Kapak

İçindekiler

Önsöz (1. Basım)

Önsöz (2. Basım)

I. BÖLÜM: DİN İLE BİLİMİN BAĞDAŞMAZLIĞI
 - Dinsel Bağnazlık İle Bilim
 - Dinsel Bağnazlıkta Tehlikeli Olan Nedir?
 - Pozitivist Yaklaşım Gerçekçi miydi?
II. BÖLÜM: EVRİM DÜŞÜNCESİ
 - Evrim Düşüncesinin Kökeni
 - Evrim Düşüncesinin Öncüleri
 - Lamarck Kuramının yetersizliği
 - Darwin Kimdir, Bilimsel Devrimi Nasıl Algılandı?
III. BÖLÜM: DARWİNCİLİKTE YETERSİZLİKLER
 - "Yaşam Savaşımı" Üzerine Yorumlar
 - "Darwincilik"ten Ne Anlıyoruz?
 - Kalıtım Bilimi
 - Doğal Seleksiyonun Bilimsel Konumu
 - Evrim Rastlantı Varyasyonlarla Açıklanabilir mi?
IV. BÖLÜM: EVRİM KURAMININ BİLİMSEL KONUMU
 - Evrim Kuramına Tepkilerin Kaynağı
 - Fosillerden Ne Öğreniyoruz?
V. BÖLÜM: YAŞAMIN KÖKENİ
 - Nesnelerin Kökeni
 - Canlı Cansız Ayırımı
 - Gizemli Kavramların Sonu mu?
VI. BÖLÜM: İNSANIN BİYOLOJİK EVRİMİ
 - Teolojinin Duyarlılığı
 - Maymunla İnsanın Yakınlık Derecesi
 - Homo Habilis, Homo Eractus... Sonrası?
 - Evrim Sürekli Bir İlerleme midir?
VII. BÖLÜM: İNSANIN KÜLTÜREL EVRİMİ
 - İnsanın Doğadaki Konumu
 - İnsanla Hayvan Arasında Psikolojik Benzerlik
 - Kültürel Yaşamın Temeli
 - Düşünce Fizyolojiye İndirgenebilir mi?
VIII. BÖLÜM: TANRISAL DİZAYN
 - Tanrısal Varlığın Kanıtı: Doğal Düzenlilik
 - Doğal Seleksiyon Düzeni
 - Voltaire'in İsyanı
IX. BÖLÜM: YARATILIŞÇI SAVLAR VE TAKTİKLER
 - Yaratılış Tezinin "Bilimsel" Kanıtları
 - Çarpıtma Taktikleri
 - Mutasyon ve İşlevi
 - Doğal Seleksiyon Gelişmeye Elvermez mi?
 - Evrim Düşüncesi Bir Din midir?
X. BÖLÜM: İDEOLOJİ BUYRUĞUNDA BİLİM
 - Marxizm Açısından Kalıtım Bilimi
 - İdeolojinin Buyruğuna Giren Bilim
XI. BÖLÜM: BİLİM VE İDEOLOJİ
 - Bilim İle İdeoloji Bağdaşır mı?
 - Bilimin İdeolojik Olduğu Savı
 - Bilim Felsefesinden Beklediğimiz
XII. BÖLÜM: BİLİM İLE DİN
 - Bilim İle Dinin Çatışma Alanı
 - Teolojinin Bilimsellik Savı
 - Uzlaşma Olanağı Var mı?
EK METİNLER
 1. Charles Darwin: Kişiliği ve Bilimde Devrimsel Atılımı
(Cemal Yıldırım)

 2. Darwincilik: Tepkiler ve Eleştiriler
(Cemal Yıldırım)

ÇEVİRİ METİNLER
 3. Darwincilik Yıkıldı mı?
(Julian Huxley)

 4. 19. Yüzyıl Düşünce Dünyasında Darwin
(Bertrand Russell)

 5. Darwin'e Övgü
(Stephen Jay Gould)

 6. Düşünce Tarihinde Darwin'in Yeri
(Benjamin Farrington)

 7. Bilim Adamı Darwin: Bir Değerlendirme
(Jonathan Howard)


Bibliyografya






X. BÖLÜM

İDEOLOJİ BUYRUĞUNDA BILÎM


Gerçekten bilim adamı, çalışmasında başkasının
buyruğuna girmektense, yok olmayı göze alan kişidir.

Szent - Györgi





    Marxizm Açısından Kalıtım Bilimi

    Bilim düşmanlığı dinsel bağnazlığa özgü bir olay değildir; totaliter ideolojilerin de baskı, yıldırma ve yönlendirme çabaları bilimi olumsuz yönde etkilemekten geri kalmaz. Bunun iyi bilinen bir örneğini Nazi Almanyası'nda, bir başka örneğini Stalin döneminde Sovyet Rusya'da bulmaktayız.

    Marxizm tüm bilimsellik görünümüne karşın totaliter bir ideolojidir; bilimin olgulara dönük nesnel yaklaşımına; kuşku ve tartışmaya yer veren, özgür düşünceyi içeren tutumuna kapalıdır. Bilimsel düşünmeye değil, bilimin teknolojik ürünlerini kullanmaya yöneliktir. "Neo-Mendelizm'e karşı Michurinizm" diye bilinen hareket bu bakımdan ilginç bir olaydır.

    Temel sorun genetik bilimine ideolojik bir müdahaleden kaynaklanmıştır. Daha önce de değinmiştik: Genetik, evrim kuramını yakından ilgilendiren bir bilim dalıdır. Dar anlamda, canlıların (bitki, hayvan ve insan) kalıtsal özelliklerinin bir kuşaktan bir sonraki kuşağa geçiş düzeneğini; geniş anlamda, canlıların kuşaklar boyunca kalıtsal özelliklerini nasıl değiştirdiklerini, başka bir deyişle, evrimsel kalıtımı konu alır. Neo-Mendelizm iki anlamı da kapsamaktadır.

    Neo-Mendelizm ile Michurinizm'in çatışmasını aydınlatmak için önce bu iki yaklaşımı ana çizgileriyle özetleyeceğiz.

    Neo-Mendelizm kalıtımın yanı sıra varyasyon olgusunu da inceleyen bir bilimdir. Mendel'in 1860 ortalarında yayımladığı çalışmasına dayanan bu bilim, "birimsel kalıtım kuramı" diye nitelenebilir. Buna göre, Mendel'in varsaydığı kalıtımsal birimler kalıtım düzeneğinin temel taşlarıdır. Canlı maddenin, kendi kendisini üreten bu birimlerine şimdi "gen" diyoruz. Her gen çeşitinin "allel" denen birkaç formu vardır. Mendel'in bezelyelerde gözlemlediği kalıtsal boy farkları aynı çeşit gene ait iki değişik form arasındaki farktan kaynaklanmaktadır.

    Neo-Mendelizm, daha ileri giderek, incelenen tüm organizmalarda (böcek, çiçek, kuş, memeli hayvan, vb.) kalıtımın "maddesel temeli" ya da "özel organı" diyebileceğimiz ve ileri düzeydeki organizmalarda sayısı birkaç bini bulan bir gen topluluğunun varlığını ortaya koymuştur. Ayrıca genlerin "kromozom" denen hücre organlarında belli doğrusal bir sıra içinde düzenlendiklerini öğreniyoruz. Böylece, tıpkı sindirim sistemi gibi, son derece karmaşık ve üst düzeyde organize bir sistemle karşı karşıyayız.

    Batı'da olduğu gibi, 1930'lara gelinceye dek Rusya'da da geçerli sayılan bu kuramın belirlediği iki olay vardı: (1) Organizmaların görünür varyasyonlarının kalıtsal kökenli olup olmamasına göre ikiye ayrıldığı. (Kalıtsal kökenli olmayan varyasyonlar, ki bunlara "modifikasyon" diyoruz, ya çevre koşullarındaki farklardan [örneğin, beyaz insanda fazla güneş altında tenin kararması], ya da etkinlik farklarından [örneğin ağır iş veya egzersizle kasların güçlenmesi] doğmaktadır. Ancak kökeni ne olursa olsun tüm modifikasyonların ortak özelliği üreme hücrelerini değil, bedeni veya bedensel organları etkilemeleridir.) (2) Kalıtsal kökenli varyasyonların mutasyonlardan kaynaklandığı. (Mutasyon kalıtsal yapıda ya bir gende nitelik değişimi, ya da genlerin, hatta belki de kromozomların artması veya azalması biçiminde nicelik değişimi demektir.)

    Kimi kez sanıldığı gibi Neo-Mendelizm çevresel etkileri hiçe sayan bir görüş değildir. Tam tersine, yetişkin organizmalara ait tüm özelliklerin çevreyle kalıtımın etkileşiminin ürünü olduğu ilkesi Neo-Mendelizm'in başlıca varsayımlarından biridir. Genlerin oluşturduğu kalıtsal düzenek, gelişme sürecinde çevreyle etkileşen kimyasal bir sistemdir. Etkileşime giren çevrede veya gen düzeneğinde meydana gelen bir değişiklik, sonucu değiştirebilir.

    Çevre ile gen düzeneğinin etkileşiminin en karmaşık örneğini insanın zihinsel yeteneklerinin oluşumunda bulabiliriz. Entelektüel gelişimin büyük ölçüde çevresel etki ve olanaklara, bu arada özellikle eğitime bağlı olduğu bilinmektedir. Ama gene de kalıtımın büyük payı yadsınamaz. Kalıtımın sağladığı potansiyel sınırlıysa, çevre ve eğitim ne denli olanaklı olursa olsun sonuç sınırlı kalmaktan kurtulamaz. Aynı şekilde, eğitim ve çevre koşullarının elverişsiz veya yetersiz olması halinde kalıtsal potansiyelin yeterince gerçekleşmesi beklenemez.

    Genetik biliminin karşılaştığı sorunlardan belki de en önemlisi, bir performans veya özellikte çevrenin katkısıyla kalıtımın payını belirlemektir. Bu yolda yapılan deney ve incelemeler arasında, özellikle, özdeş ikizler üzerindeki çalışmaların önemi büyüktür.

    Mutasyonlar, ya bir genin yapısal yeni bir düzenlemeye uğramasından, ya da gen üzerinde X-ışını, mor-ötesi radyasyon veya kimyasal maddelerin etkisinden kaynaklanır.

    Neo-Mendelizm'in saptadığı bir olgu da modifikasyonların kalıtsal olmadığıdır. Örneğin, sarışın bir kadının güneşte sürekli yanarak esmerleşmesi, ya da, güneşten uzak durarak rengini koruması, çocuklarının ten rengini herhangi bir şekilde etkilemez. Evrimde, ne değişen çevre koşullarının etkisinde oluşan, ne de kullanış ya da kullanışsızlık nedeniyle oluşan modifikasyonların rolü vardır. Evrim, kalıtsal yapının değişmesini gerektirir, "doğal seleksiyon" denilen (mutasyon türünden kalıtsal varyasyonlar içinde bireye avantaj sağlayanların korunması, diğerlerinin ayıklanması) düzeneğinin çalışmasına dayanır. Zencilerin ten rengi çoğu kez sanıldığı gibi kuşaklar boyu güneş altında yanmayla oluşan bir kararmanın sonucu değil, doğal seleksiyonun ürünüdür. Şöyle ki, tropikal bölgelerde yaşayanlar için koyu ten rengi avantaj sağlayan bir varyasyondur. Rengin koyu olması morötesi ışınların deriden geçip dokulara zarar vermesini önlemekte, dolayısıyla ten rengi daha koyu bireylerin, ten rengi daha açık olan bireylere göre yaşam gücü artmaktadır.

    Organizmaların çevreleriyle sıkı ilişki içinde olduğu pek çok örneklerle gösterilebilir. Ancak bu ilişki gözler önünde apaçık değildir: Çevre kalıtsal yapıyı doğrudan etkilemez. Etkileşim uzun süreli, karmaşık bir süreç olan doğal seleksiyon aracılığıyla gerçekleşir.

    Neo-Mendelizm dediğimiz kalıtım bilimi modern evrim kuramıyla iç içe girmekte, onun bir alt-bölümünü oluşturmaktadır. Başka bir deyişle, modern evrim kuramına doğal seleksiyonla genetik bilgisinin birleşimi gözüyle bakabiliriz. Kurama yöneltilen ideolojik saldırıyı tam anlayabilmek için Neo-Mendelizm'in özünü oluşturan kalıtım düşüncesini kısaca açıklamaya ihtiyaç vardır. Bu düşünce Alman biyoloji bilgini Weismann'ın geçen yüzyılın sonlarında ortaya attığı "üreme hücresinin sürekliliği" kavramına dayanmaktadır. Mikroskopla yapılan gözlemler eşeysel üremede yeni organizmanın iki üreme hücresinin (erkek sperması ile dişi yumurtasının) birleşmesiyle oluştuğunu göstermiştir. Spermayla döllenen yumurta organizmayı (zygote) binlerce hatta milyonlarca hücreye bölünerek oluşturur. Bu hücrelerden büyük bir bölümü organizmanın vücudunu ('soma'yı) kurar; geriye kalan birkaçı da bölünmeyi sürdüren üreme hücrelerine dönüşür. Üreme hücrelerine dönüşen hücreler kuşaklar boyu sürekliliği sağlayan hücrelerdir.

    Her kuşakta yeniden kurulan soma, üreme hücrelerine bir tür sığmak, ya da barınak işlevi gören bir yan kuruluş sayılabilir. Öyle ki, ana ya da babanın soması ile yavrunun soması arasında gerçek bir bağ ya da süreklilikten söz edilemez. Bu ayırımı vurgulayan Weismann'a göre somadaki değişikliklerin kalıtsal nitelik kazanması olanaksızdır; çünkü, öyle bir nitelik kazanması için değişikliğin üreme hücrelerine geçmesi gerekir ki, bunu sağlayacak bir düzenek yoktur. Bu düşüncenin kimi rötuş ve terminoloji değişikliğiyle modern genetikte de geçerliğini sürdürdüğü söylenebilir.


    Modern genetik bilimine ideolojik bir tepki olan "Michurinizm" denen akım adını Rus botanikçisi Michurin'den (1855-1935) almıştır. Michurinizm'in bir kuram olarak geliştirilmesinde başrolü Lenin Tarımsal Bilimler Akademisi Başkanı Trofim D. Lysenko ile felsefeci Prezent oynar. Michurinizm'i Lamarck kuramının özel bir "versiyonu" olarak niteliyebiliriz. Daha önce de belirttiğimiz üzere, Lamarckçılık klasik biçiminde yaşam sürecinde edinilen özelliklerin (bu özellikler ister değişen çevre etkisiyle, ister organların kullanış veya kullanışsızlığı nedeniyle oluşsun) her kuşakta belli ölçülerde kalıtsal olarak yerleştiği, birçok kuşak sonra evrimsel bir değişiklik kimliği kazandığı tezini içermektedir. Darwin'in döneminde kalıtım düzeneğine, dahası kromozomların varlığına ilişkin hiçbir şey bilinmiyordu. Darwin kendi kuramında büyük ağırlığı doğal seleksiyona vermekle birlikte, Lamarck'ın görüşüne de kimi yönleriyle yer vermiştir.

    Michurinizm'i Lamarckçılıktan ayıran başlıca noktaları şöyle sıralayabiliriz:

    (1) Kalıtımı "sarsma" ya da "parçalama" yöntemi. Bu, bir tür "şok etkisiyle kalıtıma özgü kararlılığı yıkma" demektir. Şok etkisiyle sarsmanın kalıtım düzeneğine esneklik sağlayacağına, istenilen yönde gelişmelere kapı açacağına inanılıyordu.
    (2) Kalıtımı sıradan metabolizma gibi bir süreç sayma, Neo-Mendelizm'in "kalıtsal yapı" diye sözünü ettiği temeli tanımama. Buna göre kalıtım yalnız kromozomlarda değil, organizmanın her parçacığında taşınmaktadır. Lysenko daha da ileri giderek kalıtımı nerdeyse metabolizmayla özdeş sayar: "Kalıtım metabolizmanın spesifik bir türüyle belirlenmektedir. Kalıtımı değiştirmek için canlı organizmanın metabolizma türünü değiştirmemiz yeterlidir.(1)

    Lysenko ve yandaşları için kalıtım bir özümseme gücüydü; organizmanın belli koşullarda dış etkileri özümseme ve kalıtıma mal etme gücü.

    Görülüyor ki, Michurinizm genel kuramsal çerçevesiyle büyük ölçüde Lamarckçı görüşü yansıtmaktadır. Lysenko'nun şu sözleri bu noktada hiçbir kuşkuya yer vermeyecek kadar açıktır:

    Katılımda değişiklikler kural olarak canlının doğal beklentilerine uymayan dış etkenler altında organizmadaki gelişmenin sonucudur."(2)

    Lysenko, bireyin kendi yaşam deneyiminde edindiği özellikleri özümseyerek kalıtıma geçirdiği savını, materyalist evrim kuramının bir gereği olarak ileri sürmekle kalmaz, bu görüşü içermeyen bir evrim kuramına düpedüz olanak tanımaz. Onun gözünde artık Darwin kuramı bilimsel değil, metafiziksel bir öğretiydi; yaşamda bireylerin savaşımını içeren doğal seleksiyon Malthus'da dile gelen burjuva.sınıf ideolojisinin bilime yansımasından başka bir şey değildi. Malthus gibi Darwin de proletarya düzeninin tabuları arasına girmeliydi. Her alanda olduğu gibi evrim konusunda da tek doğru düşünce diyalektik materyalizmde saklıdır.

    Salt ideolojik bir öğreti karakteri taşıyan Michurinizm ne sağlam deneysel verilere, ne de, Batı'da son yüzyıl içinde büyük bir gelişme gösteren genetik bilimine uymaktaydı. Bu görüş, olgusal içerikli, dolayısıyla, deneysel yoklamaya açık bir kuram olmaktan çok, önyargılara dayalı tüm öğretiler gibi, olgulara dıştan zorlanan bir öğretidir. Böyle bir yaklaşımda olgular işe yaradığı ölçüde işlem görür; öğretiye ters düşen olgular ya görmezlikten gelinir, ya da düpedüz geçersiz sayılır.

    Marxizm, dünyayı yeniden kurmaya, biçimlemeye yönelik bir düşüncedir. Bu bakımdan Marxistlerin Mendel genetiğini değil, Lamarkçılığı ideolojilerine daha yatkın bulmaları doğaldır. Neo-Mendelizm, çevre koşullarının etkisine temelde kapalı, bireyler arasında doğuştan farkları besleyen kararlı bir kalıtım yapısını öngörmekle Marxist ideolojiye beklenen desteği sağlamaktan uzak düşmüştü; bu yüzden "reaksiyoner burjuvazi icadı bir öğreti" diye kınanır, öğretimi yasaklanır. İş bu kadarla da kalmaz: Mendelci diye bilinen bilim adamları işlerinden atılır; kimisi Sibirya'da iş kamplarına sürülürken, kimisi de ortadan kaybolur, izlerine bir daha rastlanmaz. (1934'te bu kıyıma uğrayan bilim adamları arasında Chetverikov, Ferry, Ephroimson, Levitsky ve Agol gibi tanınmış adlar da vardı.)

    Kampanya, Neo-Mendelizm'in "idealist" nitelikte bir kuram olduğu türden Marxist ideolojide ağır bir günah olan bir suçlamayla başlar. Komünist Partisi organı Pravda açıktan, çevre-katılım ilişkisinde kalıtıma ağırlık tanımakla suçladığı Tıp-Genetik Enstitüsü'nün kapatılmasını önerir. Enstitü çok geçmeden dağıtılır; üyeleri çeşitli cezalarla etkisiz kılınır. Oysa enstitü genel tutumunda kalıtımdan çok çevreye ağırlık tanıyordu. Bağışlanmayan "suçu" Batı'lı anlamda bilimsel ölçütlere bağlı kalmasıydı. Enstitünün başkanı Levit, "işlediği bilimsel günahı" itiraf etmeye zorlanır; bir daha da ortada görünmez.

    Sovyet Bilimler Akademisi'nin desteğini alan Michurinizm, Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin de onaylamasıyla 1948'de resmi "bilim" kimliğini kazanır. Neo-Mendelizm tümüyle "aforoz" edilmiştir. Lysenko, "materyalist ve progresif" diye nitelediği Michurin öğretisini pervasızca "biyoloji tarihinde ilk gerçek bilim" diyerek övmekten kendini alamaz. Sovyet Bilimler Akademisi Başkanı doğrudan Stalin'e yazdığı mektupta, "Vatanseverliğe ters düşen idealist Weismanncı genetiğin kökünün kazınacağı" güvencesini verir. Michurinizm'e özgü yöntemlerle Sovyet tarımının harikalar yaratan büyük bir atılım içine gireceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Ama daha da önemlisi sıkı ve bilinçli bir eğitim programıyla Marxist ideoloji Sovyet halklarının kalıtsal özelliğine dönüştürülecekti.

    Evrim ve genetik alanında, nesnel deney ve gözleme dayanan olgusal kanıtlar değil, parti otoritesi ve ideolojik öğreti doğruluğun, gerçeğin bilimsel ölçütü olmuştu, artık!


    İdeolojinin Buyruğuna Giren Bilim

    Lenin Tarım Bilimleri Akademisi'nin 31 Temmuz - 7 Ağustos 1948'de düzenlediği kongrede Lysenko'nun "Sovyet Biyolojisi Üzerine Rapor" başlıklı bildirisi şu sözlerle son bulmaktadır:

    Progresif biyolojinin bilim olarak gelişmesini insanlığın iki büyük dahisi, Lenin ile Stalin'e borçluyuz. Bilgi hazinemize eklenen P.V. Michurin'in öğretisi Sovyet biliminin altın içeriğinin bir parçası olmuştur. (Coşkulu alkışlar!)
    Yaşasın, Sovyet halkları yararına canlı doğanın nasıl dönüştürülebileceğini bize gösteren Michurin öğretisi! (Alkışlar!)
    Yaşasın, dünya için Michurin'i keşfeden, ülkemizde ilerici materyalist biyolojinin gelişmesi için gerekli tüm koşulları yaratan Lenin ve Stalin'in partisi! (Coşkulu alkışlar!)
    Yaşasın, bilimin büyük dostu ve koruyucusu, önderimizve öğretmenimiz Yoldaş Stalin! (Ayakta uzun alkışlar!)

    Kongrenin kapanışından hemen önce, Mendelci bilinen bilim adamlarından üçü söz ister. Bunlardan ilki, Zhukovsky, günahını bağışlatma çabası içinde tövbe eder:

    Burada iki gün önce yaptığım konuşma, bir Komünist Partisi üyesine ve Sovyet bilim adamına yakışan, bir konuşma değildi. Özellikle Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin biyoloji alanında birbirine ters düşen iki eğilim arasındaki temel farka dikkatimizi çektiği bir sırada o konuşma büyük bir hatadır. Ama hemen belirteyim ki, ne biyoloji ne de ideolojimiz bakımından öyle bir hataya bir daha düşmeyeceğim. ... Şimdi Michurin öğretisinin doğruluğunu görüyorum, başkanımız Lysenko'nun bilimsel prestiji önünde saygıyla eğiliyorum. ... Önünüzde söz veriyorum: Bundan sonra hep Michurin öğretisi için savaşacağım.

    İdeoloji çizgisine çekilmiş bilimin geldiği nokta bundan daha iyi ortaya konamazdı.

    Günah çıkarma sırasına giren ikinci kişi, daha önce kromozom kuramını "idealist" öğelerinden arındırarak korumak isteyen araştırmacı Alikhanyan idi.

    Hatasının öğretmenlerinden kaynaklandığını söyleyen Alikhanyan, artık gerçeği gördüğünü açıklıyordu:

    Partimiz ve onun temsil ettiği Sovyet bilimi ile birlikte olmamız gerektiğini bilmemiz önemlidir. Bizden beklenen bilimde birikmiş iyi ve yararlı bilgileri değil, yalnızca yanlış, yararsız ve reaksiyoner görüşleri atmaktır. Ben bir komünist olarak artık geçmişte kalan kişisel görüşlerimi partimizce benimsenmiş bilime karşı savunamam; ben de biyolojinin ileri yürüyüşüne katılıyorum. Kendimle birlikte öğrencilerimle çalışma arkadaşlarımı da eski reaksiyoner görüşün etkisinden kurtarmak için hemen çalışmaya koyulacağım. ... inanıyorum ki, yalnız bizim ülkemizde, en yüksek ve en ilerici dünya görüşüne sahip Sovyet sisteminde gerçek bilimin gelişmesine olanak vardır!

    Üçüncü konuşmacı, Mendelci genetik ile Michurin öğretisini uzlaştırma hatasına düşmüş, Lamarckçılığın kimi yanlış veya yetersiz öğelerini ortaya koyma suçunu işlemişti.

    Şimdi anlıyorum, diyordu bu kişi, Michurinizm biyolojide çalışmak isteyen partili ya da partisiz tüm Bolşevikler için tek doğru yoldur. ... Trofim D. Lysenko'nun önderliğinde gelişen Michurinizm son derece popüler, gerçek bilimsel bir öğretidir.(3)

    Belki de parti önderlerine yönelik yeterince övgü sergilemediği için, bu sonuncu günah çıkarma ilk ikisi gibi alkışlanmaz. Ama üç konuşmacının da vurgulamada birleştikleri nokta bellidir: Neyin gerçek bilim, neyin sahte bilim olduğu Komünist Partisi'nin yargısıyla belirlenir. Bu yargının doğruluğu tartışılmaz!

    Parti yargısının yanılmaz olmadığı, Michurinizm'e karşın, tarımda içine düşülen ve etkisi günümüze kadar süren çıkmazla anlaşılmıştır. 1965'te gözden düşünceye dek Sovyet biyolojisi ile tarımını denetiminde tutan Lysenko aslında gerçek bir bilim adamı değil, sırtını partiye dayamış bir şarlatandı. Totaliter bir sistemde ideolojik retorik ile bilimi ayırmak kolay değildir.

    Nazilerin bilimi denetimlerine almaları Almanya'ya hâlâ ödedikleri ağır bir fatura çıkarmıştır. Bilimin bağnaz parti çizgisine çekildiği Sovyet dünyasında sonucun daha iç açıcı olmadığını, "açıklık" ve "yeniden yapılanma" adları altında reform gereksinmesi duyan dönemin Sovyet lideri Gorbachev'den öğreniyoruz.

    Açıklık ve yeniden yapılanmada Sovyetleri önceleyen Çin'de bile ideolojik bağnazlık etkisini tümüyle yitirmiş değildir. 1988'de "İnsanın Kökeni" adlı bir serginin Pekin'de açılması, Marxist yoruma uymadığı gerekçesiyle, Komünist Partisi militanlarınca engellenir. İddiaya göre, düzenlenen sergi, insanı hayvandan ayıran temel özelliği insanın "üretme yeteneğinde" bulan Marxizme ters düşmekteydi. Militanlar, ayrıca, Pekin Doğa Müzesi'ne ait çıplak kadm-erkek kucaklaşmasını gösteren bir foto-montaj tablonun yerine Engels'in "İnsanı insan yapan emektir," tümcesinin konmasını isterler. Ancak, halkın sloganları değil, gerçekleri öğrenme ve kendi kendine düşünme özgürlüğünü savunan müze sorumluları direnir, sonunda bir uzlaşmayla sorun çözülür: Çıplaklar tablosunun yerini insan anatomisine ilişkin kimi resimlerle "emeğin önemini" belirten silik bir yazı alır.(4)

    Bu bölümü, bilimsel kuramları ideolojik dogmalara göre biçimlemeye yönelik komünist yöneticileri eleştiren ünlü fizik bilgini Peter Kapitza'nın ilginç bir benzetmesiyle bağlayacağız:(5)

    Bilim, Stradivarius kemanı gibidir. Bu keman dünyanın en iyi kemanıdır; onu çalmak için müzisyen olmanız, müziği bilmeniz gerekir; yoksa çıkaracağı ses sıradan bir kemanın sesinden farksız olur.




- Yazıya dönüş -


1) T.D. Lysenko, Heredity and Its Variability, Columbia Univ. Press, New York, 1946.
2) Aynı kaynak.
3) Bu bölümdeki alıntılar için bakınız: J.Huxley, Heredity: East and West, s. 48-62.
4) Bakınız: TIME, 7 Kasım 1988, s.23.
5) Peter Kapitza, çok düşük sıcaklıkta madde üzerindeki çalışmalarıyla tanınmış Sovyet fizikçisidir. 1922-1935 arasında Cambridge'de (İngiltere) profesörlük yaptıktan sonra ülkesine döner; atom silahları çalışmalarına katılmayı reddettiği için 1946'da tutuklanır; Stalin'in ölümünden sonra ancak serbest bırakılır. (Bkz. The Scientist, Life Science Library, New York, 1964, s.112.)