisse, eşe ise 1/8 hisse düşen bir
uygulama vardı. Ayrıca, tek kız çocuğu olan ailelerde ma-
lın 3'ü kıza, l'i de ölenin erkek kardeşine, yani amca ve
oğulları gibi erkek tarafı akrabalarına verilirdi.

Türk Medeni Kanununun kabulü ile erkek ve kız evla-
dın aynı oranda miras alması kabul edilmiştir.9 Gerçeklik-
te bu böyle olmaz. Fakat kızlara yine de daha az pay veri-
lir. Bazı köylerde geleneksel olarak muhtar, imam, köy
ileri gelenleri bir araya gelerek mülkü oğullar arasında eşit
olarak bölerler. Yahutta bazı köylerde akraba ve büyükler-
den oluşan bir heyet önünde mal paylaşılır. Kızlara da uy-
gun bir miktar verirler. Bu miktar, daima erkeklerinkinden
azdır. Çünkü kız, babasının malını alıp el oğluna götüre-
cektir. Bu durum baba ocağının yoksullaşmasına neden
olur. Eğer kızlar itiraz ederlerse mahkemeye başvurarak
eşit haklarını alırlar. Fakat bu işin uzun sürmesi, kentten
takip edilmesi nedeniyle kendi aralarında çözümlemeleri
daha yaygındır. Bununla birlikte, son yıllarda kızların
mahkemeye başvuruları artmıştır. Mahkemeye başvuranlar
eskiden çevre tarafından da ayıplandığı için, kızlar hakları-
na razı oluyorlardı. Kız, kendi hissesini satmak isterse, oğ-
lan kardeşleri para ya da menkul eşya vererek onun hisse-
sini satın alırlar. Köyden kente gidenlerin bir kısmı ise
tarla ve bahçedeki haklarından vazgeçerek hisselerini kar-
deşlerine bırakmaktadırlar.

Sonuç olarak, mirasın eski yasaya göre bölünüşü ile

9 A. Eserpek, Sosyal Kontrol, Sapma ve Sosyal Değişme.

104

Türk Ailesi Antropolojisi

yeni yasaya göre bölünüşü arasında büyük bir fark yoktur.
Yani bu konuda yasadan çok, gelenekler egemendir. Örne-
ğin Ankara köylerinde çocukların annesi, malın daima
dörtte birini alır. Kız evlada para ve eşya verilir. Tarla ve
ev vermek istenmez. Erkek çocukların pay alırken eşit alış-
larında yaş farkı gözetilmez.

Mal üleşmelerde ailelerde sık sık kavgalar, kırgınlıklar
olur. Bu konularda cinayetler bile işlenir. Baba malı çok
değerli sayıldığı için herkes payını almak ister. Mal bölü-
şümü konusundaki kırgınlıklar, ağız kavgaları yıllarca sü-
rüp gider.

Bazı köylerimizde hayatta iken malının bir kısmını va-
rislere bölmek geleneği vardır.

YASAK İLİŞKİLER

Yasak ilişkiler daha çok, evlilik dışı ilişkilerdir. Köyleri-
mizde metres hayatına kesinlikle müsaade edilmez. Fakat
sadece dini nikâhla evlenmiş aileler toplumumuzda azal-
mış olmakla beraber, yine de mevcuttur. Bunlar arasında
yasa nazarında meşru evlilik sayılmaz. Fakat köylü bu tür
evlilikleri meşru sayar. Köyde gayn meşru ilişkilere yer ve-
rilmemesinin bir nedeni dinidir. Müslümanlık bu tür iliş-
kileri kabul etmez, günah sayar. Ayrıca bu konularda top-
lumsal denetim oldukça güçlüdür. Toplumun bu tür ilişki-
lere geleneksel olarak da hoşgörüsü yoktur. Ayrıca bu tür
ilişkiler, yasal engellerle de sınırlandırılmıştır. Bu nedenle
köylerde bu tür ilişkiler olsa da, genellikle gizli olarak ya-
pılır. Açıktan açağa yapılmaz. Örneğin zina yapan kadının
durumu açığa çıktıktan sonra artık o köyde kalması müm-
kün değildir. Bu tür ilişkilerde bulunan erkeklere de iyi
gözle bakılmaz, ayıplanır. Bu yüzden köylerde cinayetlere
ve kavgalara rastlayabiliriz. Bekâr gençlerin sevişmeleri de
açıktan açığa olmaz.10

10 N. Erdentug, Hal Köyû'nûn Etnolojik Tetkiki, 1956.

EVLENME HUKUKUNA iLiŞKiN
GELENEKSEL UYGULAMALAR

Evlenme hukuku çok geniş ve farklı uygulamaları olan bir
konudur. Burada en yaygın olan birkaç örneği ele alacağız.

a) Kız Kaçırma: Ceza yasamızda kız kaçırma yasaklan-
mıştır. Bununla birlikte geleneksel olarak bu yola hâlâ baş-
vurulmaktadır. Kızın babasının istediği başlı parasını vere-
meyen genç, ya kızla anlaşacak ya da onu zorla kaçırarak
evlenmesi olayıdır. Burada ekonomik etmenler rol oyna-
maktadır. Genç, başlık parasını verecek ekonomik güce sa-
hip değildir. Bir başka neden de, kızın ana babasının da-
mat adayım beğenmemeleri ya da çeşitli nedenlerle ona
vermek istememeleridir. Kız da anne babasının seçtiği ada-
yı beğenmez ve kendi seçtiği gençle kaçar.11

b) Çok Eşli Evlilik: Geleneksel hukukta islam dinine
göre bir erkeğin birden çok kadınla evlenebilmesi müm-
kün olduğu için modern hukuka ters düşen bir evlilik biçi-
mi olan çok eşli evlilik uzun yıllar ülkemizde uygulanmış-
tır, imam nikâhı ile birden çok kadınla evlenmek mümkün
olmuştur. Halk bu tür evlilikleri meşru saymıştır. Devlet
de zaman zaman çıkardığı çeşitli yasalarla bu tür evlilikler-
den doğan çocukları meşru saymış ve nüfusta ana ve baba-
lan üzerine yazılmalarını sağlamıştır.12

SONUÇ

Görüldüğü gibi Türk toplumunda geleneksel hukuk uygu-
laması son derece zengin ve çeşitlidir. Kuşkusuz bunda ta-
rihsel geleneğimiz, Anadolu'nun sosyal ve etnik yapısı,
din, geniş rol oynamıştır. Burada ele aldığımız örnekler

-11     t. Yasa, Türkiye'de Kız Kaçırma Gelenekleri, 1962.
12     A. Eserpek, age.

kuşkusuz tam değildir. Sadece çok belirgin olan temel ör-
nekleri ele aldık. Anadolu'nun çeşitli yörelerinde bu konu-
da daha nice örnekler vardır. Bunun için bu alanda bilim-
sel araştırmalara gereksinimimiz var. Bu konuda
çalışmalar yapılmamıştır.

Şu da bir gerçektir ki, toplumsal değişme süreci içeri-
sinde mevcut geleneksel değerlerimiz de değişmekte ya da
ortadan kalkmaktadır. Bu alanda toplumumuz geliştikçe
modern hukuk uygulamaları yaygınlaşmaktadır. Bununla
birlikte, hâlâ yaşayan geleneksel halk hukukumuzu sapta-
mak, onu yeterince anlamak ve yorumlamak Türk kültürü
için gerekli bir uğraşı alanıdır. Özellikle geleceğe yönelik
hukuk düzenlemeleri çalışmalarında toplumumuzun bu
alandaki deneyimlerinden yararlanmamız bakımından ge-
leneksel halk hukukunun saptanmasında yarar vardır. Mil-
li kültür temeline dayalı, toplumla uyum halindeki yasalar,
kuşkusuz huzur, mutluluk, hak ve adaletin gerçekleştiril-
mesi açısından önemli bir role sahiptir, işte bu nitelikteki
yasaların kaynağı, geleneksel halk hukukudur. Milli hu-
kuk gerçekleştirilmesi çabalarında geleneksel halk huku-
kunun bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gerekir.