Kapak

İçindekiler

Önsöz (1. Basım)

Önsöz (2. Basım)

I. BÖLÜM: DİN İLE BİLİMİN BAĞDAŞMAZLIĞI
 - Dinsel Bağnazlık İle Bilim
 - Dinsel Bağnazlıkta Tehlikeli Olan Nedir?
 - Pozitivist Yaklaşım Gerçekçi miydi?
II. BÖLÜM: EVRİM DÜŞÜNCESİ
 - Evrim Düşüncesinin Kökeni
 - Evrim Düşüncesinin Öncüleri
 - Lamarck Kuramının yetersizliği
 - Darwin Kimdir, Bilimsel Devrimi Nasıl Algılandı?
III. BÖLÜM: DARWİNCİLİKTE YETERSİZLİKLER
 - "Yaşam Savaşımı" Üzerine Yorumlar
 - "Darwincilik"ten Ne Anlıyoruz?
 - Kalıtım Bilimi
 - Doğal Seleksiyonun Bilimsel Konumu
 - Evrim Rastlantı Varyasyonlarla Açıklanabilir mi?
IV. BÖLÜM: EVRİM KURAMININ BİLİMSEL KONUMU
 - Evrim Kuramına Tepkilerin Kaynağı
 - Fosillerden Ne Öğreniyoruz?
V. BÖLÜM: YAŞAMIN KÖKENİ
 - Nesnelerin Kökeni
 - Canlı Cansız Ayırımı
 - Gizemli Kavramların Sonu mu?
VI. BÖLÜM: İNSANIN BİYOLOJİK EVRİMİ
 - Teolojinin Duyarlılığı
 - Maymunla İnsanın Yakınlık Derecesi
 - Homo Habilis, Homo Eractus... Sonrası?
 - Evrim Sürekli Bir İlerleme midir?
VII. BÖLÜM: İNSANIN KÜLTÜREL EVRİMİ
 - İnsanın Doğadaki Konumu
 - İnsanla Hayvan Arasında Psikolojik Benzerlik
 - Kültürel Yaşamın Temeli
 - Düşünce Fizyolojiye İndirgenebilir mi?
VIII. BÖLÜM: TANRISAL DİZAYN
 - Tanrısal Varlığın Kanıtı: Doğal Düzenlilik
 - Doğal Seleksiyon Düzeni
 - Voltaire'in İsyanı
IX. BÖLÜM: YARATILIŞÇI SAVLAR VE TAKTİKLER
 - Yaratılış Tezinin "Bilimsel" Kanıtları
 - Çarpıtma Taktikleri
 - Mutasyon ve İşlevi
 - Doğal Seleksiyon Gelişmeye Elvermez mi?
 - Evrim Düşüncesi Bir Din midir?
X. BÖLÜM: İDEOLOJİ BUYRUĞUNDA BİLİM
 - Marxizm Açısından Kalıtım Bilimi
 - İdeolojinin Buyruğuna Giren Bilim
XI. BÖLÜM: BİLİM VE İDEOLOJİ
 - Bilim İle İdeoloji Bağdaşır mı?
 - Bilimin İdeolojik Olduğu Savı
 - Bilim Felsefesinden Beklediğimiz
XII. BÖLÜM: BİLİM İLE DİN
 - Bilim İle Dinin Çatışma Alanı
 - Teolojinin Bilimsellik Savı
 - Uzlaşma Olanağı Var mı?
EK METİNLER
 1. Charles Darwin: Kişiliği ve Bilimde Devrimsel Atılımı
(Cemal Yıldırım)

 2. Darwincilik: Tepkiler ve Eleştiriler
(Cemal Yıldırım)

ÇEVİRİ METİNLER
 3. Darwincilik Yıkıldı mı?
(Julian Huxley)

 4. 19. Yüzyıl Düşünce Dünyasında Darwin
(Bertrand Russell)

 5. Darwin'e Övgü
(Stephen Jay Gould)

 6. Düşünce Tarihinde Darwin'in Yeri
(Benjamin Farrington)

 7. Bilim Adamı Darwin: Bir Değerlendirme
(Jonathan Howard)


Bibliyografya






EK: 5

DARWİN'E ÖVGÜ
(1)

Stephen Jay GOULD



    Sanki gelecekteki hayranlarına iki kutlamayı birlikte yapma fırsatı olsun diye, Charles Darwin büyük yapıtı Türlerin Kökeni'ni tam elli yaşına bastığında yayımlar. 1959'da hem kitabının yüzüncü yılını, hem yüz ellinci doğum yılını birlikte kutladık. Kutlama tüm dünyada konferans ve sempozyumlarla coşkuyla sürüp gitti.

    Coşkunun tadını kaçıran tek çatlak ses, o sıra halen yürürlükte olan bir geleneğe bağlı kimi bilim adamlarından gelmişti. Onların gözünde Darwin sönük, yeteneksiz, sıradan biri, düşünce tarihinde beklenmeyen bir aykırılıktı; sadece olağanüstü sabır ve tutkusuyla doğru zamanda, doğru yerde olması ona başarı kapısını açmıştı. Ünlü bir biyografi yazarı Darwin'i "entelektüel olarak sınırlı, kültür bakımından duyarsız" diye nitelemiş; bir başkası da, "olgu toplamada eşsiz, ama düşünceleri düzenlemede yetersiz, ... büyük düşünürler arasında yeri olmayan biri" saymıştı.

    1959 kutlamaları yeni bir hava estirir: Darwin'in hak etmediği küçümseyici yorumlar yerini onun dehasını gerçek nitelikleriyle kavrama uğraşlarına bırakır. Öyle ki, bir sonraki anma yıldönümünde (1982 Darwin'in yüzüncü ölüm yılıydı) yepyeni kimlikle, daha güçlü, daha erdemli bir Darwin'le karşılaşırız.

    Kendim için söyleyeyim: Darwin çalışma ve yaşamımın esin kaynağı olmuştur. Ölümünün yüzüncü yıldönümünde bu övgü ve değerlendirme yazımı tüm içtenliğimle ve dürüstçe kaleme aldım. Karmaşık ve anlam belirsizliğiyle yüklü dünyamızda bizi düşünce gücüyle bu denli etkilemiş, aynı zamanda erdemli bir yaşam örneği vermiş bir kişiyi tanıyabilmiş olmanın sevincini sizinle paylaşmak istiyorum.

    Darwin, Abraham Lincoln'ın da doğum yılı olan 1809'da Shrewsbury'de dünyaya gelmişti. Para ve sosyal bir sınıfın sağlayabileceği tüm ayrıcalıklara sahipti. Babası zengin bir hekimdi. Büyük babası Erasmus Darwin ise ünlü bir yazardı; doğa üzerindeki kitaplarında ilerde torununun çalışmalarının muştularıni bile bulanlar vardır. Cambridge'deki öğrenim yıllarında Darwin tam bir kararsızlık içindeydi; derslere ilgisiz kalır, ödevlerini savsaklardı. Ama Beagle gemisiyle çıktığı doğa gezisi ona yepyeni bir kimlik kazandırır. Dünya çevresinde beş yıl süren bu araştırma serüveni sonunda artık kararlıdır: Öğrenimi gereği bir taşra papazı değil, yaşamını adadığı doğa araştırmacısı olacaktı! Söylentiye göre, Galapagos adalarında incelediği kuşlar ve kaplumbağalar ona dinsel inançlarını unutturmuştu. Bu tümüyle doğru değil; Beagle'de süren incelemeleri onu sadece öyle bir sonuca yöneltmişti. O sonuç geziden sonra Londra'da geçirdiği iki yıllık yoğun çalışmayla belirginlik kazanır. Bu sürede Darwin gezi boyunca aldığı gözlem notlarını düzenler, bilimin her alanındaki yayınları doymak bilmez bir istekle okumaya koyulur. Dahası boş bulduğu zamanını şiir ve felsefe okumakla doldurur. Sonunda tüm gözlem ve düşüncelerini 1838'de ulaştığı doğal seleksiyon kuramının çerçevesinde toplamayı başarır.

    Yaşamının diğer cephelerine ilişkin "ilginç" diyebileceğimiz pek az şey söyleyebiliriz. Kuzeni Emma Wedgevvood'la geçim sıkıntısından uzak, hiçbir skandal içermeyen uzun ve mutlu bir evlilik yaşamı sürdürür. Britanya adalarından bir daha ayrılmak şöyle dursun, yerleştiği Londra'ya kıyı kent Downe'dan pek seyrek dışarı çıkar. Yaşadığı acılar gününde herkesin başına gelen acılardı: Çok sevdiği çocuklarınn erken ölümleri! Günlük bedensel sıkıntısı nedeni bilinmeyen, günümüze değin birtakım boş tartışmalara yol açan kronik bir kusma ve gaz hastalığıydı.

    Ya düşünce dünyasındaki sıkıntısı! O dayanılacak gibi değildi. Durmadan kitap üstüne kitap yazmak son otuz yılını dolduran amansız uğraştı. (Tırmanan bitkiler, orkidelerden solucanların oluşturduğu bitki küf ve mantarlarına değin pek çok konuda ciltler dolduran çalışmalar...) Ama ayrıntıda dağınık görünen bu çalışmalar insan düşüncesinde devrim oluşturan bir genel kuramın yapı taşlarıydı. Pek az kimse oturduğu sakin görünümlü şatosundan dünyayı bu denli köklü etkileyebilmiştir.

    Darwin'den başka evrim düşünürleri yok değildi, kuşkusuz. Ama sorulabilir: Neden Jean Baptiste Lamarck, Robert Chambers ya da sayısız doğa araştırmacılarından bir başkası, biyoloji tarihinde Darwin'in simgelediği büyük dönüşümün öncüsü olamadı?' Son yüzyıl boyunca bilim adamlarıyla tarihçilerin yanıtını aradığı bu sorunun gizemi bugün de çözülmüş değildir. (Umarız 2009'a geldiğimizde sorun çözülmüş olsun!) Soruna ilişkin önemli gördüğüm noktaları, değerlendirmenin çerçevesini oluşturan beş kategoride ele alacağım.


    Darwin Kuramının İşlerlik Niteliği

    Darwin'in ünü salt evrim inancına bağlanamaz; ondan önce aynı inancı paylaşan başka büyük bilim adamları da (örneğin, Lamarck, Geoffroy de Saint-Hilaire vb.) vardı. Ne var ki, onu önceleyenler, doğrudan gözlemsel kanıttan yoksun, olgusal yoklanmaya elvermeyen spekülatif kuramlarla yetinmişlerdi. Oysa bilim, gözlem-kuram bağlamında bir etkinliktir.

    Türlerin Kökeni büyüleyici (ya da tiksindirici) metafiziksel bir görüşü değil, gözleme dayanan, araştırmaya açık bir kuram ortaya koymaktaydı. Bu alanda ilk kez Darwin'in bilim adamlarına araştırmalarında güvenilir, işlerlik değeri yüksek bir açıklama sunduğu söylenebilir.

    Lamarck'ın kuramı, "sürekli daha karmaşık düzenlemeye yönelik" kalıtsal bir güç içermekteydi. Lamarck bu içten gelen yetkinleştirme eğilimini "çevrenin etkileri" ya da bizim şimdi "yerel çevreye uyum" dediğimiz şeye karşıt bir güç saymaktaydı. Ona göre evrim sürecinde en önemli etkenler gözlenebilir ve yönlendirilebilir küçük değişiklikler değildi. Canlının yerel koşullara uyumunda rolü olan bu türden değişiklikler, yetkinliğe itici güçle bir tutulamazdı.
    Oysa Darwin'in doğal seleksiyon, kuramında evrim, küçük değişikliklerin birikiminden başka bir şey değildi. Darwin evrimi gizemli içsel bir güçle değil, gözlenebilir küçük değişim ve modifikasyonların birikimiyle açıklıyordu. Evrim böylece işlerliği olan bir bilim kimliği kazanmıştı. (Gerçi ben Darwin'in evrimin içerdiği büyük ölçüdeki tüm oluşumları, doğal seleksiyondaki küçük değişimlerin birikimine indirgeme düşüncesinde ölçüyü aştığı kanısındayım. Ama bu başka bir bağlamda tartışılması gereken bir sorundur. Şimdi vurgulamak istediğim nokta Darwin kuramı olmasaydı, biz belki bugün de, eleştiriye kapalı masabaşı uydurulan masallar peşinde koşuyor olacaktık!)


    Doğal Seleksiyonun Köktenci Tezleri

    Darwin'in rakiplerince önerilen evrim kuramlarının ortak paydası, Batı düşüncesine özgü geleneksel önyargılarla bağdaşır olmaktı. Oysa Darwin kuramını bu tür kaygılardan bağımsız oluşturmuştu. Rakiplerinin gözünde evrim içsel ilerleme gücünün güdümünde belirlenmiş bir süreçti. Doğal seleksiyon ise yerel çevreye uyum kurma ilkesinden başka bir şey değildi.

    Bizim, antroposentrik açımızdan "ilerleme" dediğimiz değişimler, değişen çevreye uyum kurmanın sadece bir türbdür. Her büyük beyinli memeli bünyesinde konaklayan çeşitli asalaklar vardır. Morfolojik olarak "yozlaşmış" sayılan bu yaratıklar bir bakıma birer üretici doku kesesi olmaktan fazla bir şey değildir. Ama memelilerle karşılaştırıldığında hangisinin evrimde daha "ileri" bir düzeyde olduğunu kim söyleyebilir?
    Darwin "içsel ilerleme gücü" düşüncesini yadsımakla yetinmeyerek, evrim kuramına bir de rastlantı hayaletini koymuştu. Gerçi Darwin'in gözünde rastlantı sadece bir varyasyon kaynağıydı. Buna göre, belirleyimci bir süreç olan doğal seleksiyon, rastlantı varyantları bir tür gözden geçirerek yerej çevresine en iyi uyumu sağlayan bireyleri seçer, diğerlerini eler. Ne var ki, on dokuzuncu yüzyıl bilginleri ne türden olursa olsun rastlantıya ya da şansa iyi gözle bakmıyorlardı.

    Darwin kuramı yerleşik bir varsayımı da tanımazlıktan geliyordu. Bu varsayım evrimin türlerin veya ekosistemin daha iyileştirilmesine yönelik ereksel bir süreç olduğu inancıydı. Adam Smith'in bireyci laissez faire ekonomi görüşünden belki de bilinçaltı esinlenen doğal seleksiyon kuramı, tam tersine, kişisel başarı savaşımı içinde gördüğü bireylerden söz etmekteydi. Başka bir deyişle, doğal seleksiyon bireylerin genlerini taşıyan daha çok döl bırakma savaşımı demekti. Türler veya ekosistemlerdeki doğal denge açısından, evrimleşme salt bireyler arasındaki yaşam savaşımının bir ürünüydü.

    Peki ruh, yaşam gücü, Tanrı için ne denebilirdi? Doğal seleksiyon öğretisi, doğada olup bitenlerde doğaüstü hiçbir gücün etkisine yer tanımıyordu. Evrim sürecinin arkasında gizemli bir güç yoktu. Tanrı'ya inancımız ne olursa olsun, doğada olup bitenlerde ona ait bir iz gösterilemezdi.

    Aslında Darwin bir ateist değildi. Büyük bir olasılıkla bir anlamda kişisel Tanrı düşüncesini korumaktaydı. Ama öyle de olsa evrim sürecinde doğaüstü bir gücün "marifetine" yer vermek istemiyordu. Pek çok kimse için onun bu tutumu karamsarlık, dahası inkarcılıktı. Ben kendi payıma bu tutumda bir olumluluk, coşku veren bir yalınlık bulmaktayım. Kanımca Darwin'in de duyarlılığı bu yöndendi. Bu bize yaşamımızın anlamını doğada olup bitenlerde hazır bulamayacağımız, onu ancak araştırma, düşünme ve kendimizi yoklama yoluna giderek bizzat oluşturabileceğimiz demekti. Dahası Darwin öyle çetin bir işin bilinciyle derin bir alçakgönüllülük içindeydi. Bilimin sınırlarını biliyordu.


    Darwin'in Görüşünün Evrensel Kapsamı

    Darwin'in meslektaşı pek çok evrimci düşünür, ya cesaret yetersizliğinden ya da geleneğe bağlılıktan ötürü, insanı evrimin dışında tutmaya, ona Tanrısal bir ayrıcalık tanımaya yönelik zorlama argümanlar ortaya koymuşlardır. Darwin dirençle doğru bildiği yoldan ayrılmadı; insanı da kapsayan tüm canlılara uygulanabilir kuramını ortaya koydu. Başlıca yapıtlarında giderek artan üç aşamalı bir cesaretin sergilendiğine tanık olmaktayız. 1859'da yayımladığı Türlerin Kökeninde kuramını ortaya koymuş; türümüze ilişkin şu tümceyle yetinmişti: "İnsanın kökenine ve gelişim tarihine ilişkin ışık tutulacaktır." Kitabın daha sonraki basımlarında bir adım ileri gidilerek "daha çok ışık" vurgulamasına yer verilir. 1871'de yayımladığı İnsanın Türeyişi yapıtında tüm organizmalar gibi insan vücudunun da doğal seleksiyon düzeneğiyle oluştuğunu savunur. Nihayet 1872'de çıkan İnsanda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi kitabında daha da ileri giderek, insana özgü en ince davranışımızın-(duygularımızı dile getirişimizin) da evrimsel bir geçmişi yansıttığını ileri sürer. Örneğin, tiksintimizi, kusma eylemini yansıtan bir yüz ifadesiyle ortaya koyarız; kızdığımızda dudaklarımız kıvrılır, bazen o kadar ki atalarımızda daha keskin ve uzun olan köpek dişlerimiz tehdit görünümüyle belirginlik kazanır. Bedenimizde olduğu gibi ruhsal yapımızda da "ilkel kökenimizin damgasını" bulmaktayız.


    Darwin Düşüncesinin Derinliği ve Tutarlılığı

    Charles Darwin on beş kitap yazdı. (Ayrıca bunlara midyelerin sınıflanmasına ilişkin dört monografi ile Kaptan Fitzroy'un Beagle gezisi betimlemesine yaptığı katkıyı da eklemek gerekir.) Geleneksel açıdan bu kitaplara sarsak bir doğacının değişik konularıyla karmaşık bir koleksiyonu gözüyle bakılıyordu. Gerçekten, "mercan adalarının yapı ve dağılımını", ya da "orkidelerin döllenmesinde böceklerin değişik hünerlerini", ya da "solucanların etkinliği ile bitki küplerinin oluşumunu" konu alan kitaplara başka nasıl bakılabilirdi ki?

    Sanırım Darwinci bilim adamları bile, çoğunluk, onun dağınık görünen kitaplarının temelde belli bir yaşam görüşünü ve o görüşün sonuçlarını tutarlı bir bütünlük içinde işleyen çalışmalar olduğunu kabul etmezler. Ama bu çalışmaların tümü ya doğrudan evrim konusundadır, ya da evrim yöntemini diğer konulara uygulamaya yöneliktir. Örneğin mercan adalarına ilişkin kuramı, şimdi gözlenen adaların belli tarihsel bir sürecin değişik aşamaları olduğu olayına dayanmaktadır. Darwin'in yaşadığı dönemde şiddetle sorgulanan bu kuram şimdi yeterince doğrulanmış bulunmaktadır. Kuramın dayandığı argümanların evrim kuramını temellendiren argümanlarla özdeş olduğu söylenebilir.

    Orkidelere ilişkin kitap da ilk bakışta sanılacağının tersine hobi ürünü notlardan oluşan bir kitap değil, organik dizayndaki yetersizliğin, evrimsel türeyişi neden örneklediğinin uzun bir argümanıdır. Çevre değiştiğinde, canlılar geçmişten gelen organlarını yeni işlevlere uyarlamak zorundadır. Bu kaçınılmazdır, çünkü geçmişin kalıtı organ ve özellikler optimum dizayna ulaşmayı engellemektedir. Orkideler çiçeklerin sıradan parçalarını yeni roller için uyarlayarak böcekleri ayartmaktadır. Solucanlara ilişkin kitabı ise Darwin'in gözdesi evrim konusunu, yani küçük değişimlerin birikiminin uzun dönemde büyük sonuçlara yol açtığı tezini işlemektedir.

    Darwin evrimin bilim dışında kalan geleneksel disiplinler üzerindeki köklü ve çatışmalara yol açan etkisini gözden kaçırmıyordu. ilk dönemine ait bir not defterinden aldığımız şu tümceyle iki bin yıllık felsefe geleneğini yerle bir ettiğini görmekteyiz. "Platon Phaedo diyalogunda hayal ürünü düşüncelerimizin, deneyimden değil, ruhun varlık öncesi döneminden kaynaklandığı sayındadır. Varlık öncesini maymun diye okuyabilirsiniz!"

    Gerçek Kahramanlar da Et ve Kandan Yapılmış Olmalı

    Darwin kendini beğenmiş küstah ya da hırçın biri olsaydı elbette ona bu denli yakınlık duymayacaktık; ama gene de, düşünce gücünü takdir etmekten kendimizi alamazdık. Oysa onun iyiliksever içtenlikli ve dürüst kişiliği kendisine yöneltilen sayısız aşağılayıcı ve kırıcı saldırıları etkisiz kılmaya yetmiştir. Gerçi dış görünümünde sakin olan Darwin iç yaşamında sürgit endişe ve çalkantı içindeydi. Ama o sıkıntılarına yenik düşmemiş, sürekli hastalığına karşın kendini çalışmasına verebilen çağının erdemli bir kişisi olarak tarihte yerini almıştır.

    Bizi Darwin'e bağlayan ilk özelliği kitaplarında sergilediği güzel İngilizcesidir. T. H. Huxley, Charles Lyell gibi döneminin bilim adamlarında bulduğumuz biçem ustalığı onda yoktu. Nitekim kitaplarında sıradan betimlemelerle dolu sayfalar az değildir. Ama metaforlara yatkınlığı, tutku ve coşku içeren parçalarıyla okuyucuyu etkilemedeki başarısı da yadsınamaz.

    Darwin düzyazıdaki etkileyici gücünü sosyal sorunlara ilişkin açıklamalarında da göstermiştir. İnsan potansiyelini kısıtlayan her türlü baskı ve yasaklara karşı savaşım vermeye kendini adamış, 19. yüzyıl anlamında bir "liberal" kimliği taşımaktaydı. Beagle Gezisi kitabının son paragrafında köleliğe ilişkin şu tümceleri birlikte okuyalım:

    Rio de Janeiro'da kızdığında dişi kölelerinin parmaklarını kerpetenle kıran yaşlı bir kadına komşu oturuyordum. Benim kaldığım evde de her gün hatta her saat azarlanan, horlanan, dayak yiyen genç bir hizmetçi vardı. Gördüğü kötü muamele bir hayvanı bile aşağılayıcı türdendi. Bana getirdiği su bir keresinde, yeterince temiz değil diye, çıplak başına at kamçısı vurulan 6 yaşındaki çocuğu ev sahibinin hışmından zor kurtarmıştım... Ne yazık ki bu hoyratlıkları gösteren ve hoş karşılayanlar, Tanrı'ya inanan, onun istencine uyacaklarına, komşularını seveceklerine her pazar kilisede yemin edenlerdi. Bunları hatırladıkça bugün de kalbim titremekte, kanım başıma çıkmaktadır. Biz İngilizlerin ve Amerikalı soydaşlarımızın, bir yandan özgürlük naraları atarken öte yandan barbarca davranış içine girebilmemiz inanılacak olay değildir!

    Bu alıntıyı vermekteki niyetim Darwin'i bir melek gibi göstermek değildir; öyle biri ne denli erdemli olursa olsun, aslında tek boyutlu bir alıktan farksızdır. Darwin çoğunluk çağdaşlarının paylaştığı pek çok hata ve kusuru olan biri kişidir. Zencilere ilişkin güzel sözlerinin onlara eşitlik istediği anlamına geldiği söylenemez. O dönemde hiçbir beyaz (Franklin, Jefferson, Lincoln da dahil) ırkının kalıtsal üstünlüğünden kuşku duymazdı. Darwin'in zencilere olumlu bakışı yerleşik önyargılara karşın hoşgörü ve insancıl tutumunu yansıtmaktadır. Kadınlara gelince, saygı ve iyilikseverliğinde onların entelektüel potansiyellerine ilişkin beğenisini yansıtan pek az ipucu gösterilebilir. Özel bir sohbetinde, evliliğin yararı konusunda ortaya attığı pek de yakışık olmayan, şu sözlerine ne demeli? "Yaşlılıkta yakın ilgisiyle insanı yalnız bırakmayan, sevilen ve oynanan bir nesne (en azından bir süs köpeği); ev işlerini yapan, nazik sevgisi ve dişi dedikodusuyla eğlendiren, sağlık yönünden yararlı bir yaratık!"

    Bu tür saçmalıklar bir yana, Darwin'in insancıllığı yaşam ve yapıtlarında pırıl pırıl belirgindir, iç çalışmalarıyla yüklü acılı bir yaşamdı onunki. İngiliz doğa araştırmacısı Alfred Russell Wallace'ın sıtma nöbeti geçirdiği bir gecede kaleme alıp ona posta ile ulaştırdığı yazısını okuduğunda uğradığı ruhsal çöküntüyü tahmin etmek güçtür. Wallace, onun yıllarca süren yoğun uğraşla oluşturduğu kuramını birkaç sayfa çerçevesinde ortaya koymaktaydı. Darwin ne yapabilirdi. Yayımlamakta geciktiği kuramını hemen basıma vererek öncelik hakkına sahip mi çıkmalıydı, yoksa geri çekilip alanı Wallace'a mı bırakmalıydı? Darwin çözümü, sorunu dönemin ünlü bilgini Lyell'e iletmekte bulur: "Görüşümü ana çizgileriyle hemen yayımlamak isterim kuşkusuz; ama Wallace'ın yazısı elime geçtikten sonra buna girişmenin ne denli dürüstçe bir şey olduğunu bilemiyorum. Bir başkasının buluşunu kendime mal ettiğim kuşkusuna yol açmaktansa, kitabımı tümüyle ateşe atmayı yeğlerim. Değerli dostum, beni bağışla, lütfen. Anlamsız duygularla kaleme aldığım anlamsız bir mektup bu!" Lyell ve diğer arkadaşları, Wallace'ın yazısını, Darwin'in 1840'larda (yaklaşık 10-15 yıl önce) kaleme aldığı ama henüz yayımlamadığı görüşünün bir özetiyle birlikte yayımlamaya karar verirler. Arnold Brackman adlı bir yazar, Darwin'in Wallace'dan bazı noktaları çaldığı savında bulunur, ama bunu kanıtlayan herhangi bir kaynak ortaya koyma yoluna gitmez.

    Her ne ise, kanıtsız da olsa bu tür savlar daima ortaya atılabilir. Ne ki, evrim kuramının özünü oluşturan doğal seleksiyon ilkesinde önceliğin Darwin'e ait oJduğu açıktır. Darwin bu düşünceye, Wallace'ın henüz delikanlı olduğu 1838'de ulaşmıştı...

    Darwin dünyamızdan 1882'de ayrıldı. O, ölümünde çok sevdiği köyüne gömülmesini istemişti. Ama bilim çevresi onun Westminster Abbey'de, Isaac Newton'un yanına gömülmesinde ısrarlıydı. Tabut katedrale alındığında, koro özel olarak bestelenmiş Tanrısal bir parçayı seslendirir. Müziğin Atasözleri kitabından alınmış güftesi Darwin'in büyüklüğünü en uygun biçimde dile getirmektedir: "Mutlu insan bilgeliğe erişen, gerçeği anlayan insandır. Bilgelik 'yakut'tan daha değerli, tüm özlenip erişilemeyen şeylerden daha yücedir."


- Yazıya dönüş -


1) "In Praise of Charles Darwin" başlığıyla Discover dergisinin Şubat 1982 sayısında çıkan bu yazı, Darwin's Legacy (Nobel Conference XVIII, 1983) ile What Darwin Really Said (Benjamin Farrington, 1982) kitaplarında önsöz olarak yer almıştır. Dilimize çevirisi bazı kısaltmalarla yapılmıştır (C.Y.).