Kapak

İçindekiler

Önsöz (1. Basım)

Önsöz (2. Basım)

I. BÖLÜM: DİN İLE BİLİMİN BAĞDAŞMAZLIĞI
 - Dinsel Bağnazlık İle Bilim
 - Dinsel Bağnazlıkta Tehlikeli Olan Nedir?
 - Pozitivist Yaklaşım Gerçekçi miydi?
II. BÖLÜM: EVRİM DÜŞÜNCESİ
 - Evrim Düşüncesinin Kökeni
 - Evrim Düşüncesinin Öncüleri
 - Lamarck Kuramının yetersizliği
 - Darwin Kimdir, Bilimsel Devrimi Nasıl Algılandı?
III. BÖLÜM: DARWİNCİLİKTE YETERSİZLİKLER
 - "Yaşam Savaşımı" Üzerine Yorumlar
 - "Darwincilik"ten Ne Anlıyoruz?
 - Kalıtım Bilimi
 - Doğal Seleksiyonun Bilimsel Konumu
 - Evrim Rastlantı Varyasyonlarla Açıklanabilir mi?
IV. BÖLÜM: EVRİM KURAMININ BİLİMSEL KONUMU
 - Evrim Kuramına Tepkilerin Kaynağı
 - Fosillerden Ne Öğreniyoruz?
V. BÖLÜM: YAŞAMIN KÖKENİ
 - Nesnelerin Kökeni
 - Canlı Cansız Ayırımı
 - Gizemli Kavramların Sonu mu?
VI. BÖLÜM: İNSANIN BİYOLOJİK EVRİMİ
 - Teolojinin Duyarlılığı
 - Maymunla İnsanın Yakınlık Derecesi
 - Homo Habilis, Homo Eractus... Sonrası?
 - Evrim Sürekli Bir İlerleme midir?
VII. BÖLÜM: İNSANIN KÜLTÜREL EVRİMİ
 - İnsanın Doğadaki Konumu
 - İnsanla Hayvan Arasında Psikolojik Benzerlik
 - Kültürel Yaşamın Temeli
 - Düşünce Fizyolojiye İndirgenebilir mi?
VIII. BÖLÜM: TANRISAL DİZAYN
 - Tanrısal Varlığın Kanıtı: Doğal Düzenlilik
 - Doğal Seleksiyon Düzeni
 - Voltaire'in İsyanı
IX. BÖLÜM: YARATILIŞÇI SAVLAR VE TAKTİKLER
 - Yaratılış Tezinin "Bilimsel" Kanıtları
 - Çarpıtma Taktikleri
 - Mutasyon ve İşlevi
 - Doğal Seleksiyon Gelişmeye Elvermez mi?
 - Evrim Düşüncesi Bir Din midir?
X. BÖLÜM: İDEOLOJİ BUYRUĞUNDA BİLİM
 - Marxizm Açısından Kalıtım Bilimi
 - İdeolojinin Buyruğuna Giren Bilim
XI. BÖLÜM: BİLİM VE İDEOLOJİ
 - Bilim İle İdeoloji Bağdaşır mı?
 - Bilimin İdeolojik Olduğu Savı
 - Bilim Felsefesinden Beklediğimiz
XII. BÖLÜM: BİLİM İLE DİN
 - Bilim İle Dinin Çatışma Alanı
 - Teolojinin Bilimsellik Savı
 - Uzlaşma Olanağı Var mı?
EK METİNLER
 1. Charles Darwin: Kişiliği ve Bilimde Devrimsel Atılımı
(Cemal Yıldırım)

 2. Darwincilik: Tepkiler ve Eleştiriler
(Cemal Yıldırım)

ÇEVİRİ METİNLER
 3. Darwincilik Yıkıldı mı?
(Julian Huxley)

 4. 19. Yüzyıl Düşünce Dünyasında Darwin
(Bertrand Russell)

 5. Darwin'e Övgü
(Stephen Jay Gould)

 6. Düşünce Tarihinde Darwin'in Yeri
(Benjamin Farrington)

 7. Bilim Adamı Darwin: Bir Değerlendirme
(Jonathan Howard)


Bibliyografya






EK: 2

DARWİNCİLİK: TEPKİLER VE ELEŞTİRİLER
(1)

Cemal YILDIRIM



    Bilim tarihinde hiçbir kuram Darwincilik ölçüsünde "ideolojik" çatışmalara yol açmamıştır. Türlerin Kökeni'nin yayınından günümüze değin geçen yaklaşık 150 yıl boyunca evrim kuramı, "bilimsel" diyebileceğimiz eleştirilerin yanı sıra, kimi kez saldırıya dönüşen tepkilere uğramıştır. Başlangıçta kuramı alaycı bir dille hafife alan bağnaz çevrelerin zamanla tutumlarını sertleştirdiği, Darwin'i nerdeyse bir 'şeytan', evrim düşüncesini bir "safsata" diye karalama yoluna gittiklerini görüyoruz. Öyle ki, çok geçmeden canlı dünyadaki değişim sürecine ilişkin bir kuram din ve bilim arasında amansız bir çatışma konusu olur. Teologların gözünde evrim kuramı kutsal öğretiyi düpedüz yadsıma demekti. Bu saygısızlığa seyirci kalınamazdı. Gerçi onlar, 17. yüzyılın başlarında Bruno'yu ateşte yakan, Galileo'yu ileri yaşına karşın ömür boyu ev hapsine mahkûm eden engizisyon yöntemiyle Darwin'i yargılama gücüne sahip değillerdi artık. Ama Darwinciliği lanetleme, sorunu çarpıtma yolunda açtıkları kampanyayı daha sinsice yürütebilirlerdi. Bu kampanya, "yaratılışçılık" adı altında günümüzde de sürdürülmektedir. Son yıllarda ülkemizde de etkinlik gösteren bu akımın, oportünist kesimlerin de desteğiyle, ortaöğretim ders kitaplarına uzanan bir etki alanı oluşturduğunu biliyoruz.


    Kuramın Temel Kavramları

    Bu yazıda tüm güncelliğine karşın sorunu bu yanıyla ele almayacağız. (2) Evrim kuramına yöneltilen daha nesnel eleştirilere, kimi bilim adamlarında da kendini açığa vuran bir doyumsuzluğa değinmek, kurama bilimsel yeterlik yönünden bakmak istiyoruz. Ama önce, günümüzdeki anlamında Darwincilikten ne anladığımızı kısaca belirtmeliyiz. Aşağıda sıralanan dört noktanın kuramı özetlediği söylenebilir:

    1) Evrimleşme: Tüm organizmalar hemen her alanda basit ya da daha ilkel canlı bir form ya da formlardan evrimleşerek oluşmuştur. (Toplanan çok sayı ve çeşitte gözlemsel verilerle kanıtlanan bu genelleme, kilisenin resmi görüşünü yansıtan "türlerin değişmezliği" öğretisine doğrudan ters düşmektedir.)

    2) Varolma savaşımı: Canlılarda üreme, sınırlı çevre ve beslenme olanaklarını aştığından, bireyler arasında yarışma, dahası varolma savaşımı kaçınılmazdır (19. yüzyıl liberal ekonomisinin kıyasıya yarışma özelliğini yansıtan bu sav, yalnız kilisenin değil, hümanist eğilimli çevrelerin de tepkisini çekmiştir).

    3) Varyasyonlar: Aynı türü oluşturan bireyler bile tekdüze değildir; özelliklerinde çeşitli bakımlardan yapısal farklar taşırlar. En önemlilerini mutasyonların oluşturduğu bu farklar olumlu ya da olumsuz yönden çevre koşullarına uyumu etkileyici nitelikte olabilir (Bu gözlem, varolma savaşımı savı ile birleştiğinde, Darwin'in "doğal seleksiyon" diye bilinen ve kuramının özünü oluşturan ilke ortaya çıkmaktadır).

    4) Doğal seleksiyon: Varolma savaşımında çevreye uyum sağlamada yetersiz kalan bireyler ayıklanır, üstünlük kuranlar çoğalmayı sürdürür; öylece, uzun sürede daha yetkin, daha karmadık türlere yol açılmış olur.

    Evrimi bir olgu olarak varsayan, bu olguyu doğaüstü bir güç ya da 'dizayn'a başvurmaksızın açıklama yoluna giden doğal seleksiyon ilkesi, mutasyon veya rastlantı varyasyonlar üzerinde çalışan, kalıtsal özellikleri bir tür denetim altında tutan, salt mekanik bir düzenektir. Geleneksel koşullanmalara ters düşen öyle bir yaklaşımın geniş tepkilere yol açması beklenmeyen bir olay değildi, kuşkusuz. Nitekim, evrim kuramını nerdeyse Darwin'le aynı zamanda ortaya koyan Wallace beklenen tepkiyi yumuşatmak için şöyle bir açıklamada bulunma gereğini duymuştu: "Darwincilik dayandığı mantığın en aşırı yorumunda bile insanın ruhsal doğasını yadsımayı değil, tam tersine, doğrulamayı içermektedir." Ne var ki, bu türden sözler inandırıcı olmaktan uzaktı. Darwin'in tezi yorum gerektirmeyecek kadar açıktı: Tüm canlılar gibi insan da salt mekanik bir sürecin ürünüydü; Tanrısal yaratış değil, doğal seleksiyon söz konusuydu.

    19. yüzyıl bilimcilerinin coşkuyla kucakladıkları Darwincilik kimi bilim adamlarıyla entelektüellerin de kolayca içlerine sindiremedikleri bir görüştü. Örneğin, dönemin Dublin Üniversitesi Biyoloji Profesörü Haughten, Darwin'i bir tür şarlatanlıkla suçluyordu: "Darwin'in kuramında yeni olan her şey yanlıştır; doğru olan da zaten bildiğimiz şeyler!" Yazın dünyasının ünlülerinden Chesterton'un yargısı daha da kırıcıydı: "Darwin kuramı bir zehirdir; dünyanın bugün içine düştüğü ruhsal bunalımın başlıca nedeni bu zehirdir."


    Bazı Bilimsel Eleştiriler

    Bunlar çoğunluk ölçü dışı duygusal tepkiler. Şfmdi gelelim "daha ussal" diyebileceğimiz eleştirilere.

    Yüzyılımızın başından bu yana giderek belirginleşen bu eleştirileri iki kümede toplayabiliriz: a) Kimi bilim adamlarında kendini açığa vuran duyumsuzluk; b) Bilim felsefesi açısından duyulan yetersizlik.

    a) Baştan beri yürürlükte kalan bir eleştiri, kuramın, canlılığın (hücre ya da organizma formunda) İlk nasıl ortaya çıktığını açıklamadığına ilişkindir. Bugün de gizemini koruyan ve spekülasyon çerçevesinde tartışılan bu olay aslında evrim kuramının kapsamı dışındadır. Ne Darwin'in, ne de onu izleyen bilim adamlarının kurama o genişlikte bir işlev yükledikleri söylenebilir. Kuramla geliştirilen açıklama, biyolojinin hemen tüm dallarındaki çalışmalara ışık tutmakla birlikte, evrim süreciyle sınırlıdır.

    Bilimsel açıdan bir başka eleştiri de canlı dünyanın bir çatışma bir varolma savaşımı olduğu savına ilişkindir. Gerçekten, organizmaların, özellikle ileri gelişmişlik düzeylerinde dayanışma, dahası "işbirliği" diyebileceğimiz davranışlar da sergilendiğini gösteren güvenilir pek çok gözlem ortaya konmuştur. (3) Ne var ki, Darwin'in bu olayın farkında olmadığı da söylenemez. Eleştirinin gerekçesini Darwin in oldukça esnek ve duraksamaya yer veren yaklaşımında değil, gözleri varolma savaşımıyla büyülenmiş militan Darwincilerin katı tutumunda aramak gerekir.

    Daha önemli bir üçüncü eleştiri doğal seleksiyonun açıklayıcı bir ilke olarak yetersizliğine ilişkindir. Buna göre, amipten insana uzanan tüm aşamalarında canlılar, fizik ve kimya çözümlemelerine elvermeyen olağanüstü bir düzen, ereksel bir eğilim sergilemektedir. Bunun, rastlantı varyasyonlar üzerinde mekanik bir düzenek olan doğal seleksiyonla açıklanması olanaksızdır. Örneğin, insan gözünü alalım. Yapı ve işleyişi bu denli karmaşık, ince ve yetkin dokunmuş bir organın, belli bir amaca yönelik hiçbir yaratıcı güç içermeyen salt mekanik ve düzenekle oluştuğu olası mıdır? Sanat, felsefe ve bilim çalışmalarıyla uygarlıklar yaratan insanın doğal seleksiyonla evrimleştiği yeterli bir açıklama olabilir mi? Annenin yavru sevgisini, hiçbir ruhsal öğe içermeyen "kör" bir düzenekle açıklamaya olanak var mıdır?

    Biyologların (bu arada Darwincilerin) bu tür sorulara doyurucu yanıt verdiklerini söylemek güçtür, kuşkusuz. Ancak bilim adamlarının "elan vital", "entellechy", "Tanrısal dizayn" türünden gizemli kavramlarla getirilen sözde açıklamaları da geçerli saymaları beklenmemelidir. Son yıllarda ortaya atılan, kimi bilim adamlarının da sıcak baktığı "kendiliğinden düzenlenme" (self-organization) kuramının da henüz kurgusal bir hipotez olmanın ötesinde bir ağırlık taşıdığı kolayca söylenemez. (4) Darwincilik açıklama bakımından kimi soruları yanıtsız da bıraksa, yerleşik bilimsel normlar açısından geçerliliğini sürdüren bir kuramdır; daha kapsamlı ve doyurucu alternatif bir kuram ortaya çıkmadıkça biyoloji alanındaki paradigma konumunu yitirmesi beklenemez.


    Felsefi Eleştiriler

    b) Darwinciliğe bilim felsefesi açısından yöneltilen eleştiriyi ise kısaca şöyle belirtebiliriz:

    Darwincilik bilimsel bir kuram olmaktan çok metafiziksel bir öğretidir. Bilimselliğin asal ölçütü olgusal yoklanabilirliktir. Oysa Darwinciliğin öyle bir teste elverdiği söylenemez. Başka bir deyişle Darwinciliği doğrulayan pek çok olgusal veriler gösterilebilir, gösterilmiştir de. Ama bilimselliğin ölçütü doğrulanmaya değil yanlışlanmaya elverişliliktir. Darwinciler kuramlarının hangi olası gözlem sonuçlarıyla yanlışlanabileceğini ortaya koymuş değillerdir..

    Çağımızın seçkin bilim felsefecisi Karl Popper'in dile getirdiği bu eleştiriye tümüyle katılmaya olanak yoktur. Evrim kuramının olgusal yoklanmaya yeterince elvermediği doğru olsa bile metafiziksel olduğu, yerinde bir niteleme değildir. Kendisinin de belirttiği gibi evrim kuramı pek çok yönden paha biçilmez değerde bir dizgedir. "Bu kuram olmasaydı," diyor Popper, "Darwin'den sonra hızla artan bilgi birikimimizde hangi düzeyde kalırdık bilmiyorum... Kuram gerçi metafizikseldir, ama somut ve pratik birçok araştırmaya tuttuğu ışık göz önüne alındığında büyük değeri yadsınamaz. Yeni bir çevreye uyum sağlama konusunu incelemeye olanak vermekte, uyum kurma düzeneğine ışık tutmakta, dahası, evrim sürecinin dayandığı düzeneği anlamamızı sağlamaktadır. Üstelik, tüm bu işlevler bakımından Darwincilik sahip olduğumuz tek inandırıcı kuramdır... Kuramın nerdeyse evrensel boyutlara ulaşan saygınlığının nedeni de budur." (5)


    Evrim Kuramının Değeri

    Bir noktanın özelikle vurgulanması gerekir. Darwincilik sıradan bilimsel bir kuram değildir. Kuramın dünya görüşümüz üzerinde bilimsellik sınırını aşan derin etkileri olmuştur. Evrim kuramı alanında tanınmış bir otorite olan Julian Huxley'in aşağıda aktardığımız sözleri kuramın değerini daha geniş bir perspektifte dile getirmektedir:

    "Evrim kuramı, insanın kendisi, doğaya ilişkin genel anlayışı,doğa içindeki konumu bakımından da önemli içeriklerle yüklüdür. Bu kuramla birlikte insanın geçmişte aradığı Altın Çağ yokluğa karıştı; durağan yaşam beklentisi değişen, yeniliğe açılan, ilerleyen bir yaşam anlayışına bıraktı; geçmişten gelen, geleceğe açılan yaşam serüvenimiz gözümüzde binlerce kat büyüdü.

    Newton, hareketin genel ilkelerinin yersel nesneler gibi göksel nesneleri de kapsadığını göstermişti. Darwin de yaşam savaşımı, doğal seleksiyon, onlara bağlı çevreye uyum gibi birkaç basit ilkeyle insanın canlı dünyanın; maymundan çiçeğe, bakteriden amibe uzanan değişen ve kaçınılmaz ortak bir ağın parçası olduğunu ortaya koydu. Newton fiziğinin temel ilkelerinin şimdi yerini daha kapsamlı ilkelere bıraktığını biliyoruz (gerçi o ilkeler belli bir düzeyde uygulama geçerliklerini tümüyle korumaktadır). Darwin'in ilkelerine gelince, ayrıntılarında daha büyük değişikliklere uğramakla birlikte, bunların yerini başka temel ilkelere bırakacağı zayıf bir olasılıktır. Evrimsel biyolojinin sürgit Darwinci kalmayacağını gösteren hiçbir belirti görmüyoruz ortada." (6)


- Yazıya dönüş -


1) Bu yazı, BİLİM ve ÜTOPYA dergisinin Aralık 1994 sayısında yayımlanmıştır.
2) Bu konuda, gerekli açıklama kitabın ana bölümünde verilmiştir.
3) Bkz. s. 47-49.
4) Bkz. C, Yıldırım, "Bilimsel Yöntemin Yeterlik Sorunu", Felsefe Tartışmaları, 16. kitap, 1994.
5) K. Popper, Unended Ouest, Fontana-Collins, 1976, s. 171.
6) J. Huxley, Man in the Modern World, A Mentor.Book, 1955, s.176.